Tüketim Tercihlerinde Ayna Nöronların Etkisi

Ayna Nöronlar Nedir?

Bir diğerinin ağladığına şahit olduğumuzda neden aynı duyguları biz de paylaşıyoruz? Bir arkadaşımızla mutfakta vakit geçiriyorken aniden arkadaşımız parmağını kestiğinde neden sanki bizim parmağımız kesilmiş gibi tepki veriyoruz? Hollanda Sinirbilim Enstitüsü’ndeki araştırmacılar, sıçan beynindeki deneyimi paylaşma alanlarını incelediler. Sıçanların beyni incelediğinde, başkalarının acısını gözlemlediklerin de sanki kendileri o acıyı deneyimliyormuş gibi aynı hücrelerin harekete geçtiği bulundu. Bu arada ‘’ayna nöronların’’ aktivitesi olmadan, bir diğerinin acısı paylaşılamaz. Birçok psikiyatrik bozukluk empati eksikliği ile karakterize olduğundan, başkalarının duygularını paylaşmanın sinirsel temelini bulmak ve bir hayvanın başkalarının duygularını ne kadar paylaştığını değiştirebilmek, empati ve bu bozuklukları anlama yolunda heyecan verici bir adımdır.

Ayna Nöronlar Nasıl Keşfedildi?

Bu bulgu, gözlemleyen sıçanın diğer sıçanın duygularını paylaştığını göstermektedir. İnsanlarda empatinin temelini oluşturduğu düşünülen bölge olan singulat korteksin karşılık gelen kayıtları ve gözlemlenen sıçanlarında, singulat kortekstlerindeki nöronların aktive ettiği bulundu. Daha sonra araştırmacılar, bir ilacın enjeksiyonu yoluyla singulat korteksteki hücrelerin aktivitesini baskıladılar. Sonuç olarak farelerin aktivite olmadan donmadığı gözlemlendi. Çalışma, gizemli psikopatolojik bozukluklara ışık tutuyor. “Aynı zamanda bize empatinin, başkalarının duygularıyla hissetme yeteneğinin, evrimimizde köklü olduğunu gösteriyor. Empatinin temel mekanizmalarını sıçan gibi hayvanlarla paylaşıyoruz.

Tüketici Tercihleri Yönünden Ayna Nöronlar

Bir insanın ayna nöron aktivitelerini çalışma prensibine hakim olmak psikolojik bozukluklar, yeni medya yöntemleri, markaların ürün oluşturma biçimlerini etkileyecektir. Ayna nöronların aktivitesi ve sosyal medya kullanımı arasında güçlü bağlantılar söz konusu olabilir. Kullanıcılar ürünleri daha çok duygusal ayna nöronları harekete geçirdikleri takdirde satın alma eğiliminde olabiliyorlar. Özellikle gündelik yaşamda gerek sosyal medyada gerek yaşam alanlarında tüketim alışkanlıklarımızda değişimler meydana geliyor. Birçok sosyal medya platformlarında pazarlamacılar kitleleri ‘’İnfluence’’ edebilecek fenomen yadanon-fenomen kişiler ile çalışma yürütüyor. Örneğin; doğum gününü kutlayan bir ‘’İnfluencer’’ anlaştığı markanın kıyafeti hakkında tanıtım yaparken özel hissettiğini ve ayrıcalıklı hissettiğini gerek kullandığı mimikler ile gerekseçtiği cümleler ile kullanıcıları etkileyebiliyor. Burada ve birçok farklı alanda ayna nöronların davranışlarımız, seçimlerimiz ve kararlarımız üzerindeki etkilerini görebiliyoruz. Beyin araştırmalarından edindiğimiz bilgi ve kaynakların ışığında daha güvenilir yöntemlerle hareket etmeye ve yenilikler oluşturmaya başlıyoruz.

Referans:

Psikolog Merve Altındağ katkıları ile,

“EmotionalMirrorNeurons in theRat’s Anterior CingulateCortex”. Maria Carrillo, Yinging Han, Filippo Migliorati, MingLiu, ValeriaGazzola, ChristianKeyser. CurrentBiology doi:10.1016/j.cub.2019.03.024

Müşteri Deneyimi (CX) ve Kullanıcı Deneyimi (UX)

ÖZET: UX, CX’in bir parçası mı? Yoksa CX genişletilmiş bir UX mi? Hangisi daha önce vardı?

Tüm işletmeler, müşterilere değer verdikleri bir deneyim sunmaya öncelik verir. UX ve CX’in inceliklerini anlamak, müşteriyle ilgili mükemmel politikalar oluşturmak için hayati önem taşır. İşte müşteri deneyimine karşı kullanıcı deneyimine ilişkin bir bakış açısı.

Potansiyel müşterinin her temas noktasında bir markayla nasıl tanıştığı önemlidir ve herhangi bir işletme için en büyük kazanç insan “ilgisidir”. Özellikle “eyleme dönüşen dikkat”. Daha geniş bir perspektifte, bir markanın müşterilerini kazanma ve elde tutma alıştırması boyunca, “müşteri deneyimi” ve “kullanıcı deneyiminden” tekrar bahsedildiğini duyacaksınız. İkisi bağlantılı mı? Herhangi bir düzeyde örtüşüyorlar mı? Müşteri deneyimi ile kullanıcı deneyimi öyküsünü nasıl tanımlarsınız?

Müşteri deneyimi ve kullanıcı deneyiminin ne anlama geldiğine hızlı bir bakış atalım;

Müşteri deneyimi (CX), müşterilerin markayla etkileşimlerinin her noktasında (sosyal medya, web deneyimi, mobil uygulama veya insan etkileşimi) elde ettikleri daha geniş bir deneyimi kapsar.

Müşteri deneyimi, ister ilk etkileşimsel izlenim, ister satın alma yapıp tekrar müşteri olmak olsun, bir müşterinin marka ve kuruluşla nasıl bir ilişki kurduğudur. ‘Mutlu müşteri = sadık müşteri’ mantığı etrafında dönen birçok küçük deneyimden oluşan daha geniş bir kavramdır. Bir markayla olumlu bir deneyime katkıda bulunacak her şeyi içerir. Bir işle ilgili duygu ve inançlarla ilgilidir. Müşteri deneyimi, bir markanın gerçekleştirdiği güven oluşturma egzersizidir ve yalnızca müşteri memnuniyetini kaydetmekle kalmaz, müşteri savunuculuğunu da artırır. Sürekli iş büyümesini besler.

Kullanıcı deneyimi (UX), kullanıcının bir markanın ürünü veya hizmetiyle olan etkileşimlerini içerir. Örneğin, web sitesinde gezinme ya da mobil uygulamada kullanım süreçleri gibi. Bu, belirli amaçlar ve karşılık gelen deneyimler için belirli görevler ile ilgilenir. Bilgi bulma kolaylığı, mimarinin düzgünlüğü, gezinme, anlama, kolay öğrenme ve görsel yapıyı içerir. UX, bir form doldurmak gibi bağımsız bireysel görevler içerir. UX, markanız için hedefler bulmak ve marka bağlılığını artırmak için kullanışlıdır. Bir işletmenin dönüşüm oranını artırmasına yardımcı olur ve yazılım geliştirmenin temel bir bileşenidir.

