Yüz Duygu Durum’ Çalışması Hakkındaki Gerçekleri Anlatıyoruz!

Özellikle son yıllarda nöropazarlama yöntemleri arasında öne çıkan ‘Yüz Duygu Durum’ yöntemiyle  ilgili doğru ve yanlışlar maalesef birbirine karışmaktadır. Nöropazarlamanın her alanında olduğu gibi bu alanda da bilgi ve algı yanlışlıkları vardır ve yöntem farklı şekillerde uygulanıp, farklı şekillerde tanımlanmaktadır.

Gerçek bilimsellik sınırları içerisinde gerçekleştirilmiş doğru bir ‘Yüz Duygu Durum’ analizinin özelliklerine bakalım;

  • Fiziksel ve nörolojik araştırmaların en çarpıcı özelliği, tüketicilerin pazarlama argümanlarına, markalara ve ürünlere verdikleri duygusal tepkiyi, bilimsellik sınırları içerisinde ölçebilmesidir. Markaların müşterileriyle kurdukları iletişimde, davranışsal boyutu yönlendirenin duygusal boyut olduğu açıktır. İşte burada devreye giren, doğru şekilde gerçekleştirilmiş bir Yüz Duygu Durum analizi, markanın duygusal boyutunu bilimsellik sınırları içerisinde %95 güvenilirlik ile içerisinde vermektedir.
  • Yüz Duygu Durumu analizinde, insanların herhangi bir uyarana karşı oluşan duyguları merkezi ve otonom sinir sistemlerinden gelen yanıtların, yüz kaslarının hareketleriyle dışarıya yansıması sayesinde analiz edilir. Vücudun anlık uyaranlara verdiği tepkileri gözlemleyip, bir iletişim aracı olan yüz ifadelerinin izlenmesi yolu ile duyguları ortaya çıkararak zenginleştirilmiş algılar elde edilmesini sağlar.
  • Analize dahil olan katılımcılar sistem tarafından tanımlanır ve her uyarana karşı hissettikleri, testteki duygular bazında verilir.

Diğer taraftan, Sabit EEG ile birlikte gerçekleştirilen doğru bir ‘Yüz Duygu Durum’ çalışmasında ise beyin dalgalarının ölçümlenmesinin yanı sıra vücudun anlık uyaranlara verdiği tepkiler gözlemlenerek, bir iletişim aracı olan yüz ifadelerinin izlenmesi yolu ile istem dışı duygular ortaya çıkarılır ve daha zenginleştirilmiş algılar elde edilir. Sabit EEG ile birlikte gerçekleştirilen Yüz Duygu Durum yönteminde, beyin dalgaları aktivitesi ile yüz ifadelerinin tanımlanması eş zamanlı olarak kaydedilip değerlendirilmektedir. Bu teknikle, yüz mimiklerinden kamera görüntü tabanlı analiz yapılmakta ve katılımcıların milisaniye ölçeğinde mutlu olma, üzülme, sinirlenme, şaşırma, korku, kafa karışıklığı, nefret gibi temel duyguları belirlenmektedir. EEG korteksin verdiği yanıtları aldığı için, yüzden alınan yanıtlarla bir eşleştirme yapılabilir. Örneğin, bir insan bir şey izlerken sinir olduğunda, bu duygusunu alaycı bir gülümsemeyle de verebilir. İşte o zaman eğer EEG kullanılmışsa, beyinden gelen kesin yanıtlarla, bunun sinirlenme mi yoksa gerçekten gülme mi olduğu kesin olarak anlaşılır.

Diyoruz ki “Yukarıdaki doğrulara bağlı kalınmadan gerçekleştirilen ve adına Yüz Tanımlama denilen çalışmalarda güvenilirlik oranları düşük olmakta ve sadece yüz kasları, bireyselleştirme yapılmadan ya da EEG olmadan kaydedildiğinde yanıltıcı olmaktadır.”

Pazarlama için neden “Nörogörüntüleme” kullanılıyor?

Pazarlamacılar iki ana nedenden dolayı beyin görüntüleme kullanma konusunda heyecanlılar. Birincisi, pazarlamacılar nörogörüntülemenin maliyetler ve faydalar açısından daha verimli bir değiş tokuş sağlayacağını umuyor. Bu umut, insanların tercihlerini açıkça ifade etmeleri istendiğinde tam olarak ifade edemeyecekleri ve gerçekte tercihlerinin ne olduğunu bile bilemedikleri varsayımından hareket ediyor.

Görünen o ki, bir kişinin tercihini ortaya çıkarmanın farklı yöntemleri genellikle bu tercihin farklı tahminleriyle sonuçlanır. Bu tür bilgiler, teorik olarak, satın alma davranışlarını etkilemek için kullanılabilir. En azından teorik olarak beyin görüntüleme, insanların sadece neyi sevdiğini değil, aynı zamanda neyi satın alacakları konusunda da aydınlatma sağlar.

