ESTETİK BEYİN: ESTETİK ALGIMIZIN ÖZÜ NEDİR?

İnsanlık tarihinde, zekanın evrimi büyük bir dönüm noktasıdır. Bu evrimsel süreç, insanın düşünme yeteneklerini geliştirmesi, soyut düşünebilme yeteneğini kazanması ve karmaşık kültürel yapıları oluşturabilmesiyle sonuçlanmıştır. Ancak, zekanın evrimi sadece pratik becerilerin ve problem çözme yeteneklerinin gelişimiyle sınırlı değildir. İnsanın sosyokültürel evriminde, müzik, resim ve sanat gibi yaratıcı ifadelerin rolü büyük öneme sahiptir. İnsanın estetik olgusuna yönelik farkındalığı da bu alanlarla birlikte gelişmiştir.

Estetik; insanların güzellik, sanat eserleri, doğal manzaralar, müzik, edebiyat ve diğer görsel veya işitsel deneyimler gibi birçok şeyi değerlendirme ve takdir yeteneğini kapsar. Estetik algı ise bireylerin güzellikle ilgili tercihlerini ve değerlendirmeleri yönlendirir. Bir şeyin estetik olarak kabul edilmesi, bireyin duygusal, bilişsel ve hatta fiziksel tepkileri üzerinde olumlu bir etki yaratması anlamına gelir. Bu görsel uyum, simetri, oranlar, renkler, desenler, sesler, ritimler ve diğer görsel veya işitsel özelliklerin denge ve uyum içinde olduğu durumları içerebilir. Estetik algı, kişiden kişiye farklılık gösterdiği gibi toplumsal olarak da zamanla değişim gösterebilir.

Estetik algıların beyinde işlenmesi ise karmaşık bir süreçtir ve birkaç farklı beyin bölgesi bu süreçte rol oynar. Bunlar;

Orbitofrontal Korteks: Duygusal değerlendirme ve ödül işlemesiyle ilişkilendirilen bir beyin bölgesidir. Estetik deneyimlerde hoşluk veya keyif gibi duygusal tepkileri değerlendirmede önemli rol oynar. Bu bölge, güzellik algısının subjektif yönlerini etkileyebilir.

Görsel Korteks: Görsel bilgilerin işlendiği beyin bölgesidir. Gözlerden gelen bilgileri analiz ederek şekil, renk, desen ve diğer görsel özelliklere dönüşür. Bu şekilde, estetik deneyimlerde görsel uyum, simetri, oranlar ve örüntüler gibi unsurların algılanmasına katkıda bulunur.

Hipokampüs: Hafıza ve bellek işlemeyle ilgili bir beyin alanıdır. Güzel şeylerle ilişkili anıların oluşması ve hatırlanması sürecinde hipokampüs önemli bir rol oynayabilir. Estetik şeylere karşı duygusal bağlantılar ve önceki deneyimler bellek yoluyla şekillenebilir.

Tüm bu bilgiler ışığında, insanlık için bazı ortak estetik algılar vardır ancak tamamen evrensel veya sabit bir güzellik standart olmadığı da unutulmamalıdır. Belirli estetik özelliklerin insanlar arasında genel olarak kabul gördüğü gözlemlenebilir.

SONUÇ: Nöropazarlama ve estetik algı arasında güçlü bir ilişki söz konusudur. Nöropazarlamacıların tüketicileri daha iyi anlamaları ve etkili pazarlama stratejileri oluşturabilmesi için estetik algıyı duygular aracılığıyla ölçümlemesi ve buna yönelik adımlar atması yarar sağlayacaktır. Estetik unsurların tüketici davranışları üzerindeki etkisini anlamak; marka imajını güçlendirmek ve tüketicilerin markayla daha olumlu bir bağlantı kurmasını sağlamak açısından önemlidir.

Referans:

Psikolog Merve Altındağ

M. Bhupal, et al. Estetik ve Evrim: Neyi, Neden Güzel Buluruz?. (10 Mayıs 2022). Alındığı Tarih: 13 Temmuz 2023. Alındığı Yer: https://evrimagaci.org/s/11654

Etiketler: #nöropazarlama, #beyin, #nörobilim

Seçim Araştırmalarında Nörobilim Gittikçe Güçleniyor…

Nörobilim’ insanların hissettiklerini düşünemediği, düşündüklerini ifade edemediği, söylediklerini de yapmadığı bir dünyada, yeni dünyaları keşfetmek için bugün sahip olduğumuz en gelişmiş teknolojilerden biridir.