Daha iyi netlik için, UX ve CX farklılıklarını aşağıdaki alt başlıklara ayırdık:

1. Amaçlar ve Hedefler

Müşteri deneyimi, bir kullanıcının yolculuğunun her aşamasında bir müşteri memnuniyeti dalgası yaratmayı amaçlar. Ayrıca, bir müşterinin yolculuğunun herhangi bir noktasında iletmek istediği geri bildirimlerle de ilgilenir. Müşterilerin beyninde markayla ilgili olumlu bir etki yaratmakla ilgilenir ve bir marka deneyiminin tüm kanallarını içerir.

Kullanıcı deneyimi ise kusursuz, sorunsuz ürün deneyimlerine odaklanacaktır. Buradaki odak, müşteri sorunlarını çeşitli düzeylerde çözmektir. Amacı ürüne öncelik verirken, diğer taraftan da olumlu deneyimler yaratmak için bireysel ürün etkileşimleri yaratmaktadır.

2. Arka plan

Müşteri deneyimi çeşitli alanlarda çalışan ekiplere ihtiyaç duyar. Bunlar pazarlama, müşteri hizmetleri, satış ve iş analistlerinden kişileri içerebilir. Ayrıca, müşterilerin markanın ürün veya hizmetini nasıl algıladıklarını kontrol etmek için daha geniş ve kapsamlı araştırmalar gerçekleştirmeye ihtiyaç duyar.

Kullanıcı deneyimi teknik, tasarım ve hatta psikoloji alanında uzmanlaşmış ekiplerle çalışır. UX çalışmalarında, deneyimin belirli yönlerine bakıldığı için daha küçük araştırmalarla yetinilir.

3. Ölçümlemeler

Müşteri deneyimi, müşterilerin genel olarak duygularına odaklanır. Müşterilerin ne kadar memnun oldukları ve bir markayı başkalarına tavsiye edip etmeyecekleri ile ilgilenir. Müşteri memnuniyetini ölçmek için aşağıdaki metrikler kullanılır:

• Müşteri memnuniyeti – 1’den 5’e kadar bir ölçekte müşteri memnuniyeti puanları, müşteri memnuniyetini ölçmeye yardımcı olur. Bir müşterinin bir markadan duyduğu memnuniyet derecesini özetler.

• Net Promoter Score veya NPS – müşteri sadakatinin bir ölçüsüdür ve müşterilerin markayı başkalarına anlatmak isteyip istemediklerini yansıtır. Bu ölçümleme, müşteri geri bildirimlerini değerlendirmek için yaygın olarak kullanılır ve gelir kazancını veya kaybını değerlendirmeye yardımcı olabilir.

• Kayıp oranı ve elde tutma oranı – bu ölçümleme yöntemi, işletmenin belirli bir dönemde kaç müşteriyi kaybettiğini ve işletmenin belirli bir süre boyunca kaç müşteriyi elinde tutabileceğini değerlendirmeye yardımcı olur.

• Müşteri çaba puanı – işletmeler tarafından müşterilerin herhangi bir sorunu çözmesinin ne kadar kolay veya zor olduğunu ölçmek için sıklıkla kullanılan bir ölçüdür. Ayrıca, belirli bir sorunun neden oluştuğunu ve nasıl çözülebileceğini değerlendirmeye de odaklanır.

Kullanıcı deneyimi, temel olarak kullanılabilirliği test eder ve aşağıdaki skorlarla ölçülebilir:

• Görev süresi – bir kullanıcının bir görevi tamamlaması veya belirli bir hedefi gerçekleştirmesi için geçen süre; örneğin, web sitesindeki Yardım bölümünü veya İletişim sayfasını bulması ne kadar sürüyor gibi.

• Tamamlanan tıklama sayısı – bir kullanıcının belirli bir görevi tamamlaması için kaç tıklamaya ihtiyaç duyduğu bilgisini verir.

• Benimseme skoru –bir ürün veya hizmet için, yeni kullanıcılar ile tüm kullanıcılar arasındaki yüzdeyi verir.

• Başarı skoru – hedefe ulaşmak için belirli bir görevi veya hedefi tamamlayan kullanıcıların sayısıdır.

• Vazgeçme skoru – bir görevi tamamlamadan ayrılmayı seçen kullanıcıların yüzdesidir.

• Yükleme hızı skoru– markanın web sitesinin veya uygulamasının yüklenmesi/başlatılması için geçen süredir.

SONUÇ: “İşe müşteri deneyimi ile başlamalı ve teknolojiyi bunun etrafında kullanmalısınız. Tam tersi değil.” Steve Jobs

Referans:

Customer Experience vs User Experience: An Ultimate Guide (netsolutions.com) BY RAVNEET SINGH

METAVERSE: SANAL BİR DEVRİM

Son on yılda yaşanan teknolojik patlamalar, yapay zeka, nesnelerin interneti, bulut bilişim altyapısı ve sanal gerçeklik gibi bireysel yaşamların önemli bir parçası haline gelen yeni teknolojilerin entegrasyonu ve işletmelerin yeni pazardan sermaye elde etmek için bu yeni pazarı giderek daha fazla benimsemesi ile dijital dünya güçlenmiştir.

Metaverse; son derece gelişmiş teknolojik altyapısı, merkezi olmayan web platformları ve bir temel oluşturan blockchain düzeyinde güvenliğin entegrasyonu ile gerçeğe dönüşen aynı devrimci konsepttir. Metaverse, kullanıcıların sanal olarak etkileşim kurmasını sağlamak için sosyal medya, çevrimiçi oyun, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) ve kripto para birimlerinin özelliklerini birleştiren bir dijital gerçekliktir. Artırılmış Gerçeklik, kullanıcı deneyimini iyileştirmek için görsel, akustik ve diğer duyusal girdileri gerçek dünya ortamlarıyla birleştirir. Metaverse ilk olarak oyun sektöründe sanal gerçeklik etkileşimli oyunlarıyla kullanılmaya başlandı ve popülaritesi farklı dallarda büyüdü.

Metaverse’in Temel İtici Faktörleri

Metaverse’te Kullanıcı Deneyimi, kullanıcının AR, VR ve MR tabanlı cihazlar aracılığıyla gerçek hayat benzeri bir deneyime ve hislere sahip olduğu bir ana özelliktir. Metaverse genellikle Oyun, sosyal medya, E-spor, Tiyatrolar ve alışveriş pazarı gibi uygulamalarda kullanılmaktadır. Oyunlar, halihazırda Fortnight, Roblox ve Rec Room’da ortaya çıkan müzik konserleri ve sürükleyici tiyatro gibi canlı eğlence ile daha fazla etkinliği birleştirmek için gelişmeye devam edecektir. Spor ve çevrimiçi topluluklar, sosyal eğlence ile tamamlanmaktadır.

Metaverse gerçek dünyayı dijitale dönüştürebilen Yapay Zeka ile üç boyutlu uzayları kullanarak mekânsal hesaplamayı ortaya çıkarır. Mekânsal bilgi işlem, gerçek dünyayı daha fazla bilgi ve deneyimle genişletmeyi sağlayan büyük bir teknoloji kategorisine dönüşmüştür. Geometri ve animasyonu görüntülemek için kullanılan 3B motorlar, kullanıcının metaverse oyunlarında canlandırıcı olabilecek farklı boyutlu perspektifleri ve ses efektlerini deneyimlemesine olanak tanır.