Şimdiye kadar nöropazarlama yaklaşımı, tasarım sonrası uygulamaya ve özellikle tanıtım kampanyalarının etkinliğini ölçmeye odaklanmıştı. Halbuki günümüzde tanıtım ve reklam kampanyaları dışında her türlü ürün, konsept, isim, logo ve slogan testlerinde de çok başarılı sonuçlar vermektedir. Genel yaklaşım, katılımcılara test edilecek konuyla ilgili sözel ya da görsel uyaranlar göstermek ve beynin tepkisini kan oksijenlenme düzeyine bağlı bir ölçüm şeklinde ölçmek olmaktadır.

Pazarlamacıların beyin görüntüleme konusunda heyecan duymasının ikinci nedeni, yöntemin bir ürün ortaya çıkmadan önce bile uygulanabilecek bir metot olmasıdır. Varsayım, beyin görüntüleme verilerinin, standart pazar araştırması çalışmalarından elde edilen verilere göre altta yatan tercihlerin daha doğru bir göstergesini vereceği ve genellikle sübjektif değerlendirmelerle beslenen önyargılara karşı duyarsız kalacağıdır. Böylelikle ürün konseptleri hızla test edilebilir ve umut verici olmayanlar sürecin erken safhalarında elenebilir. Nöropazarlama gelecek vaat eden ürünleri geliştirmek için kaynakların daha verimli bir şekilde tahsis edilmesini sağlayacaktır. Bu nedenle, nörogörüntülemenin pazarlamanın herhangi bir yönünde yararlı bir rol oynayıp oynayamayacağı konusu, bu üç temel soruya bağlıdır.

  1. Nöropazarlama diğer yaklaşımlarda elde edilemeyen bilgileri ortaya çıkarabilir mi?
  2. Nöropazarlama diğer pazarlama araştırması yaklaşımlarından daha verimli bir maliyet-fayda dengesi sağlayabilir mi?
  3. Nöropazarlama ürün tasarımı hakkında erken bilgi sağlayabilir mi?

Referans: Neuromarketing: the hope and hype of neuroimaging in business / Dan Ariely and Gregory S. Berns


Tat Yolculuğu

Tat yaşamsal değere sahip bir duyudur. Tat alma duyusuyla birlikte hareket eden koku alma duyusu insanların ve hayvanların yediklerini, içtiklerini tanımalarını ve değerlendirmelerini sağlar.

Tat alma ve koklama kimyasal duyulardır. Burundaki ve ağızdaki reseptörler gelen molekülleri bağlar ve beyne gönderilecek elektrik sinyalleri üretir. Büyün sinyal setleri kafatası sinirleri boyunca geçer.

Dil tatma için ana duyu organıdır. Dilimiz, bedenimizin en esnek kas organı olup, bu esneklik beslenme ve iletişim için çok önemlidir. Dil üzerinde yapılan nörolojik araştırmalar bize tadın dilin her bölgesinde eşit olarak hissedildiğini gösterir. Dilin yapısındaki sinirler yeterince olduğu için beyne tat ile ilgili verileri rahatlıkla gönderir.  

Beyin lezzete ilişkin algısını tada ve bir koku türü olan retronazal kokuya dayalı oluşturur. Beyin görüntüleme çalışmaları, retronazal kokunun beyinde birçok bölgeyi aktive ettiğini göstermiştir.

Tat alma duyusu açıklanırken, üzerinde durmamız gereken ilginç bir konu da ‘olumsuz tat koşullanmasıdır’. Bir yiyecek sizi hasta ettiğinde yani bozulmuş olduğunda, sonrasında da o yiyeceği itici veya iğrenç bulmanıza neden olabilir. Hayvanlarla da yapılan araştırmaların gösterdiği gibi bir yiyecek mide bulantısıyla eşleştirilirse, olumsuz tat koşullanmasından bahsedilir. Kuvvetli bir öğrenme şeklidir ve sadece bir deneyimle öğrenilip yıllarca devam edebilir.

TAT kendine özgü bir duyudur” Tadı ancak kategorize ederek tanımlarız:

Tatlı: Genellikle enerji bakımından zengin yüksek kalorili besinlerle ilişkilidir.

Ekşi: Ekşilik, nesnelerdeki asit oranına bağlı bir durumdur. Olgunlaşmamış veya bozulmuş yiyeceklerin sinyalini veriyor olabilir.

Tuzlu: Birçok kimyasal tuz, sodyum molekülleri dahil tuzlu tat verir.   

Acı: Doğal toksinlerle ilişkilidir. Bazen gıdalara kasıtlı olarak eklenmekle birlikte genellikle hoş olmayan bir lezzet olarak kabul edilir.

