NÖROBİLİM AFET YÖNETİM STRATEJİSİNİ NASIL ETKİLİYOR?

2010’da Şili’de 8,8 büyüklüğündeki büyük deprem sallandığında, Jose Miguel Fernandez, Santiago’daki dördüncü kattaki dairesinde derin bir uykudaydı. Karısı onu uyandırdığında saat sabahın 3’üydü. Fernandez, bunun başka bir sarsıntı olduğunu umarak yataktan kalmak istedi. Ancak o geceyi ve anları düşündüğünde “Maalesef başka bir sarsıntı değildi. Yer şiddetli bir şekilde sarsıldı, yatağı ileri geri salladı. Büyük bir deprem olduğunu artık biliyorduk” diyor.
Korkuya kapılan çift, acil durum moduna girdi ve çocuklarına bakmak için harekete geçtiler. “Ebeveyn yatak odasında kalıp bebeğimizi beşikten aldım” diye anlatıyor. “Eşim, hala uyuyan 3 yaşındaki oğlumuzu almak için yan odaya gitti. Koridorda [belirlenen güvenli yerde] toplandık” diyor.

Fernandez’in o geceyle ilgili söyledikleri:
“Sarsıntı sonsuza dek sürecek gibiydi. Santiago, merkez üssünden yüzlerce kilometre uzakta olmasına rağmen, depremin etkisi güçlü bir şekilde hissedildi. Gürültü muazzamdı. Yer gürültüyle hareket etti ve pencereler sallandı. Dolaplardan düşen mutfak eşyalarının parçalara ayrıldığını duyabiliyorduk. Dışarıda, araba alarmları çalmaya başladı. İlk saniyelerde ışıklar söndü. Gece patlayan trafolarından dolayı gök aydınlandı. Ayağa kalkmak çok zordu. Kızlar kucağımızda olduğu için destek almak amacıyla duvarlara yaslandık. Tüm bina sallanırken duvarlar kelimenin tam anlamıyla sırtımızı tokatladı”.
 SONUÇ: Doğal afetlerin yarattığı gibi yaşamı tehdit eden durumlar, aramızdaki en cesurları bile sınayabilir. Korkunun beyni nasıl etkilediği nörobilimciler ve psikologlar için önemli bir çalışma alanı olarak karşımıza çıkıyor.

Doğal Afetler ve Beyin

Beyin yakın bir tehlike algıladığında oldukça standart bir şekilde tepki verir. Duke Üniversitesi’nde psikoloji ve nörobilim profesörü olan Dr. Ahmad Hariri şöyle diyor;

 “Genel olarak beyin, tehdide karşı karmaşık bir davranışsal ve fizyolojik tepkiyi koordine eder. Bazen, fiziksel tehlike altında olduğumuzda yaygın olarak gözlemlenen iki tepkiye atıfta bulunarak, bu koordineli tepkiye ‘savaş ya da kaç’ denir.”

Böylece beyin temel olarak vücudu ya olay yerinden kaçmaya ya da durumla kafa kafaya yüzleşmeye hazırlar.

Delaware Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Jeffrey B. Rosen, “Bu uyarlanabilir bir yanıttır” diyor. “Hayvanların çoğunda hemen hemen aynı olan bir sistem var. Hızlı bir şekilde durmak, çevreyi taramak ve ne yapacağınıza karar vermek için çok fazla zaman harcamamak yani ya koş ya da kal”.

Tehlikeye maruz kalan bir vücutta çok şey oluyor. Örneğin bir tehdit tepkisi; adrenalin ve kortizol gibi kimyasalların salınması dahil olmak üzere fizyolojideki değişiklikleri, kalp atış hızı, solunum ve iskelet kaslarına kan akışındaki artışları içerir. Bu fizyolojik ve nörolojik oluşumlar, olanlarla başa çıkmamıza yardımcı olur.

  • SONUÇ: Bir tehditle karşılaşıldığında; artan uyanıklık, farkındalık ve dikkat de dahil olmak üzere davranışlarımızda derin değişiklikler oluşur. “Bu değişiklikler, karşımıza çıkan tehdidin doğasını ve üstesinden gelmenin en iyi yolunu belirlememize yardımcı olur” diyor Dr. Hariri.