Blockchain, Web3, Cryptocurrency ve Non-Fungible Tokens (NFTS) gibi merkezi olmayan teknolojiler, metaverse gelişimine en büyük katkıyı sağlayanlardır. Blockchain teknolojisi yazılım, egemen kimlik ve ademi merkeziyetçiliğin büyük bir parçası olan içerik ve para birimlerini ayırmanın ve gruplandırmanın yeni yolları arasında, değer alışverişine izin verir. Oyun ve metaverse deneyimlerinin gerektirdiği türden mikro dönüşümler için optimize edilmiş NFT’lerin ve blok zincirlerin ortaya çıkmasıyla, Metaverse pazarının merkezi olmayan pazarlarda yenilik dalgası yaratması bekleniyor.

Metaverse’deki Zorluklar

Veri ve Siber Güvenlik: Veri ve Güvenlik, Metaverse Market’te temel zorluklar olarak kabul ediliyor. Şirketler ve kuruluşlar BT güvenlik sistemlerinde devrim yaratmaya devam etseler de, veri koruma ve güvenlik, herhangi bir çevrimiçi ortamda kullanıcılar için endişe kaynağı oluyor. Meta veri evrenine dalmak, güvenlik uygulamalarını tamamen yeni bir düzeyde geliştirmeyi gerektiriyor. Metaverse’nin sürekli büyüyen alanına ayak uydurmak için, sanal dünyada kimlik ve mülkiyet güvenliğini garanti edebilecek yeni kişisel veriler ve gizlilik koruma yöntemleri geliştirilmelidir.

Metaverse’de mülk sahipliği: Metaverse, çeşitli öğeleri ve varlıkları satın alma ve elinde tutma fırsatı sunar. Mülk sahipliğindeki en büyük zorluk, NFT’lerin (Non-Fungible Tokens)  sanat, müzik, videolar ve çok daha fazlası için sahiplik hakları vererek ve kanıtlayarak şu anda gerçek dünya nesnelerini temsil etme biçimine benzer şekilde, sanal nesnelerin sahiplerini doğrulamak için kullanılabilecek birleşik bir sistem oluşturmak olacaktır.

Metaverse’deki varlıklar: Önde gelen birçok marka, kullanıcıya farklı gerçeklikte sanal ürünlere sahip olma imkanı sunarak ürünlerini sanal olarak metaverse’de pazarlıyor ve satıyor. Gucci, kullanıcıların neredeyse yalnızca metaverse’de sahip olabileceği spor ayakkabılar satıyor. Bu tür sanal işlemler, düzenleme ve düzeltme mekanizmasının olmaması nedeniyle sanal dolandırıcılıklara veya bir öğenin zilyetliğinin tespitine yönelik potansiyel bir tehdit içerebilir.

Ödeme Sistemi: Metaverse, ödemeler ve alım satım işlemleri üzerinde potansiyel bir tehdidin yanı sıra onu esnek kılan merkezi olmayan bir platformdur. Metaverse pazarı, sanal öğelere sahip olmalarına izin veren blockchain tabanlı kripto para birimleri ve NFT’ler tarafından yönlendirilir.

Sonuç

Metaverse, büyük yatırımlar yapan birçok önde gelen şirket ile yüksek sermayeli bir platform olma potansiyeline sahiptir. Artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklikteki sürekli gelişme, metaverse büyümesi için uygun bir fırsat yaratıyor. Özellikle Covid19, genel nüfusu ve işletmeleri dijital olarak aktif bir yaşam tarzına itti; bu durum metaverse kavramını kitlesel olarak ortaya çıkarmak için harika bir ortam olabilir. Kripto para birimlerinin ve blok zinciri tabanlı platformların giderek daha fazla benimsenmesi, metaverse’e önümüzdeki on yılda katlanarak büyümesi için yüksek potansiyele sahip bir sanal dünya sağlıyor.

Referans: Metaverse: A Virtual Revolution | IMR (introspectivemarketresearch.com)

Deep Learning vs. Machine Learning – What’s The Difference? (levity.ai)

Derin Öğrenme ve Makine Öğrenimi Nedir? Nasıl Çalışır ? (makersconsulting.co)

Nöroplastisite Kullanarak Yeni Davranış Modelleri Nasıl Oluşturulur?

Nöroplastisite: 2023’te Beyni Yeniden Yapılandırmak

Bilim adamları bir zamanlar beynin zamanla değişemeyeceğine inanıyorlardı. Artık nöroplastisitenin mümkün olduğunu biliyoruz. Beyninizi hayatınız boyunca birçok kez değiştirebilirsiniz. Hem iç hem de dış olaylar beyninizi etkileyebilir. Örneğin, bir travmadan sonra beyninizin tetikleyiciler nedeniyle farklı tepkiler verdiğini fark edebilirsiniz. Terapi ile beyninizi, travma öncesi beyninizden bile daha iyi olan yeni bir travma sonrası duruma değiştirebileceksiniz. Nöroplastisite, kendinizi ve çok daha fazlasını geliştirmenizi sağlar. Bu yazıda, nöroplastisitenin ne olduğu ve beyninizi daha iyi hale getirmek için nasıl yeniden yapılandıracağınız hakkında konuşacağız. Öyleyse başlayalım!

Nöroplastisite Kullanarak Yeni Davranış Modelleri Nasıl Oluşturulur?

1. Tetikleyicilerinizi belirleyin

Bazı şeyler ve olaylar, değiştirmek istediğiniz aynı istenmeyen davranışları tekrarlamanıza neden olabilir. Ne olduklarını bilin ve azaltın. Yapabiliyorsanız, onları ortadan kaldırın. Bir tetikleyiciyi kaldırdığınızda, beklenen dopamini engellemiş olursunuz. Ve artık aynı istenmeyen davranışı tekrar etme dürtünüz yok. Bununla birlikte, bağımlılıkla başa çıkma konusunda başka birçok bilim dalı ve prosedür olduğunu lütfen unutmayın. Ağır vakalarda, lütfen bir uzmana danışın.

2. Sağlıklı Bir Öğrenme Ortamı Teşvik Edin

Öğrenme ortamları, beyinde iyi değişiklikleri teşvik edebilecek odaklanma ve olumlu zorluklar için size yollar sağlayabilir.

3. Yeni bir dilin e-öğrenilmesi

Araştırmalara göre, başka bir dil öğrenmek kelime dağarcığını geliştirir, yaratıcılığı geliştirir ve problem çözme becerilerini güçlendirerek beynin gri maddesini artırır. Ayrıca, o dili konuşan insanlarla sosyal ilişkiler kurmanıza yardımcı olur.

4. Müzik Aleti Çalmayı Öğrenin

Müzik çalmak daha iyi bir ruh hali yaratır, hafızayı güçlendirir, konsantrasyonu geliştirir, çünkü yaşlı bireylerde bilişsel gerilemeyi de yavaşlatabilir. Ayrıca devam edebilir ve düzenli olarak olumlu şarkılar dinleyebilirsiniz. Yani, bir enstrüman çalmaya meyilli değilseniz. Müzik, beyninizi yeniden yapılandırmanıza yardımcı olabilir.