Markalardan siyasi partilere kadar, insanların karar alma süreçlerinin rol oynadığı ve bunun da yaşamı oluşturduğu tüm alanlarda, nörobilim şemsiyesi altındaki nöropazarlama çalışmalarını görmek mümkündür. Nöropazarlama, seçmenlerin farklı adaylara, kampanya mesajlarına ve siyasi konulara karşı bilinçaltı tepkileri ve duyguları hakkında bilgi edinmek için siyasi seçim araştırmalarında kullanılıyor. Artan deneyim, gelişen teknoloji ve yeni tekniklerle birlikte önümüzdeki yıllarda nöropazarlama çalışmalarının çok daha etkili olacağı ve keşfedilmemiş gerçekleri göz önüne sereceği kesin.

Literatüre, NeuroPolitics (NöroPolitik) olarak geçen yöntem siyasal iletişim alanında kullanılıyor. Seçmenler üzerinde yapılan retorik ve profil analizleri, duygusal etkileşimleri onlara sormadan ortaya koymak açısından geleneksel araştırma yöntemleriyle elde edilemeyecek kadar ince bir detay sunuyor. Bu açıdan bakıldığında önümüzdeki yıllarda nöropolitik araştırmaların uzman ellerde olmak şartıyla tüm dünyada daha fazla gelişeceği bir gerçektir.

Seçim kampanyası arşivlerine bakıldığında, çeşitli ülkelerdeki başkan ve başbakanların kampanyalarında, seçmenlerle aralarındaki duygusal rezonansı artırmak amacıyla insanların beyinlerini, vücutlarını ve yüzlerini taramak için nörobilime başvurdukları görülüyor. Seçmenlerin Electroensefalogram (EEG) ile beyin dalgalarını, Elektrodermal Aktivite (EDA) ile deri uyarımlarını ve kalp atışlarını, Duygu Durum Analizi ile yüz ifadelerini ve duygularını ölçmek mümkündür.

Bu tarz çalışmalara aşağıdaki örnekleri verebiliriz;

  • Meksika’da Enrique Peña Nieto’nun başkanı olduğu Kurumsal Devrimci Parti’nin (PRI) 2012 başkanlık seçimi kampanyasında nöropazarlamanın bu teknolojilerine başvurduğu görülüyor. Bir danışmanın dediğine göre Nieto’nun partisi belli bir süredir en iyi adayları seçebilmek için yüz kodlama kullanıyor. Bazı resmi yetkililer gayet açık bir şekilde bu teknikleri sadece seçim kampanyalarında değil, hükümette oldukları zamanda da kullandıklarını belirtiyorlar.
  • Meksika’nın Hidalgo Valisi ve iktidar partisi üyesi Francisco Olvera Ruiz, “Hükümet programlarımızda, iletişim ve mesajlarımızın etkinliğini değerlendirmek için çeşitli nöropolitik teknolojiler kullanıyoruz.” diyor ve ekliyor: “Nörobilim özellikle insanların ne düşündüğünü, algıladığını ve hissettiğini daha doğru ve objektif görmemiz açısından bizim için çok değerli.”
  • Meksika’da, Emotion Research Lab izleyenlerin reaksiyonlarını analiz edip kampanyanın hızlıca mesajı değiştirebilmesi adına, dijital panolarına yerleştirdiği kameralardan faydalandı. İlan tablosunun içinde özel bir algoritmayla çalışan; mutluluk, şaşkınlık, kızgınlık, nefret, korku ve üzüntü gibi duyguları okuyabilen bir kamera vardı. Kameradan alınan geri bildirimle beraber kampanyanın mesajı -görseller, sesler veya kelimeler- seçmenlerin daha çok seveceği mesajlarla değiştirilebilmekteydi.
  • Kolombiya’da Başkan Juan Manuel Santos’un 2014’teki yeniden seçim takımı, Meksika hükümetinin de hizmet aldığı nöropazarlama şirketiyle çalışarak seçimleri kazandı.
  • Nöropazarlama danışmanları bu tarz araştırmaları Arjantin, Brezilya, Kosta Rika, El Salvador, Rusya, İspanya ve daha az olsa da Amerika Birleşik Devletleri gibi pek çok ülkede yaptıklarını söylüyorlar.
  • Polonya Başbakanı Ewa Kopacz ve partisi Sivil Platform, parlamento seçimleri öncesinde bir nöropazarlama şirketiyle beraber çalışmışlardı.
  • Türkiye’de ise eski Başbakan Ahmet Davutoğlu Haziran 2015 seçimlerinde bir nöropazarlama firması ile çalıştı. Beyin dalgalarının takibi, göz, yüz, deri ve kalp atışları gibi çeşitli teknikler İstanbul’daki laboratuarlarda gönüllülere uygulandı.