Son yıllarda, 5. tat olarak da lezzetli anlamına gelen ‘iştah açıcı yani Umami’ tadı devreye girmiştir. 

En önemli sorumuz; “Beynimizde bu tat niteliklerinin nasıl temsil edildiğidir”

Tat algısı nöropazarlama alanı içerisinde yer alıp, nörolojik ölçümlemelerle yani beyin dalgaları ölçümlenerek ortaya çıkarılabilir. Bu ölçümlemede kullanılan skorlar ‘Beğeni, Zihinsel Efor, Dikkat ve

Heyecandır’. Çalışmada kullanılan EEG yönteminde, bilişsel süreçlerde ortaya çıkan beyin elektriksel aktivitesinin değişimleri, kafa derisi üzerine yerleştirilen elektrotlarla ölçümlenir. Çalışmada, Korteks üzerinde ‘beynin ödül merkezi’, ‘limbik sistem’ ve ‘talamus’ analiz edilir.  


Referans: Rita Carter

  


Pazarlama ve Toplum: Etik

Son 10 yılda, çeşitli pazarlama faaliyetlerinin toplum üzerindeki etkisine bağlı olarak, özellikle pazarlama içindeki etik konulara odaklanan bir ilgi patlaması görüldü. Bu ilgi, pazarlama araştırmalarıyla sınırlı kalmamış, aynı zamanda iletişim, sosyoloji, politika, psikoloji ve nörobilim gibi disiplinlerle de ilgili olmuştur.

Günümüzde, tüketicileriyle uzun vadede ilişki kurmak ve onların sadakatini sağlamak isteyen Markalar, uzun vadeli araştırmalara ve politikalara yöneliyor. Marka ile tüketici ilişkisi uzun vadeli bir iletişim olarak görüldüğü için Marka Bilinirliği ve Güveni, Müşteri Memnuniyeti, Müşteri Sadakati gibi konulara ağırlık veriliyor. Bu kavramlar ve amaçlar söz konusu olduğunda da ‘etik davranışlar’ öne çıkıyor. Markaların pazarlamanın aşağıdaki 3 alanında etiklik ilkesi doğrultusunda hareket etmesi bekleniyor.

  • Ürünle ilgili etik krallar
  • Fiyatla ilgili etik kurallar
  • Tanıtım faaliyetleri ile ilgili etik kurallar

Son yıllarda etkisi gittikçe artan ve psikoloji, psikiyatri, nöroloji, biyoloji ve mühendislik alanlarının eşgüdümlü çalışması sonucunda ortaya çıkan Nörobilim ile de etik kavramı doğrudan ilişkilidir. Zira Nörobilim, insan beyninin karar verme süreçlerinin, sosyal etkileşim ve duygularının incelendiği araştırmaların başını çekmektedir. Sosyal Nörobilim başlığı altında yer alan Nöropazarlama insan beyninin pazarlama uyaranlarına verdiği tepkinin anlaşılmasında nörobilimdeki tekniklerden yararlanılmasıdır. Temel amacı, tüketicilerin bilinç dışı davranışlarını daha iyi anlamak ve tahmin etmektir.

 Nöropazarlama etiğini oluşturan önemli faktörler;

  • Nöropazarlamanın görüntülemede kullandığı doğru alet, teknik ve yöntemler,
  • Doğru ölçümleme,
  • Doğru örneklem sayısı,
  • Doğru analiz,
  • Kesin ve güvenilir istatistiki bilgilerdir.

Nöropazarlama, teknolojiyi kullanarak tüketicinin satın alma davranışlarını analiz etmeye ve markalara bu analizlere göre güvenilirlik oranları yüksek istatistiki veriler sunmaya yarayan başlı başına etik bir yöntemdir.

Nöropazarlama uygulamaları doğru kişilerce yani nörobilim uzmanları tarafından ve doğru amaçlar doğrultusunda gerçekleştirildiğinde, pazarlama dünyası için ne denli etik kurallara uygun kritik ve önemli bir bilimsel pencere olduğu ortadadır. Sonuç olarak, tüketici tutum ve davranışlarında karanlıkta kalan kısımlara ışık tutarak, tüketici dünyasına geniş bir perspektiften bakma olanağı sunar.  Nöropazarlama ile yapılan araştırmalarda resmin eksik yönü tamamlanarak, stratejik pazarlama kararlarının bilimsel ve etik bir zeminde net ve kesin olarak oluşturulması sağlanmaktadır!

Referans

What is ‘neuromarketing’? A discussion and agenda for future research
Nick Lee ⁎, Amanda J. Broderick, Laura Chamberlain
Marketing Group, Aston Business School, Aston University, UK
Received 1 February 2006; received in revised form 1 March 2006; accepted 30 March 2006

TÜKETİCİ DAVRANIŞI & NÖROPAZARLAMA

Tüketici davranışı terimi çok fazla ortalıkta dolaşıyor. Şu soruyu doğru bir şekilde cevaplamak için bir dakikamızı ayıralım: “Tüketici davranışı nedir?” 