5. Seyahat

Seyahat, size evinizdeki ve kendi yaşamınızdaki şeyler hakkında yeni bir bakış açısı sağlar. Şu anda uzaklara seyahat etmek mümkün değilse, mahallenizde uzun yürüyüşler yapmak yardımcı olabilir. Yeni kültürler, normlar, yerler ve daha fazlasını görmek, nöroplastisitenin oluşmasına izin veren yeni şekillerde size ilham verebilir. Yeni yerler, zihni genişleten ve beyinde yeni nöral yollar yaratan deneyimler yaratabilir.

6. Yeterince Dinlenin

Tipik olarak, uyku fiziksel bedenin gelişiminde önemli bir rol oynar. Nöronal büyüme ile yeterli derin uyku arasındaki gerçek korelasyon üzerine çalışmalar yapılmıştır. Beyninize kendini sıfırlama şansı verecek kadar kaliteli uyuyun. Daha fazla veya daha azına ihtiyacınız olsa da, yedi ila sekiz saat uyku önerilir.

7. Egzersiz

Düzenli fiziksel aktivitenin beyindeki nöron kayıplarını önlediği bilinmektedir. Ayrıca, ruh halinizi iyileştirebilecek serotonin seviyelerini artırmaya yardımcı olur. Ayrıca sabahları egzersiz yaparken güneş ışığı almak, yürümek, beyninizin nöroplastisitesini artırmak için günlük fiziksel aktivitenin iyi bir kombinasyonudur.

8. Stresi azaltın

Meditasyon, yoga ve diğer insanlarla sağlıklı sosyal etkileşim yoluyla stresi azaltmanın yollarını bulun.

9. Amaç Bul

Bir amaç bulmak, bu makalede ele alınamayacak kadar geniş bir konu olabilir, ancak genel olarak amaçlı olmak, bir kişiyi düşünme biçimini geliştirmeye motive eder ve daha sonra, algılanan bir amaca ulaşmak için sinir yollarını değiştirmeye daha istekli olacaktır.

10. Küçük Kazançları Kutlayın

Küçük başarı başarılarını, arzu ettiğiniz sonuçları gerçekleştirmek için dopamin üretimini teşvik etmek amacıyla onları kutlayarak ödüllendirmeye çalışın. Küçük kazanımları kutlamak büyük olasılıkla, ister büyük ister küçük olsun, hedefinize ulaşmanıza yardımcı olan o iyi alışkanlığı tekrarlamanıza neden olacak yeni sinir kalıpları yaratacaktır.

11. Doğru İnsanlarla Birlikte Olun

Kazanmaya ve gelişmeye başladıkça, sizinle aynı seviyede veya daha yüksek olan insanları arayın ve onlarla sosyalleşin. Bu sosyal grup, beyninizde daha sonra iyi alışkanlıklara dönüşecek yeni sinir yolları oluşturmaya ve çalışmaya devam etmenizi teşvik edecektir.

Son düşünceler

Kişisel gelişim ve nöroplastisite bilimi, bu makalede tartışabileceğimizden çok daha fazlasını içerir. Yine de, hayatımızı temel düzeyde iyileştirmek için bağımsız olarak bir şeyler yapmaya başlayabileceğimizi bilmek güzel. Ancak ilerledikçe, bir profesyonele danışmak ve sevdiklerinizin desteğini almak şiddetle tavsiye edilir. Bu şekilde kendinizi başarıya hazırlayabilirsiniz.

Referans: Neuroplasticity: Rewiring The Brain in 2023 (declutterthemind.com)

Nöroplastisite ile Güçlü Bir Zihin Mümkün mü?

Nöroplastisite

Nöroplastisite Nedir?

Kulaklarımızın arasındaki ortalama 1300 – 1400 gram ağırlığındaki beynimiz, evrendeki bilinen en karmaşık sistemdir: “Beyindeki nöron sayısı yaklaşık 100 milyar civarındadır, yani en az Samanyolu Galaksisi’ndeki yıldız sayısı kadardır.”

Psikoloji, psikiyatri, nöroloji, biyoloji ve mühendislik alanlarının eşgüdümlü çalışması sonucunda ortaya çıkan ‘nörobilim’ insan beyninin karar verme süreçlerinin, sosyal etkileşim ve duygularının incelendiği araştırmaların başını çekmektedir. Son yıllarda ise nörobilimin bilimsel bir altın çağdan geçtiğini görüyoruz. Bu da büyük ölçüde nöroplastisitesiyle ilgili inanılmaz keşiflerden kaynaklanıyor.

Nöroplastisite veya beyin plastisitesi, beynin iç ve dış uyaranlara tepki olarak uyum sağlama ve değişme konusundaki doğal yeteneğidir. Beynimiz olaylardan, deneyimlerden, düşüncelerden ve hatta insan duygularından gelen girdilere tepki vermek için işlevlerini ve hatta fiziksel yapısını değiştirebilir. Daha önce, bilim adamları beynin sonlu olduğunu ve yenilenmeyen birkaç milyar nöronla doğduğumuzu varsayıyorlardı. Bilim adamları ayrıca bu beyin hücrelerinin zamanla yavaş yavaş öldüğüne ve yenilenmedikleri için bizim de öldüğümüze inanıyorlardı. Şanslıyız ki artık bunun doğru olmadığını biliyoruz.

Son araştırmalar bu kavramları çürüttü ve insanlar beynin şekillendirilebilir ve değişebilir olduğunu öğrendiler.

Bugün artık beynin nöral yolları yeniden düzenleyebildiğini, yeni bağlantılar kurabildiğini ve hatta nöronları yeniden üretebildiğini biliyoruz. Nöronlar, beynin ve tüm sinir sisteminin yapı taşları olarak görev yapan sinir hücreleridir. Tüm bunlar doğal olarak meydana gelir ve evrimleşen varlıklar olarak sahip olduğumuz gri maddeyle ne yaptığımıza bağlıdır. Nöroplastisite, vücudumuza ve genel olarak hayatımıza getirebileceği tüm olasılıkları ve değişiklikleri düşündüğümüzde oldukça dikkat çekicidir. Beynimizin yeni sinaptik yollar oluşturmak için kendini yeniden nasıl düzenleyebileceğini anlamamızı sağladığı için de büyüleyici bir araştırma alanıdır.

Herkes, vücudunuzu çalıştırırsanız, kaslarınızın ve kardiyovasküler sisteminizin gelişebileceği, sizi daha zinde ve daha iyi egzersiz yapabilir hale getireceği fikrine aşinadır. Özetle, beyniniz uyarıldığında da bunu yapar.

Nöroplastisite Fiziksel Güçlenmeden Nasıl Farklıdır?

Beyin ve fiziksel egzersizden elde edilen zindelik kazanımları karşılaştırmak aslında çok isabetli bir inceleme değildir. Çünkü etkiler prensipte benzer olsa da, çok farklı oldukları bazı temel noktalar vardır. Beynin ve merkezi sinir sisteminin biyolojisi, kas hücrelerinin yaptığından çok daha verimli bir şekilde uyum sağlayacak şekilde inşa edilmiştir. Bu, şaşırtıcı derecede karmaşık şekillerde gerçekleşir.