Beynin Lobları ve Amigdala

Temelde 4 lob vardır: frontal, temporal, oksipital ve parietal lob. Frontal lob beynin ön bölümünde bulunur. Temporal lob kulaklarımızın arkasında beynin iki yanında bulunur. Parietal lob beynin üst arka bölgesinde yer alır ve oksipital lob da beynin tam arka bölümünde bulunur. Beynin temporal lobunda yer alan badem şeklindeki bir yapı olan amigdala, tehdit algılama devresinin ve tepkinin merkezdir. Amigdala, deprem gibi tehlikeli bir durumla karşılaştığında, orta beynin üzerinde ve talamusun altında yer alan küçük ama önemli bir yapı olan hipotalamusa uzanır. Hipotalamus, vücudu tehdide hazırlayan adrenalini serbest bırakan adrenal bezlere sinyaller göndererek, sempatik sinir sistemini tetikler. Kalp, kaslara ve diğer önemli organlara daha fazla kan pompalamak için daha hızlı atar.

Kişi ayrıca daha hızlı nefes alacak ve akciğerleri daha fazla oksijen alacaktır. Beynin ekstra oksijene ihtiyacı vardır çünkü kırmızı alarmdadır. Tüm bunlar, adrenalin aynı zamanda bu tür durumlar için gereken ekstra enerji patlamasını sağlamak için kan dolaşımına glikoz ve yağları saldığında gerçekleşir.

İnsanlar farklı olduğu için tepkileri de farklıdır. Bilişsel-davranışçı terapi programının yöneticisi Dr. Simon Rego, “Bu yanıt tüm insanlar için evrenseldir, ancak yanıtın yoğunluğu ve süresi benzersizdir. Genetik, biyolojik, fizyolojik ve psikolojik yapı nedeniyle bireyler arasında farklılık gösterebilir” diye durumu açıklıyor.

Dr. Hariri de, Dr. Simon A. Rego ile aynı görüşü paylaşıyor; “Amigdalanın tehdide verdiği yanıtta ve bu tepkinin prefrontal korteks adı verilen başka bir beyin bölgesi tarafından nasıl düzenlendiği konusunda önemli farklılıklar var. Genel olarak güçlü bir amigdala tepkisi, prefrontal korteksten eşit derecede güçlü bir yanıtla karşılanır”.

Dr. Hariri şöyle diyor; “Travma sonrası stres bozukluğu da dahil olmak üzere anksiyete bozukluklarında, tehditlere yanıt vermede yaşanan sorunlar genellikle amigdalanın tepkisi ile prefrontal korteks arasındaki dengesizlikten kaynaklanır. Bizim ve diğer bilim insanlarının çalışmaları, amigdala ve prefrontal korteksin tehdide verdiği tepkideki bireysel farklılıkların, doğal afetler de dahil olmak üzere stres faktörlerine maruz kalma şekli ve süresiyle ilişkili olduğunu gösteriyor” diyor.

SORU: “Tehlikeli durumlara tekrar tekrar maruz kalmak, insanları bunlarla başa çıkmada daha iyi veya daha az korkulu hale getirebilir mi?”

Bu sorunun cevabını kimse tam olarak bilmiyor. “Bazı teoriler, insanların strese alıştığını öne sürüyor. Diğer teoriler, stres reaksiyonlarının tekrarlanan streslerle daha da kötüleştiğini öne sürüyor.

Tulane Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde psikiyatrist olan Michael S. Scheeringa, bu teorilerin kesinliğiyle ilgili fazla kanıt olmadığı görüşünde. “Bir kişinin strese tepki verme şekli, oldukça karmaşıktır.”