Yapılan nörobilim çalışmalarında çoğunlukla saptanan bulgular şöyle sıralanabilir:

  • Seçimlerde, siyasetçinin adından sürekli söz ettirmesi, çeşitli mecralarda görünür olması, onun seçmenler tarafından bilinirliğini arttırmakta, zamanla oy alma kapasitesini yükseltmektedir.
  • Farklı ve heyecan verici olmak her zaman seçmen farkındalığını arttırmaktadır.
  • Duygulara hitap etmek ise tüketicileri etkilemenin en iyi yoludur. İnsanların çoğu bilişsel değil duygusal olarak karar vermektedir.
  • Kendine has bir iletişim biçimi geliştiremeden rakibin ne kadar kötü olduğundan bahseden siyasetçiler her zaman ikinci planda kalmaya mahkûmdur.
  • Siyaset iletişiminde açık ve sade bir dil kullanmak gerekmektedir. Karışık mesajlar insanların dikkatini çekmemekte, zamanla unutulmaktadır. Özellikle insanları harekete geçirmeye çalışan, net hedefleri olan mesajlar doğru bir iletişim ilk anahtarıdır. Etkili mesaj 5-7 sn içerisinde algılanandır.

SONUÇ: Geleneksel araştırma yöntemleri uygulandığında, seçmenler bir aday hakkında gerçekten neler hissettiğini söylemede isteksiz, bilinçsiz veya ifade edemez halde olabiliyor. Oysa nöropazarlama teknolojileri kullanıldığında kesin, net ve bilinçaltından gelen veriler, seçim çalışmalarının kalitesini artırıyor ve bilimsellik sınırları içerisinde güvenilir olmasını sağlıyor.

Tüketim Tercihlerinde Ayna Nöronların Etkisi

Ayna Nöronlar Nedir?

Bir diğerinin ağladığına şahit olduğumuzda neden aynı duyguları biz de paylaşıyoruz? Bir arkadaşımızla mutfakta vakit geçiriyorken aniden arkadaşımız parmağını kestiğinde neden sanki bizim parmağımız kesilmiş gibi tepki veriyoruz? Hollanda Sinirbilim Enstitüsü’ndeki araştırmacılar, sıçan beynindeki deneyimi paylaşma alanlarını incelediler. Sıçanların beyni incelediğinde, başkalarının acısını gözlemlediklerin de sanki kendileri o acıyı deneyimliyormuş gibi aynı hücrelerin harekete geçtiği bulundu. Bu arada ‘’ayna nöronların’’ aktivitesi olmadan, bir diğerinin acısı paylaşılamaz. Birçok psikiyatrik bozukluk empati eksikliği ile karakterize olduğundan, başkalarının duygularını paylaşmanın sinirsel temelini bulmak ve bir hayvanın başkalarının duygularını ne kadar paylaştığını değiştirebilmek, empati ve bu bozuklukları anlama yolunda heyecan verici bir adımdır.

Ayna Nöronlar Nasıl Keşfedildi?

Bu bulgu, gözlemleyen sıçanın diğer sıçanın duygularını paylaştığını göstermektedir. İnsanlarda empatinin temelini oluşturduğu düşünülen bölge olan singulat korteksin karşılık gelen kayıtları ve gözlemlenen sıçanlarında, singulat kortekstlerindeki nöronların aktive ettiği bulundu. Daha sonra araştırmacılar, bir ilacın enjeksiyonu yoluyla singulat korteksteki hücrelerin aktivitesini baskıladılar. Sonuç olarak farelerin aktivite olmadan donmadığı gözlemlendi. Çalışma, gizemli psikopatolojik bozukluklara ışık tutuyor. “Aynı zamanda bize empatinin, başkalarının duygularıyla hissetme yeteneğinin, evrimimizde köklü olduğunu gösteriyor. Empatinin temel mekanizmalarını sıçan gibi hayvanlarla paylaşıyoruz.