Beynimiz sadece kaslar gibi yeni beyin hücreleri geliştirmekle kalmaz – nörojenez adı verilen bir süreç – aynı zamanda nöronlarımız daha fazla bağlantı için yeni ağlar oluşturmak üzere yapısal olarak yeniden bağlanabilir. Bu ağlar çok geniştir – nöronlarımız arasında yaklaşık 100 trilyon bağlantı vardır! Beyin hücrelerimiz, nöron bağlantılarının etrafındaki bir kaplama olan miyelini artırarak birbirleriyle iletişim kurma hızlarını artırabilir. Bu durum, elektriksel verimliliklerini artırarak nöron sinyallerinin ağlar arasında daha yüksek hızda hareket etmesine izin verir. Zamanla kullanılmayan nöronlar, sinaptik budama adı verilen bir işlemle geri kesilerek beynimizin kaynakları optimize edilebilir. Hayatımızın ilk yıllarında beynimiz, tıpkı Michelangelo’nun bir mermer parçasından bir başyapıt yapması gibi, muazzam miktarda budama sürecinden geçer. Son zamanlarda yapılan bir keşif, bu sürecin yaşlılıkta da meydana geldiğini gösteriyor. Beynimizin genel aktivitesi, beyin dalgalarımızı hızlandırarak veya yavaşlatarak adapte olabilir. Örneğin zihinsel olarak uyanık olmak, daha hızlı beyin dalgaları gerektirir. Yapılan araştırmalar, beyin dalgası değişikliklerinin zaman içinde sürdürülebileceğini gösteriyor.

Özetle beynimizin yaptığı egzersiz, kaslarımız üzerindeki etkiden çok daha hızlı ve sağlam bir şekilde ve çok daha uzun süreli değişikliklerle, uyum sağlama potansiyeline sahiptir. Aslında, en son nörobilim araştırmaları, beynimizi şartlandırmanın insan performansı ve yaşam kalitesi üzerinde dönüştürücü etkileri olabileceğini giderek daha fazla gösteriyor.

Beynin Adaptasyon Gücü

Bugün bile nörobilimcileri şaşırtan hemisferektomi denilen bir ameliyat var. Bir kişinin beyninin tam anlamıyla yarısının kesilmesi gereken şiddetli epilepsi gibi yaşamı tehdit eden durumlarda gerçekleştirilir. Teorik olarak düşünüldüğünde, bu ameliyat beyin için yıkıcı olmalı çünkü beynin her bir yarısı, vücudun bir tarafını kontrol etmek gibi çok farklı işlevleri yönetiyor. Bununla birlikte, ergenlik yıllarına kadar, beynin yarısı alındığında, diğer yarısının kendisini tamamen yeni bir sol-sağ beyne dönüştürme yeteneğine sahip olduğu anlaşılıyor.

Beyin esasen her değişikliği algılayıp, her duruma hızla uyum sağlayarak, herhangi bir dış yardım olmaksızın, işlevsel olarak kendini yeniden inşa ediyor. Beynin bu inanılmaz adaptasyonunu ve yeniden yapılanmasını göz önüne alırsak, herhangi bir nedenle beyin hasarı olan hastaların tamamen normal yaşamlar sürmeleri için çok daha fazla şansa sahip oldukları anlaşılıyor. Bunun tam olarak nasıl mümkün olduğu hâlâ net olmamakla birlikte nöroplastisitenin potansiyel sonuçları nörobilimcilere gelecek için insan evriminde heyecan verici bir araştırma alanı olmayı vaat ediyor.

“Evrendeki en müthiş yapı ne kara delikler ne de gök dinamiğidir… Ama insan beynidir.”

NÖROBİLİM AFET YÖNETİM STRATEJİSİNİ NASIL ETKİLİYOR?

NÖROBİLİM AFET YÖNETİM STRATEJİSİNİ NASIL ETKİLİYOR?

2010’da Şili’de 8,8 büyüklüğündeki büyük deprem sallandığında, Jose Miguel Fernandez, Santiago’daki dördüncü kattaki dairesinde derin bir uykudaydı. Karısı onu uyandırdığında saat sabahın 3’üydü. Fernandez, bunun başka bir sarsıntı olduğunu umarak yataktan kalmak istedi. Ancak o geceyi ve anları düşündüğünde “Maalesef başka bir sarsıntı değildi. Yer şiddetli bir şekilde sarsıldı, yatağı ileri geri salladı. Büyük bir deprem olduğunu artık biliyorduk” diyor.
Korkuya kapılan çift, acil durum moduna girdi ve çocuklarına bakmak için harekete geçtiler. “Ebeveyn yatak odasında kalıp bebeğimizi beşikten aldım” diye anlatıyor. “Eşim, hala uyuyan 3 yaşındaki oğlumuzu almak için yan odaya gitti. Koridorda [belirlenen güvenli yerde] toplandık” diyor.

Fernandez’in o geceyle ilgili söyledikleri:
“Sarsıntı sonsuza dek sürecek gibiydi. Santiago, merkez üssünden yüzlerce kilometre uzakta olmasına rağmen, depremin etkisi güçlü bir şekilde hissedildi. Gürültü muazzamdı. Yer gürültüyle hareket etti ve pencereler sallandı. Dolaplardan düşen mutfak eşyalarının parçalara ayrıldığını duyabiliyorduk. Dışarıda, araba alarmları çalmaya başladı. İlk saniyelerde ışıklar söndü. Gece patlayan trafolarından dolayı gök aydınlandı. Ayağa kalkmak çok zordu. Kızlar kucağımızda olduğu için destek almak amacıyla duvarlara yaslandık. Tüm bina sallanırken duvarlar kelimenin tam anlamıyla sırtımızı tokatladı”.
 SONUÇ: Doğal afetlerin yarattığı gibi yaşamı tehdit eden durumlar, aramızdaki en cesurları bile sınayabilir. Korkunun beyni nasıl etkilediği nörobilimciler ve psikologlar için önemli bir çalışma alanı olarak karşımıza çıkıyor.

Doğal Afetler ve Beyin

Beyin yakın bir tehlike algıladığında oldukça standart bir şekilde tepki verir. Duke Üniversitesi’nde psikoloji ve nörobilim profesörü olan Dr. Ahmad Hariri şöyle diyor;

 “Genel olarak beyin, tehdide karşı karmaşık bir davranışsal ve fizyolojik tepkiyi koordine eder. Bazen, fiziksel tehlike altında olduğumuzda yaygın olarak gözlemlenen iki tepkiye atıfta bulunarak, bu koordineli tepkiye ‘savaş ya da kaç’ denir.”

Böylece beyin temel olarak vücudu ya olay yerinden kaçmaya ya da durumla kafa kafaya yüzleşmeye hazırlar.

Delaware Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Jeffrey B. Rosen, “Bu uyarlanabilir bir yanıttır” diyor. “Hayvanların çoğunda hemen hemen aynı olan bir sistem var. Hızlı bir şekilde durmak, çevreyi taramak ve ne yapacağınıza karar vermek için çok fazla zaman harcamamak yani ya koş ya da kal”.

Tehlikeye maruz kalan bir vücutta çok şey oluyor. Örneğin bir tehdit tepkisi; adrenalin ve kortizol gibi kimyasalların salınması dahil olmak üzere fizyolojideki değişiklikleri, kalp atış hızı, solunum ve iskelet kaslarına kan akışındaki artışları içerir. Bu fizyolojik ve nörolojik oluşumlar, olanlarla başa çıkmamıza yardımcı olur.