Tüketici davranışı özünde, belirli bir insan tipini, yani tüketicileri inceleme eylemidir.

Hepimiz bir tüketici toplumunda yaşıyoruz ve beğensek de beğenmesek de hepimiz tüketiciyiz. Bunu akılda tutarak, tüketici davranışı, bireyler ve gruplar olarak biz tüketiciyi inceler.

Tüketici davranışı, pazarlama ağacının bir dalıdır. Psikoloji, sosyoloji, pazarlama ve davranışsal ekonomi gibi birçok disiplinin bir karışımıdır. Tüketici davranışı, antropoloji ve etnografiyi (insanların ve kültürün sosyal ortamlarında incelenmesi) bile kapsar.

Tüketici Davranışını Yıkmak

Tüm bu disiplinleri birleştirmenin amacı, satın alma alışkanlıklarımızı yöneten zihinsel, duygusal, irrasyonel ve davranışsal küçük farklılıkları öğrenmektir. Tüketici davranışı tüm satın alma sürecini kapsar: satın alma öncesinde, sırasında ve sonrasındaki eylemlerimizi.

Tüketici davranışı ve pazarlama daima birlikte yer alır. Pazarlamanın özü, müşterilerin ihtiyaç ve isteklerini anlamaktır. Bu amaçla tüketici davranışından elde ettiğimiz bilgiler, büyük bir marka kampanyasından, bir e-posta pazarlama kampanyasındaki konu satırına kadar çeşitli pazarlama işlevlerini bilgilendirir. 

Eğer isterseniz tüm pazarlama işlevlerini de tüketici yolculuğunun içine koyabilirsiniz: Farkındalık, Düşünme/ Değerlendirme ve Satın Alma: 

  • Farkındalık – Tüketiciler varlığınızın farkında mı? 
  • Değerlendirme – Tüketiciler ürününüzü/markanızı ihtiyaçlarını ve isteklerini karşılamak için düşünüyor mu? 
  • Satın Alma – Tüketiciler ürününüzü satın alıyor mu?
  • Tavsiye – Tüketiciler markayı/ürünü savunuyor mu? 

Eğer klasik tüketici yolculuğu size yetersiz ve sığ geliyor ise, EEG çalışmaları ile daha derine inebilirsiniz.

Tüketici Davranışı, Teknoloji ve Sinirbilimle Buluşursa

Tüketici davranışı yaklaşık bir asırdır bilimsel olarak incelenmiştir. Bununla birlikte, en büyük dönüm noktalarından ikisi yakın zamanda geldi: Teknoloji ve Sinirbilim

Teknolojinin tüketici davranışı üzerindeki en önemli etkisi, CRM (müşteri ilişkileri yönetim sistemi) olmuştur. Günümüzde küçük ve orta ölçekli şirketler, tüketici davranışındaki kalıpları bulmak için davranışsal verileri kullanabilen CRM’lere erişebilmektedir.  CRM’ler ile derin içgörüler sağlanır.

Daha zengin veri ihtiyacı ise Sinirbilimin tüketici davranışına girmeye başlamasının nedenidir.  Bilim dünyasındaki son 20 yıllık ilerleme sonucunda beynimizin işleyişini artık bir takım beyin görüntüleme yöntemleri ile doğrudan inceleyebiliyoruz. İşte bu kanıta dayalı olarak insan beyninin olağan ve olağan dışı biyolojik tepkilerini inceleyen araştırma disiplinine “Nörobilim” adı verilmiştir. Nörobilim (Beyin Araştırmaları) son yıllarda gittikçe artan bir hızda gelişmekte, beynin karmaşık zihinsel ve duygusal süreçlerini aydınlatmaktadır. Bu çerçevede günümüzde, beyin aktivitesinin deneğe herhangi bir acı veya hasar vermeden ölçümüne olanak sağlayan Elektroensefalogram (EEG, beyin elektriksel aktivitesi) ve fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (fMRI, beyin kan dolaşımı) yöntemleri, nöropazarlamanın elindeki en önemli bilimsel araçlardır. Son yıllarda her 2  yöntemle normal sağlıklı bireylerde yürütülen binlerce araştırma; beynin dikkat, algı, öğrenme, duygusal uyarılma ve karar verme süreçlerinin (kognisyon) altında yatan biyolojik mekanizmalar hakkında önemli bir bilgi birikimi oluşturmuştur.