Tüketici Tercihleri Yönünden Ayna Nöronlar

Bir insanın ayna nöron aktivitelerini çalışma prensibine hakim olmak psikolojik bozukluklar, yeni medya yöntemleri, markaların ürün oluşturma biçimlerini etkileyecektir. Ayna nöronların aktivitesi ve sosyal medya kullanımı arasında güçlü bağlantılar söz konusu olabilir. Kullanıcılar ürünleri daha çok duygusal ayna nöronları harekete geçirdikleri takdirde satın alma eğiliminde olabiliyorlar. Özellikle gündelik yaşamda gerek sosyal medyada gerek yaşam alanlarında tüketim alışkanlıklarımızda değişimler meydana geliyor. Birçok sosyal medya platformlarında pazarlamacılar kitleleri ‘’İnfluence’’ edebilecek fenomen yadanon-fenomen kişiler ile çalışma yürütüyor. Örneğin; doğum gününü kutlayan bir ‘’İnfluencer’’ anlaştığı markanın kıyafeti hakkında tanıtım yaparken özel hissettiğini ve ayrıcalıklı hissettiğini gerek kullandığı mimikler ile gerekseçtiği cümleler ile kullanıcıları etkileyebiliyor. Burada ve birçok farklı alanda ayna nöronların davranışlarımız, seçimlerimiz ve kararlarımız üzerindeki etkilerini görebiliyoruz. Beyin araştırmalarından edindiğimiz bilgi ve kaynakların ışığında daha güvenilir yöntemlerle hareket etmeye ve yenilikler oluşturmaya başlıyoruz.

Referans:

Psikolog Merve Altındağ katkıları ile,

“EmotionalMirrorNeurons in theRat’s Anterior CingulateCortex”. Maria Carrillo, Yinging Han, Filippo Migliorati, MingLiu, ValeriaGazzola, ChristianKeyser. CurrentBiology doi:10.1016/j.cub.2019.03.024

Müşteri Deneyimi (CX) ve Kullanıcı Deneyimi (UX)

ÖZET: UX, CX’in bir parçası mı? Yoksa CX genişletilmiş bir UX mi? Hangisi daha önce vardı?

Tüm işletmeler, müşterilere değer verdikleri bir deneyim sunmaya öncelik verir. UX ve CX’in inceliklerini anlamak, müşteriyle ilgili mükemmel politikalar oluşturmak için hayati önem taşır. İşte müşteri deneyimine karşı kullanıcı deneyimine ilişkin bir bakış açısı.

Potansiyel müşterinin her temas noktasında bir markayla nasıl tanıştığı önemlidir ve herhangi bir işletme için en büyük kazanç insan “ilgisidir”. Özellikle “eyleme dönüşen dikkat”. Daha geniş bir perspektifte, bir markanın müşterilerini kazanma ve elde tutma alıştırması boyunca, “müşteri deneyimi” ve “kullanıcı deneyiminden” tekrar bahsedildiğini duyacaksınız. İkisi bağlantılı mı? Herhangi bir düzeyde örtüşüyorlar mı? Müşteri deneyimi ile kullanıcı deneyimi öyküsünü nasıl tanımlarsınız?

Müşteri deneyimi ve kullanıcı deneyiminin ne anlama geldiğine hızlı bir bakış atalım;

Müşteri deneyimi (CX), müşterilerin markayla etkileşimlerinin her noktasında (sosyal medya, web deneyimi, mobil uygulama veya insan etkileşimi) elde ettikleri daha geniş bir deneyimi kapsar.

Müşteri deneyimi, ister ilk etkileşimsel izlenim, ister satın alma yapıp tekrar müşteri olmak olsun, bir müşterinin marka ve kuruluşla nasıl bir ilişki kurduğudur. ‘Mutlu müşteri = sadık müşteri’ mantığı etrafında dönen birçok küçük deneyimden oluşan daha geniş bir kavramdır. Bir markayla olumlu bir deneyime katkıda bulunacak her şeyi içerir. Bir işle ilgili duygu ve inançlarla ilgilidir. Müşteri deneyimi, bir markanın gerçekleştirdiği güven oluşturma egzersizidir ve yalnızca müşteri memnuniyetini kaydetmekle kalmaz, müşteri savunuculuğunu da artırır. Sürekli iş büyümesini besler.

Kullanıcı deneyimi (UX), kullanıcının bir markanın ürünü veya hizmetiyle olan etkileşimlerini içerir. Örneğin, web sitesinde gezinme ya da mobil uygulamada kullanım süreçleri gibi. Bu, belirli amaçlar ve karşılık gelen deneyimler için belirli görevler ile ilgilenir. Bilgi bulma kolaylığı, mimarinin düzgünlüğü, gezinme, anlama, kolay öğrenme ve görsel yapıyı içerir. UX, bir form doldurmak gibi bağımsız bireysel görevler içerir. UX, markanız için hedefler bulmak ve marka bağlılığını artırmak için kullanışlıdır. Bir işletmenin dönüşüm oranını artırmasına yardımcı olur ve yazılım geliştirmenin temel bir bileşenidir.