  • SONUÇ: Bir tehditle karşılaşıldığında; artan uyanıklık, farkındalık ve dikkat de dahil olmak üzere davranışlarımızda derin değişiklikler oluşur. “Bu değişiklikler, karşımıza çıkan tehdidin doğasını ve üstesinden gelmenin en iyi yolunu belirlememize yardımcı olur” diyor Dr. Hariri.

Beynin Lobları ve Amigdala

Temelde 4 lob vardır: frontal, temporal, oksipital ve parietal lob. Frontal lob beynin ön bölümünde bulunur. Temporal lob kulaklarımızın arkasında beynin iki yanında bulunur. Parietal lob beynin üst arka bölgesinde yer alır ve oksipital lob da beynin tam arka bölümünde bulunur. Beynin temporal lobunda yer alan badem şeklindeki bir yapı olan amigdala, tehdit algılama devresinin ve tepkinin merkezdir. Amigdala, deprem gibi tehlikeli bir durumla karşılaştığında, orta beynin üzerinde ve talamusun altında yer alan küçük ama önemli bir yapı olan hipotalamusa uzanır. Hipotalamus, vücudu tehdide hazırlayan adrenalini serbest bırakan adrenal bezlere sinyaller göndererek, sempatik sinir sistemini tetikler. Kalp, kaslara ve diğer önemli organlara daha fazla kan pompalamak için daha hızlı atar.

Kişi ayrıca daha hızlı nefes alacak ve akciğerleri daha fazla oksijen alacaktır. Beynin ekstra oksijene ihtiyacı vardır çünkü kırmızı alarmdadır. Tüm bunlar, adrenalin aynı zamanda bu tür durumlar için gereken ekstra enerji patlamasını sağlamak için kan dolaşımına glikoz ve yağları saldığında gerçekleşir.

İnsanlar farklı olduğu için tepkileri de farklıdır. Bilişsel-davranışçı terapi programının yöneticisi Dr. Simon Rego, “Bu yanıt tüm insanlar için evrenseldir, ancak yanıtın yoğunluğu ve süresi benzersizdir. Genetik, biyolojik, fizyolojik ve psikolojik yapı nedeniyle bireyler arasında farklılık gösterebilir” diye durumu açıklıyor.

Dr. Hariri de, Dr. Simon A. Rego ile aynı görüşü paylaşıyor; “Amigdalanın tehdide verdiği yanıtta ve bu tepkinin prefrontal korteks adı verilen başka bir beyin bölgesi tarafından nasıl düzenlendiği konusunda önemli farklılıklar var. Genel olarak güçlü bir amigdala tepkisi, prefrontal korteksten eşit derecede güçlü bir yanıtla karşılanır”.

Dr. Hariri şöyle diyor; “Travma sonrası stres bozukluğu da dahil olmak üzere anksiyete bozukluklarında, tehditlere yanıt vermede yaşanan sorunlar genellikle amigdalanın tepkisi ile prefrontal korteks arasındaki dengesizlikten kaynaklanır. Bizim ve diğer bilim insanlarının çalışmaları, amigdala ve prefrontal korteksin tehdide verdiği tepkideki bireysel farklılıkların, doğal afetler de dahil olmak üzere stres faktörlerine maruz kalma şekli ve süresiyle ilişkili olduğunu gösteriyor” diyor.

SORU: “Tehlikeli durumlara tekrar tekrar maruz kalmak, insanları bunlarla başa çıkmada daha iyi veya daha az korkulu hale getirebilir mi?”

Bu sorunun cevabını kimse tam olarak bilmiyor. “Bazı teoriler, insanların strese alıştığını öne sürüyor. Diğer teoriler, stres reaksiyonlarının tekrarlanan streslerle daha da kötüleştiğini öne sürüyor.

Tulane Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde psikiyatrist olan Michael S. Scheeringa, bu teorilerin kesinliğiyle ilgili fazla kanıt olmadığı görüşünde. “Bir kişinin strese tepki verme şekli, oldukça karmaşıktır.”

David Ropeik, “Neden Korkularımız Her Zaman Gerçeklerle Eşleşmiyor” diyor. Risk algısı psikolojisi üzerine yapılan araştırmalar, çoğu durumda bir riskle bir süre yaşadığımızda ve bu risk aşina hale geldiğinde, ona bir nevi alıştığımızı ve daha az endişelendiğimizi gösteriyor. Örneğin, birçok deprem yaşayan insanlar, çok az veya hiç deneyimi olmayanlara göre daha az korkarlar.
Ropeik, “Ancak bir riskten kaynaklanan ciddi kişisel maliyet var ise, bu endişeleri artırır” diyor.
 SONUÇ: Depremde sevdiklerini, evlerini kaybeden insanlar, aşina oldukları bir bölgede yaşasalar bile bu riski daha ciddiye alıyorlar. Florida’daki insanlar, ciddi kasırgaların neler yapabileceğini biliyor ve kasırgaların daha seyrek vurduğu bölgelerden daha fazla hazırlık yapıyor.
 SONUÇ: Amigdala, gelecekte tehditten daha iyi kaçınabilmemiz için, çevremizdeki hangi belirli ipuçlarının tehditle ilişkili olduğunu öğrenme işlevi görür”.
Bu nedenle, Jose Miguel Fernandez depremlerle karşılaşma deneyimine sahip olsa da, her depremle karşılaştığında muhtemelen aynı heyecanı ve korkuyu – yüksek kalp atışı, hızlı nefes alma, terleme – yaşayacaktır. Zaten Fernandez, 2010’da yaşadığı depremden önce de,1985’teki bir başka büyük deprem sırasında Şili’deydi.

NÖROBİLİM VE AFET YÖNETİMİ

Hayatta kalanlarla ilgilenen afet yönetimi ekipleri, beynin korku tepkisi üzerine yapılan araştırmalardan çok şey öğrenebilirler.

David Ropeik, çoğu afet yönetimi programında nörobilim araştırmalarına yeterince yer verilmediğini düşünüyor. Ropeick’e göre, “afet yönetiminde yer alan acil durum yöneticileri, acil müdahale teşkilatı çalışanlarıdır ve yaşanılan riskler onların yaşam tarzı olmuştur. Buna karşılık normal insanların olaylara nasıl tepki verdiği ve davrandığı, ne kadar risk altında olduklarıyla ilgilidir.”

Ancak, acil durum yöneticileri David Ropeick’le aynı fikirde değiller. Florida Sağlık Bakanlığı’nın bir bölümü olan Florida Kriz Konsorsiyumu’nun klinik direktörü Mike Haney’e göre ” Acil durum çalışanları bir afetin psikolojik etkisine yönelik eğitim, öğretim ve müdahale tatbikatları sağlamak üzere birlikte çalışan devlet kurumları, kar amacı gütmeyen kuruluşlar ve gönüllülerden oluşan bir topluluktur. Bu insanlar, afetlerin psikolojik etkisinin ve olaylara mümkün olduğunca çabuk yanıt vermeye hazırlıklı olma gereğinin daha fazla farkında olanlardır.”

Denver’daki Colorado Halk Sağlığı ve Çevre Departmanında Afet Davranışsal Sağlık Hizmetleri, Acil Durum Hazırlık ve Müdahale Ofisi yöneticisi Dr. Curt Drennen, “Doğal afetlerde korku ve psikolojik stres iki büyük tepkidir. Bireylerin bu durumlara odaklanma ve uyum sağlama yeteneklerini derinden bastırır. Acil durum yöneticileri olarak onları korku tepkisinden çıkarmaya çalışıyoruz.”