NeuroMark’ ın online olarak gerçekleştirdiği Emonet Yüz Duygu Analizi  uyaranlara karşı merkezi ve otonom sinir sisteminden gelen yanıtların, yüz kaslarının yardımıyla duygu olarak karşımıza çıkmalarını sağlar. Online Göz Takibi ise kullanıcıların göz hareketlerini ve odaklanma bilgilerini ölçümleyerek, elde ettiği verileri test ettiği materyallerdeki bilgi ve görsellerle eşleştirerek, hangi unsurların kullanıcıların ilgisini ve dikkatini daha fazla çektiğini belirler.

SONUÇ: Bu çerçevede, Pazar araştırmacıları ile nörobilimcilerin yakın temas halinde, ortak çalışması Tüketici Davranışı hakkında daha bilimsel, doğru ve güvenilir bilgiler elde edilmesini sağlar.

Referans: Prince Ghuman, POP-Neuro Founder

www.forbes.com

SEN, BEN VE HORMONLAR

Hayatımız boyunca başımıza gelen olumlu ve olumsuz olaylarda büyük ölçüde rol oynadıklarını düşündüğümüz ‘hormonlarımız’ bedenimizin iç istikrarını sağlayan görevlilerimizdir. Beyindeki nöral kontrol merkezleri, beden bezlerini yaşamsal dengenin sürdürülmesi için gerekli olan hormonları üretmesi ve salgılaması yönünde etkiler. Beden bezleri, bedendeki dengesizliklere karşı hormon üretimini arttırarak veya azaltarak tepki verirler. 

Beden bezleri yani hormonlar, özellikle 2 açıdan nörolog ve nöropazarlamacıların ilgi alanlarına girmektedir.

Duygu ve davranışlar, hormonlar tarafından etkilendiği için kişilerin ruh halleri sürekli olarak büyük bir değişiklik içerisindedir. Bu gerçekliğin ışığı altında, nörolojik çalışmalarda eğer gerçek insan davranışı görülmek isteniyorsa, nöropazarlama çalışmalarının insanlarla gerçekleştirilmesi gereklidir. Zira sadece hormonları bile göz önüne alsak, nörolojik ölçümlemelerde insan örneği çok kıymetlidir.

Nöropazarlama çalışmalarında, kişilerin karşılaştıkları sözel ya da görsel uyaranlara karşı oluşan duygularda özellikle bazı hormonların etkili oldukları düşünülüyor. Bu hormonlar Dopamin, Seratonin, Endorfin ve Oksitosindir. Zira bu hormonlar kritik bedensel işlevlerin yanı sıra duygularımızdan da sorumludur. Duygular ve hormonlar karmaşık bir şekilde birbirine bağlıdır.

Dopamin Hormonu: Bu hormon duygu durumumuzu kontrol etmede rol oynar. Uzmanlar dopaminin yüzde ellisinin bağırsaklarda üretildiğini belirtmektedir.

Seratonin Hormonu: Bu hormon ruh halimizi düzenlemede önemli bir rol oynar ve mutluluk hissimizden sorumludur.

Endorfin Hormonu: Bu hormonun işlevi ağrıyı dindirmek, çekilen acının etkisini azaltmak, beynin uygun olarak algıladığı davranışlarda bulunduğumuzda iyi olma hissini yaşatmaktır. Bu hormon doğal ödül devresine bağlıdır.

Oksitosin Hormonu: Bu hormonu sevgi, tutku, cinsellik, değer görme ihtiyacı, annelik hissi gibi alanlarla ilişkilendiririz. Bu hormon, insanda güven duygusuyla ortaya çıkar ve insanların olumlu kararlar vermesini sağlar. Bu hormonun ortaya çıkışı insanları daha empatik, cömert, iyiliksever ve yardımsever hale getiriyor. Yapılan deneylere göre bu hormonun seviyesi yükseltildiğinde insanlar daha yüksek maddi bağışlarda bulunuyorlar ve daha paylaşımcı hale geliyorlar.

Hormonlar viski kadar etkiliydi ve iki kat daha sinsiydi. – Linda Howard

“Biraz huysuz olabilirim. Endişe ve hormonlarla doluyum. – Nicholas Hoult

“Hormonlar çok güçlü şeylerdir. Onların ardından çaresiziz. – Meg Cabot

“Saf bir kalp ve zihin sizi yalnızca bir yere götürür er ya da geç hormonların da söz hakkı vardır. – Jim Kasap

Referans

Rita Carter, Paul J. Zak, Intranasal Oxytocin: Myths and Delusions, In Biological Psychiatry, Dr. Kıvılcım Kayabalı

LİDERLİK VE İLİŞKİLERDE “EMPATİ”

Empati göstermenin insanlar için olumlu olduğunu biliyoruz, ancak yeni araştırmalar bunun inovasyondan tutundurmaya kadar her şey için önemini gösteriyor. Büyük liderlik, katılım, mutluluk ve performans koşullarını yaratmak için her türlü becerinin iyi bir karışımını gerektirir ve empati, liderlerin yapması gerekenler listesinin başında gelir.