David Ropeik, “Neden Korkularımız Her Zaman Gerçeklerle Eşleşmiyor” diyor. Risk algısı psikolojisi üzerine yapılan araştırmalar, çoğu durumda bir riskle bir süre yaşadığımızda ve bu risk aşina hale geldiğinde, ona bir nevi alıştığımızı ve daha az endişelendiğimizi gösteriyor. Örneğin, birçok deprem yaşayan insanlar, çok az veya hiç deneyimi olmayanlara göre daha az korkarlar.
Ropeik, “Ancak bir riskten kaynaklanan ciddi kişisel maliyet var ise, bu endişeleri artırır” diyor.
 SONUÇ: Depremde sevdiklerini, evlerini kaybeden insanlar, aşina oldukları bir bölgede yaşasalar bile bu riski daha ciddiye alıyorlar. Florida’daki insanlar, ciddi kasırgaların neler yapabileceğini biliyor ve kasırgaların daha seyrek vurduğu bölgelerden daha fazla hazırlık yapıyor.
 SONUÇ: Amigdala, gelecekte tehditten daha iyi kaçınabilmemiz için, çevremizdeki hangi belirli ipuçlarının tehditle ilişkili olduğunu öğrenme işlevi görür”.
Bu nedenle, Jose Miguel Fernandez depremlerle karşılaşma deneyimine sahip olsa da, her depremle karşılaştığında muhtemelen aynı heyecanı ve korkuyu – yüksek kalp atışı, hızlı nefes alma, terleme – yaşayacaktır. Zaten Fernandez, 2010’da yaşadığı depremden önce de,1985’teki bir başka büyük deprem sırasında Şili’deydi.

NÖROBİLİM VE AFET YÖNETİMİ

Hayatta kalanlarla ilgilenen afet yönetimi ekipleri, beynin korku tepkisi üzerine yapılan araştırmalardan çok şey öğrenebilirler.

David Ropeik, çoğu afet yönetimi programında nörobilim araştırmalarına yeterince yer verilmediğini düşünüyor. Ropeick’e göre, “afet yönetiminde yer alan acil durum yöneticileri, acil müdahale teşkilatı çalışanlarıdır ve yaşanılan riskler onların yaşam tarzı olmuştur. Buna karşılık normal insanların olaylara nasıl tepki verdiği ve davrandığı, ne kadar risk altında olduklarıyla ilgilidir.”

Ancak, acil durum yöneticileri David Ropeick’le aynı fikirde değiller. Florida Sağlık Bakanlığı’nın bir bölümü olan Florida Kriz Konsorsiyumu’nun klinik direktörü Mike Haney’e göre ” Acil durum çalışanları bir afetin psikolojik etkisine yönelik eğitim, öğretim ve müdahale tatbikatları sağlamak üzere birlikte çalışan devlet kurumları, kar amacı gütmeyen kuruluşlar ve gönüllülerden oluşan bir topluluktur. Bu insanlar, afetlerin psikolojik etkisinin ve olaylara mümkün olduğunca çabuk yanıt vermeye hazırlıklı olma gereğinin daha fazla farkında olanlardır.”

Denver’daki Colorado Halk Sağlığı ve Çevre Departmanında Afet Davranışsal Sağlık Hizmetleri, Acil Durum Hazırlık ve Müdahale Ofisi yöneticisi Dr. Curt Drennen, “Doğal afetlerde korku ve psikolojik stres iki büyük tepkidir. Bireylerin bu durumlara odaklanma ve uyum sağlama yeteneklerini derinden bastırır. Acil durum yöneticileri olarak onları korku tepkisinden çıkarmaya çalışıyoruz.”

Curt Drennen son yıllarda afet yönetiminin, afetleri ele alırken giderek daha fazla psikolojik içgörüden faydalandığına dikkat çekiyor. Drennen’in ekibi, afet kurbanlarıyla uğraşırken psikolojik ilk yardım denen bir şey kullanıyorlar yani bir tür psikolojik alet çantası. “Bu çanta birkaç temel ilkeye dayanıyor: güvenlik, bağlantı, etkinlik, sakinleştirme ve umut.

Örneğin, “hem topluluk düzeyinde hem de bireysel düzeyde umudu ele almaya çalışıyoruz” diyor Drennen. “Topluluk düzeyinde, belediye başkanları ve valiler, bu zorluğun üstesinden topluca gelebileceğimiz konusunda iletişim kurmaya çalışıyor. Bireysel düzeyde, insanların ihtiyaçlarının ne olduğunu düşünmeye başlamalarını sağlıyoruz. Onlara zorlukların üstesinden gelme konusundaki dayanıklılıklarını hatırlatmaya çalışıyoruz.”

  • SONUÇ: Curt Drennen, “afet yönetimi ekibi olarak psikoloji ve hatta nörobilim alanındaki araştırmalar konusunda kendimizi sürekli güncellemeye ve bunu programımıza entegre etmeye çalışıyoruz” diyor.

Referans: Bu makale ilk olarak Brain World Dergisi’nin Yaz 2014 sayısında yayınlanmıştır.