Curt Drennen son yıllarda afet yönetiminin, afetleri ele alırken giderek daha fazla psikolojik içgörüden faydalandığına dikkat çekiyor. Drennen’in ekibi, afet kurbanlarıyla uğraşırken psikolojik ilk yardım denen bir şey kullanıyorlar yani bir tür psikolojik alet çantası. “Bu çanta birkaç temel ilkeye dayanıyor: güvenlik, bağlantı, etkinlik, sakinleştirme ve umut.

Örneğin, “hem topluluk düzeyinde hem de bireysel düzeyde umudu ele almaya çalışıyoruz” diyor Drennen. “Topluluk düzeyinde, belediye başkanları ve valiler, bu zorluğun üstesinden topluca gelebileceğimiz konusunda iletişim kurmaya çalışıyor. Bireysel düzeyde, insanların ihtiyaçlarının ne olduğunu düşünmeye başlamalarını sağlıyoruz. Onlara zorlukların üstesinden gelme konusundaki dayanıklılıklarını hatırlatmaya çalışıyoruz.”

  • SONUÇ: Curt Drennen, “afet yönetimi ekibi olarak psikoloji ve hatta nörobilim alanındaki araştırmalar konusunda kendimizi sürekli güncellemeye ve bunu programımıza entegre etmeye çalışıyoruz” diyor.

Referans: Bu makale ilk olarak Brain World Dergisi’nin Yaz 2014 sayısında yayınlanmıştır.

Duygu Durum Analizini Müşteri Deneyiminde Neden Kullanmalısınız?

müşteri deneyimi ve duygu durum analizi

Son yıllarda sıklıkla kullanılan ‘Müşteri Deneyimi’ kavramı 3 anahtara sahiptir.

  • Mevcut müşteri ilişkileri ve etkileşimini arttırarak, mevcut müşteri sayısını çoğaltmak,
  • Mevcut müşteri ilişki ve etkileşimlerini güçlendirerek yeni müşteriler elde etmek,
  • Değerli ve akılda kalıcı etkileşimler yoluyla müşteri yolculuğunu yöneterek, müşteri sadakatini güçlendirmek.

Hangi marka bu 3 anahtarı doğru kullanarak, kapıları açarsa ‘güçlü, dost ve duygudaş’ bir marka algısına sahip olur. Günümüzde yapılan çalışmalar –  tüketicilerin kendilerini anlayan, olduğu gibi kabullenen ve değiştirmeye çalışmadan saygı gösteren markalara – kendilerini duygu bazında daha yakın hissettiklerini gösteriyor.

FAYDALAR

Müşteri Deneyimi yönetimi ve ölçümlenmesi incelendiğinde, kişilerin bireysel yanıtlarını ölçümleyen nörolojik ve fizyolojik çalışmaların, analiz ve yorumlara büyük değer katacağı aşikardır. Gerçek katılımcılarla yapılan Duygu Durum (EMONET) çalışmasının, Müşteri Deneyimi ölçümlemelerinde güvenilirlik oranı %95 ve üstüdür. Müşteri Deneyimi en uygun olarak duygularla tanımlanır. Tüketicinin ilişkiye girdiği, etkileşimde olduğu bir Marka ile yaşadığı deneyimi anlamak ve Marka yolculuğunu olumlu ya da olumsuz duygularla mı tamamladığını belirlemek için en doğru çözüm Nörolojik & Fizyolojik araştırmalardır

Burada üstünde durulması gereken önemli konulardan biri bu araştırmaların gerçek katılımcılarla yapılması şartıdır. Tüketicinin etten, kemikten ibaret, hormonlarla ve iç salgılarla yönetilen, duygu durumu devamlı büyük değişiklikler gösteren bir canlı olduğunu unutmamak lazım. Nörobilim çalışmalarında, kültürel farklılıklardan ziyade kişilerin bireysel olarak fiziksel açıdan birbirlerinden önemli ve etkili farklılıklar göstermesi büyük önem taşır. Bu farklılıkları davranışlara yönlendirecek duyguların ölçümlenmesinde, ‘indivualized’ yanıtların alınması şarttır. Her katılımcının uyaranlar karşısında sergilediği merkezi ve otonom sinir sistemi bulguları, kalp atışı, kaslarının yanıtı, alnındaki kanlanma birbirinden kesinlikle farklıdır. Aksi takdirde doktorlar hastalıklarda her hastaya aynı ilacı yazar, aynı tedaviyi uygularlardı.

NEDEN ÖNEMLİ?

Duygu Durum analizi (EMONET) ile gerçekleştirilen her Müşteri Deneyimi çalışması kendine özgüdür. Ortak bir öğreti ya da deneyime dönüştürülemez. Her bir insan nasıl birbirinden farklı ve tek ise, her nöro çalışması da birbirinden farklı ve tektir. Sadece etnik kökenler, cinsiyetler, kültürler ve sosyo-ekonomik gruplar arasındaki farklılıklar değil, insanların fizyolojik ve nörolojik gerçekleri, duyguları ve deneyimleri de farklıdır ve her biri bir araştırma konusudur.        

Günümüzde her alanda büyük önem taşıyan kişiselleştirme Müşteri Deneyiminin kalbindeki ana damar, ‘Aort damarıdır’.  

Müşteri Deneyimi & Müşteri İlişkileri Nedir? Neden Birbirlerine Karıştırılır?

Müşteri deneyimi’ günümüzde çok kullanılan bir kavram olup, genel anlamıyla müşteri ile marka arasındaki etkileşimlerin bütününü ifade eder. Müşteri deneyimi, tüketicilerin bir ürünü ilk kez keşfetmek ve araştırmaktan, alışverişe ve satın almaya, sonrasında da markayı takip etmeye kadar yaptıkları uzun bir yolculuktur. Markaların, doğru bir müşteri deneyimi sağlamak için öncelikle ‘doğru bir müşteri ilişkisi oluşturmaları gerekir.

Markaların doğru bir müşteri ilişkisi kurmak için ilk atacakları adımlar:

  • Kurum, marka ve tüketici ilişkisinin analiz edilmesi
  • “Kanal ve Ürün Odaklı” pazarlama yaklaşımından, “İlişki ve Müşteri Odaklı” uygulamalara geçiş
  • “Bilgi Teknolojisinin” “İlişki Teknolojisine” dönüştürülmesi
  • Müşteri ilişkilerinde “Kişiye Özel” çözümlere ulaşılması

Müşteri ilişkileri yönetimi ile müşteri deneyimi yönetimi kavramları çoğunlukla birbiri ile karıştırılır:

  • CRM (customer relation management yani müşteri ilişkileri yönetimi) daha çok müşterileri takip etmek, satışları artırmak ve sorunları çözmekle ilgilidir.
  • CXM (customer experience management yani müşteri deneyimi yönetimi) ise harika bir deneyim sunarak müşterileri çekmek ve elde tutmak için daha bütünsel bir yaklaşıma sahiptir.

Müşteri İlişkileri Yönetimi Nedir?