Stresin Etkileri

Empatinin bu kadar gerekli olmasının nedeni olarak, insanların birden çok türde stres yaşaması ve en önemlisi günümüzde pandemi sebebiyle hayatımızın ve işimizin alt üst oluşu gösteriliyor.

  • Akıl sağlığıQualtrics tarafından yapılan küresel bir araştırma, insanların %42’sinin zihinsel sağlıklarında bir düşüş yaşadığını buldu. Spesifik olarak, insanların %67’si streste artış yaşarken, %57’si artan kaygıya sahip ve %54’ü duygusal olarak tükenmiş durumda. İnsanların %53’ü üzgün, %50’si sinirli, %28’i konsantre olmakta zorlanıyor, %20’si görevleri bitirmek için daha uzun sürüyor, %15’i düşünmekte zorlanıyor ve %12’si sorumluluklarını yerine getirmekte zorlanıyor.
  • Kişisel hayatlarMesleki Sağlık Biliminde yapılan bir araştırma, stresli hissettiğimizde uykumuzun tehlikeye girdiğini buldu. Illinois Üniversitesi’ndeki bu araştırma, çalışanların işyerinde kaba e-postalar aldıklarında, olumsuzluğu kişisel yaşamlarına yayma eğiliminde olduklarını buldu. Ek olarak, Carleton Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, insanların iş yerinde nezaketsizlik yaşadıklarında, ebeveynliklerinde kendilerini daha az yetenekli hissetme eğiliminde olduklarını ortaya çıkardı..
  • Performans, Ciro ve Müşteri DeneyimiAcademy of Management Journal’da yayınlanan bir araştırma, insanların iş yerinde kabalığa maruz kaldıklarında performanslarının düştüğünü ve başkalarına yardım etme olasılıklarının da daha düşük olduğunu buldu. Georgetown Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırma, işyeri nezaketsizliğinin arttığını ve düşük performans, işbirliği, kötüleşen müşteri deneyimleri ve artan ciro dahil olmak üzere etkilerinin kapsamlı olduğunu keşfetti.

Empati Olumlu Sonuçlara Daima Katkı Sağlar. Zor zamanlardan geçerken, tükenmişlikle mücadele ederken veya işyerinde mutluluğu bulmakta zorlanırken, empati güçlü bir panzehir olabilir ve bireyler, ekipler için olumlu deneyimlere katkıda bulunabilir. Catalyst tarafından 889 çalışan üzerinde yapılan yeni bir araştırma, empatinin bazı önemli yapıcı etkileri olduğunu söylüyor:

  • Yenilik: İnsanlar liderlerinin empatik olduğunu düşündüklerinde, yenilikçi olabildiklerini bildirme olasılıkları daha yükseliyor – daha az empatik liderlere sahip çalışanların %13’üne kıyasla çalışanların %61’i.
  • Etkileşim: Liderlerinden empati gören kişilerin %76’sı görevleri ile daha fazla meşgul olurken bu durum daha az empati deneyimleyenlerin yalnızca %32’sinde görülmektedir.  
  • Devamlılık: Kadınların %57’si yaşam koşullarına şirketleri tarafından saygı duyulduğunu ve değer verildiğini hissettiklerinde şirketlerinden ayrılmayı pek düşünmediklerini söyledi. Ancak, yaşam koşullarına bu düzeyde bir değer veya saygı duymadıklarında, kadınların sadece %14’ü ayrılmayı düşünmediklerini belirtti.
  • Kapsayıcılık: Empatik liderlere sahip kişilerin %50’si, daha az empatik liderliğe sahip olanların yalnızca %17’si ile karşılaştırıldığında, iş yerlerinin kapsayıcı ve aidiyet yaratmış olduğunu bildirdi.
  • İş hayatı: İnsanlar liderlerinin daha empatik olduğunu hissettiklerinde, %86’sı işlerini ve yaşamlarını daha rahat ve başarıyla yönetebildiklerini bildirdi. 

İşbirliği önemli bir faktördürEvrimsel Biyoloji’de yayınlanan bir araştırmaya göre , karar verme sürecine empati dahil edildiğinde, işbirliğini arttırıyor ve hatta insanların daha empatik olmasına neden oluyor. Empati daha fazla empatiyi teşvik ediyor.

Empati doğuştan geliyorLund Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada, 2 yaşındaki çocuklar, başkalarının kendilerinden farklı bakış açılarına sahip olduklarını takdir ettiklerini gösterdiler. Virginia Üniversitesi’ndeki araştırmalar; insanların arkadaşlarının tehdit altında olduğunu gördüklerinde, kişisel olarak tehdit edildiklerinde etkilenen beyinlerinin aynı bölümünde aktivite olduğunu ortaya çıkardı. İnsanlar kendileri için hissettiklerini, arkadaşları ve takım arkadaşları için de hissediyorlar. Tüm bunlar, empatiyi işte ve kişisel yaşamlarımızda, insanlık durumumuzun önemli bir parçası haline getiriyor.

SONUÇ

Empati, olumlu ilişkilere ve örgüt kültürlerine katkıda bulunur ve aynı zamanda sonuçları da yönlendirir. Empati yepyeni bir beceri olmayabilir, ancak günümüzde yeni bir önem düzeyine sahip bir durumda. Yeni araştırmalar, empatinin şimdi ve işin geleceğinde geliştirilecek ve gösterilecek liderlik yeterliliği olduğunun altını özellikle çiziyor.

Referans: Tracy Brower / Empathy Is The Most Important Leadership Skill According To Research / Forbes

Ayna Nöronlar

ayna nöronlar

Bazı nöronlarımız hareket ettiğimizde aktive olurken, bazıları hareket eden başka kişileri gördüğümüzde aktive olur. Bu bizim bilinç dışında diğer insanların hareketlerini taklit edip, onların deneyimlerini paylaştığımız anlamına gelir. Nörobilimin alanı ve bilgileri içerisinde yer alan ‘Ayna Nöronlar’ ilk olarak bir maymun türü olan makakların beyinlerinin motor planlama bölgesinde keşfedilmiştir. Sonrasında beyin aktivitesinin deneğe herhangi bir acı veya hasar vermeden ölçümüne olanak sağlayan Elektroensefalogram (EEG, beyin elektriksel aktivitesi) ve fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (fMRI, beyin kan dolaşımı) yöntemleri ile yapılan çalışmalarda Ayna Nöronların insanlarda da var olduğu saptanmıştır. İnsanlardaki Ayna Nöronlar maymunlarda olduğu gibi sadece hareket aktivitesi ile kısıtlı olmayıp, beynin duygu, his bölgelerinde de bulunduğu için daha kapsamlıdır.   

Taklit

Son yapılan nörobilim çalışmaları Ayna Nöronlarının hem hareket ederken, hem de hareketi izlerken aktif olduğunu ortaya koymuştur. Premotor korteksteki nöronlarınız, siz hareket etmeseniz de, bir başka kişiyi hareket ederken gördüğünüzde bacaklarınızı hareket ettirme planı yapar. Yani, bir başka kişiyi herhangi bir şeyi yaparken gördüğünüzde, siz de beyninizde aynı şeyi yaparsınız. Ancak bir başkasının eylemini aynalamak için sizin beyninizin daha önceden öğrenmiş olduğu bir motor programla ‘yankılanması’ gerekir. Örneğin bir balerinin hareketlerini aynalayabilmeniz için balerin olmasanız da, bu hareketleri yapmanın nasıl olduğu hakkında bir fikir sahibi olmanız gerekir. Ayna Nöronlar “Taklitte” başlı başına rol oynamamakla birlikte, işitme ve görme duyuları aracılığıyla taklit etme davranışında yer aldıkları görülmektedir.

Aynalanan Duygular

Burada özellikle dikkat çekmek istediğimiz alan ‘Aynalanan Duygulardır’. Yani bir kişi bir başkasının Duygu Durumunu gördüğünde, beyninin aynı duyguyla ilgili bölgeleri aktive olur ve bu duyguları iletebilir hale gelir. İşte bu Duygu Aynalanmasının, ‘Empatinin’ temeli olduğu düşünülmektedir. Yani bizlerin, birbirimizin ne hissettiğini anlama yeteneğimizin başrolünde Ayna Nöronlarımız yer almaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalar, Empati eksikliğinin en çok Otizm hastalığında görüldüğü ve buna daha az ayna nöron aktivitesinin yol açtığını göstermektedir.

Ayna nöronlarla ilgili olarak son yıllarda yapılan nörobilim araştırmaları “sürü psikolojisinin” ortaya çıkmasında ayna nöronların aktif rol oynadıklarını gösteriyor. Örneğin film izlerken korkan birini gördüğümüzde bizim de korku duymamız, maç izlerken diğer kişilerle aynı hareketleri yapmamız, kalabalıklarda diğer insanlarla aynı hareketleri yapıp, aynı duyguları hissetmemiz, karşımızdaki esnediğinde bizim de esnememiz, Ayna Nöronların faaliyetlerine örnek olarak gösterilebilir.

Nöropazarlama Açısından

Pazarlama açısından baktığımızda ise Ayna Nöronların satın alma davranışlarımız üzerinde etkili olduğunu görürüz. Yapılan reklamlarda hedef kitlenin duyguları iyi analiz edildiğinde, Ayna Nöronların da yardımıyla reklamdaki ürünü/markayı benimseme ve kendine uygun bulma duyguları güçlenmekte ve Ayna Nöronlar hedef kitleyi satın almaya teşvik etmede etkili olmaktadır. 