  • Müşteri Bilgisini Müşteri İlişkisine çeviren bir araçtır.
  • Bire bir, kişiye özel bir pazarlama yaklaşımıdır.
  • Bir rekabet stratejisidir.
  • Müşteriyi kurumun   olarak gören bir yönetim yaklaşımıdır.

 Müşteri İlişkileri Yönetiminin Kazandırdıkları?

  • Müşteri memnuniyetini artırmak
  • Müşteri sadakatini artırmak ve yeni müşteri kazanmak
  • Müşteriyi tüm alışkanlıkları, istekleri ve ihtiyaçlarıyla tanımak
  • Mevcut müşteri karlılığını artırmak
  • Mevcut müşteri maliyetlerini düşürmek
  • Doğru bir müşteri deneyimine giden yolu açmak

Müşteri Deneyimi Yönetimi Nedir?

Müşteri deneyimi günümüzün aşırı rekabetçi ve birbirine bağlı küresel pazarında markaları diğerlerinden farklı kılacak kritik bir faktör haline gelmiştir.  Markaların müşterilerine kişiselleştirilmiş deneyimler sunarak, onların sadece kendilerine sadık olmalarını değil, aynı zamanda deneyimlerini başkalarına aktarmalarını da sağlayan bir yönetim biçimidir.

Müşteri Deneyimi Yönetiminin Kazandırdıkları?

  • Müşterilerine, farklılaştırılmış ve kişiselleştirilmiş deneyimler sağlamak
  • Sorunsuz müşteri yolculukları oluşturmak
  • Daha bilgiye dayalı, müşteri odaklı iş kararları almak
  • Etkili ve akılda kalıcı etkileşimler yoluyla sadakati arttırmak
  • Mevcut müşterilerin deneyimlerinden yeni müşteriler elde etmek
  • Hem kurum hem de müşteriler için kazançlı senaryolar hazırlamak
    • Mevcut müşterilere yapılan satışları arttırmak
    • Yeni satışlarla gelirlerin arttırılmasını sağlamak
    • Müşteri kaybını azaltarak maliyetleri düşürmek
    • Somut iş değeri yaratılmasına katkı sağlamak 
    • Daha bilgiye dayalı, müşteri odaklı iş kararları almaya yardımcı olmak

Referans:

Serdar Altan

Mehmet Metin

EMONET ile Marka Özüne Yolculuk

Fiziksel ve nörolojik araştırmaların en çarpıcı özelliği, tüketicilerin pazarlama argümanlarına, markalara ve ürünlere verdikleri duygusal tepkiyi, bilimsellik sınırları içerisinde ölçebilmesidir. Bu tarz araştırmalar, sonuçları bilimsellik içerisinde %95 güvenilirlik sınırları içerisinde verdikleri için tüketicilerin bilinçdışı algıları, zevkleri, tercihleri, tepkileri ve satın alma eğilimlerinin ölçümlenmesinde güvenle kullanılmaktadırlar.

Özellikle Pandemi döneminden itibaren her alanda olduğu gibi araştırma alanında da online yöntemler bariz bir şekilde öne çıkmış ve üstünlüğü ele geçirmişlerdir. Online Duygu Durum yöntemi olan EMONET uzaktan sensörsüz ölçme yeteneğine sahip olup, laptop ve mobil telefonlar üzerinden uygulanabilme başarısına sahip olduğu için mükemmel bir teknolojidir. Katılımcıları doğal ortamlarından uzaklaştırmadığı için pratiktir ve kısa sürede gerçekleşme yetisine sahiptir.

Merkezi ve otonom sinir sisteminden gelen yanıtlar yüz kaslarının hareketleriyle ölçümlenirken, diğer taraftan da alın bölgesindeki kanlanma miktarı ile göz bebeklerinin büyüklüğü de EMONET analizinde kullanılan fizyolojik ölçüm parametreleridir. Böylelikle, katılımcının hangi uyarana karşı nasıl bir tepki verdiğini anlamak, bilge kişilerin dediği gibi “kişiyi yüzünden anlarız” sözünü doğrulamaktadır. 

EMONET yönteminde nörolojik ve fiziksel ölçümlemelerle birlikte eş zamanlı olarak gerçekleştirilen kalitatif yapıdaki görüşmelerden elde edilen içgörülerden de faydalanılarak güvenilir ve uygun aksiyonların alınması, Markaları hatalı pazarlama ve iletişim stratejileri oluşturmaktan kurtarmaktadır.

EMONET ÇALIŞMASI: NeuroMark tarafından bir Erkek Giyim Markası için gerçekleştirilen ‘EMONET ile MARKA ALGISI’ Araştırmasının Markaya kazandırdıklarını aşağıda kısaca özetliyoruz;

Marka değerleri, çağrışımları ile kavramlarını ortaya koyarak yeni bir Konsept oluşturmak için markaya yönelik duyguları ölçmek ve keşfedilen yeni marka kavramları ile görsellerinden markaya uygun olanlarını seçmek için Grup Tartışmalarıyla birlikte bir EMONET Duygu Durum çalışması gerçekleştirildi.

Çalışma sonucunda aşağıdaki bulgular elde edildi:

Erkek Giyim Markası için elde edilen içgörüler:  

  • Takım elbise değil, erkek giyim markası ol…
  • Takım elbise dışında ürünler olduğundan erkekleri haberdar et…
  • Kadın ve sosyal medya erkek giyimi üzerinde etkili…
  • Okazyona göre giyinmek toplumsal bir kural…
  • Hafta sonu demek özgürlük demek, ‘mood’una göre giyin…
  • Rahatlığın erkek giyimiyle özdeşleştiğini unutma…
  • Müşterilerle sektörün giyim tarzı tanımları birbirinden tamamen farklı…

Fiziksel ve nörolojik ölçümleme sonuçları:  

  • Marka ile en çok bağdaşan kavramlar sırasıyla‘modern, casual, klasik, yenilikçi, genç’ kavramlarıdır.
    • MODERN kavramı daima olsun çünkü mutluluk veriyor.
    • CASUAL kavramı herhangi bir duyguda yoğunlaşamıyor.
    • KLASİK kavramı sıkılmışlık yaratıyor.
    • YENİLİKÇİ kavramı çok önemli çünkü heyecan yaratıyor.
    • GENÇ kavramına özellikle yetişkin erkekler ulaşmak istiyor.

Önerilen ve gerçekleştirilen aksiyonlar:

  • Yeni marka konseptinde, olumlu duygular uyandırdığı için önerdiğimiz kavram ve görsellerin kullanılması.
  • Müşteri sıklığını arttırmak için yenilikçilik duygusu veren kampanyalar tasarlayıp, modernliğin vurgulanması.
  • Gençlerle ve gençlikle ilgilenilmesi.
  • Sinerjinin arttırılması. 
  • Marka bilinirliğini alışverişe dönüştürecek stratejilere odaklanılması.
  • Sosyal medya fırsatlarının değerlendirilmesi.
  • Marka ile en uyumlu bulunan marka yüzünün kullanılması.

Referanslar:

  • NeuroMark ‘EMONET ile MARKA ALGISI ’ çalışması
  • Tanıdığım mucizevi moderatör ve kalitatif proje yöneticilerinin başında gelen sevgili Alev Bayrak’a birlikte gerçekleştirdiğimiz araştırmadan bazı bölümleri bu yazıda yayınlama izni vermiş olduğu için teşekkürlerimi iletiyorum.