SONUÇ OLARAK; Ayna Nöronların keşfi kognitif nörobilimin en heyecan verici olaylarından biridir. Uzun yıllardır yapılan yoğun çalışmalara rağmen, Ayna Nöronlar ile ilgili her konu tam olarak aydınlatılamadığı için, ilginç ve halen gelişen bir beyin temelli araştırma alanı olarak yer almaktadır.

Referanslar

Rita Carter, Rizzolatti-2001, Luppino-2001

Mimikler ve Beden Dili

Düşüncelerimizi, duygularımızı konuşmayla olduğu kadar yüz ifadelerimiz ve beden dilimizle de ifade ederiz. Yaşadığımız dünyada sözlü olmayan ifadeler, kişilerarası iletişimde belki de kullandığımız sözcükler kadar önemlidir. Mimikler ve beden dili dediğimizde; el ve kol hareketleri ile yüz ifadelerini kapsıyoruz. İşte karşımızdakilere mesajları devamlı bu hareketlerimiz ve ifadelerimizle veririz. Hatta aslında duygularımızı sözlerimizden ziyade mimiklerimiz ve beden dilimizle daha gerçek haliyle ifade ederiz.

İnsanoğlu sözlü iletişim sayesinde bugünlere geldiyse de, sözlü iletişimin destekçisi olan beden dili bazen salt gerçeklerin yansıtıcısıdır. Beden dili çoğunlukla içgüdüseldir ve büyük oranda bilinçdışından gelen eylemlerden oluşur. Beden dilimiz, insanlığın ilk çıkışındaki zamanlardan, diğer canlıların av ya da avcı olarak algılandığı zamanlardan kalma ilkel reflekslerimizin kalıntılarıdır. Bu refleksler bizi geçmişimizde av gibi görünen uyaranlara yaklaşmaya ve avcı gibi görünen uyaranlardan kaçmaya programlamıştır. Bu nedenle tanışır tanışmaz birine kanımız ısınır ya da ısınmaz. Bu yüzden de insanlar hakkında çoğunlukla ilk görüşte bazı izlenimler edinmemiz, birinin duruşundan, bakışından hoşlanırken, diğerininkinden hoşlanmamamız tamamen normaldir. Beyin saniyenin beşte birinde bu sözlü olmayan ifadeleri anlamlandırır. Bu yüzden de insanlar hakkında çoğunlukla ilk görüşte bazı izlenimler ediniriz.

Nöropazarlamanın Rolü

İşte nöropazarlamanın gücü burada devreye girer.  Fiziksel ve nörolojik araştırmaların en çarpıcı özelliği, kişilerin karşılarındaki sözel ve görsel uyaranlara verdikleri duygusal tepkiyi, bilimsellik sınırları içerisinde ölçebilmesidir. Unutmayalım ki, yapılan nörobilim araştırmaları gösteriyor ki duygularımızı karşı tarafa istesek de iradi olarak doğru ifade edememe olasılığımız yüksektir. 

Nörobilimin büyük başarılarından biri de, yüz ifadelerinden duyguları ölçümlemektir. Kişinin karşısına çıkan herhangi bir uyarana karşı hissettikleri Otonom ve Merkezi Sinir Sisteminden gelen yanıtların, yüz kaslarının hareketleriyle dışarıya yansıması sayesinde ölçümlenip, analiz edilir. Amigdala, Orbitofrontal kortkes, anterior singulat korteks ve insula aktivasyonunun dışa vurumu, yüz hareketlerinden sınıflandırılmaktır. Analiz edilen duyguların dışa vurumu, amigdala ve hipocampal sistem üzerinden gerçekleşirken, implicit/explicit (örtük ve açık) emosyonel hafıza bilgilerini işler. Örtük emosyonel hafıza kişinin geçmişte kaydettiği, refleks gibi oluşturduğu bilgiler iken, açık hafıza ise kişinin kendi öğrendiği tecrübeler ve bilgilerdir.

Beden Dili ile İlgili Sözler

Bir insanın hareketleri, sözlerinden daha yüksek sesle konuşur.” – Dale Carnegie

Bazen dudakların bitiremediği cümleleri, gözler tamamlar. – Ahmed H. Müftüoğlu

“Bir kimsenin sesindeki, gözlerindeki ve davranışındaki mana, kullandığı sözlerdekinden az değildir.” – François de La Rochefaucauld

Diyoruz ki “Karşınızdaki kişinin beden dili ile sözleri birbiriyle çeliştiğinde, sözleri yerine bedeni tarafından sergilenen duyguya önem veriniz”.

SİMİN DEMİRİŞ