Daha iyi netlik için, UX ve CX farklılıklarını aşağıdaki alt başlıklara ayırdık:

1. Amaçlar ve Hedefler

Müşteri deneyimi, bir kullanıcının yolculuğunun her aşamasında bir müşteri memnuniyeti dalgası yaratmayı amaçlar. Ayrıca, bir müşterinin yolculuğunun herhangi bir noktasında iletmek istediği geri bildirimlerle de ilgilenir. Müşterilerin beyninde markayla ilgili olumlu bir etki yaratmakla ilgilenir ve bir marka deneyiminin tüm kanallarını içerir.

Kullanıcı deneyimi ise kusursuz, sorunsuz ürün deneyimlerine odaklanacaktır. Buradaki odak, müşteri sorunlarını çeşitli düzeylerde çözmektir. Amacı ürüne öncelik verirken, diğer taraftan da olumlu deneyimler yaratmak için bireysel ürün etkileşimleri yaratmaktadır.

2. Arka plan

Müşteri deneyimi çeşitli alanlarda çalışan ekiplere ihtiyaç duyar. Bunlar pazarlama, müşteri hizmetleri, satış ve iş analistlerinden kişileri içerebilir. Ayrıca, müşterilerin markanın ürün veya hizmetini nasıl algıladıklarını kontrol etmek için daha geniş ve kapsamlı araştırmalar gerçekleştirmeye ihtiyaç duyar.

Kullanıcı deneyimi teknik, tasarım ve hatta psikoloji alanında uzmanlaşmış ekiplerle çalışır. UX çalışmalarında, deneyimin belirli yönlerine bakıldığı için daha küçük araştırmalarla yetinilir.

3. Ölçümlemeler

Müşteri deneyimi, müşterilerin genel olarak duygularına odaklanır. Müşterilerin ne kadar memnun oldukları ve bir markayı başkalarına tavsiye edip etmeyecekleri ile ilgilenir. Müşteri memnuniyetini ölçmek için aşağıdaki metrikler kullanılır:

• Müşteri memnuniyeti – 1’den 5’e kadar bir ölçekte müşteri memnuniyeti puanları, müşteri memnuniyetini ölçmeye yardımcı olur. Bir müşterinin bir markadan duyduğu memnuniyet derecesini özetler.

• Net Promoter Score veya NPS – müşteri sadakatinin bir ölçüsüdür ve müşterilerin markayı başkalarına anlatmak isteyip istemediklerini yansıtır. Bu ölçümleme, müşteri geri bildirimlerini değerlendirmek için yaygın olarak kullanılır ve gelir kazancını veya kaybını değerlendirmeye yardımcı olabilir.

• Kayıp oranı ve elde tutma oranı – bu ölçümleme yöntemi, işletmenin belirli bir dönemde kaç müşteriyi kaybettiğini ve işletmenin belirli bir süre boyunca kaç müşteriyi elinde tutabileceğini değerlendirmeye yardımcı olur.

• Müşteri çaba puanı – işletmeler tarafından müşterilerin herhangi bir sorunu çözmesinin ne kadar kolay veya zor olduğunu ölçmek için sıklıkla kullanılan bir ölçüdür. Ayrıca, belirli bir sorunun neden oluştuğunu ve nasıl çözülebileceğini değerlendirmeye de odaklanır.

Kullanıcı deneyimi, temel olarak kullanılabilirliği test eder ve aşağıdaki skorlarla ölçülebilir:

• Görev süresi – bir kullanıcının bir görevi tamamlaması veya belirli bir hedefi gerçekleştirmesi için geçen süre; örneğin, web sitesindeki Yardım bölümünü veya İletişim sayfasını bulması ne kadar sürüyor gibi.

• Tamamlanan tıklama sayısı – bir kullanıcının belirli bir görevi tamamlaması için kaç tıklamaya ihtiyaç duyduğu bilgisini verir.

• Benimseme skoru –bir ürün veya hizmet için, yeni kullanıcılar ile tüm kullanıcılar arasındaki yüzdeyi verir.

• Başarı skoru – hedefe ulaşmak için belirli bir görevi veya hedefi tamamlayan kullanıcıların sayısıdır.

• Vazgeçme skoru – bir görevi tamamlamadan ayrılmayı seçen kullanıcıların yüzdesidir.

• Yükleme hızı skoru– markanın web sitesinin veya uygulamasının yüklenmesi/başlatılması için geçen süredir.

SONUÇ: “İşe müşteri deneyimi ile başlamalı ve teknolojiyi bunun etrafında kullanmalısınız. Tam tersi değil.” Steve Jobs

Referans:

Customer Experience vs User Experience: An Ultimate Guide (netsolutions.com) BY RAVNEET SINGH

METAVERSE: SANAL BİR DEVRİM

Son on yılda yaşanan teknolojik patlamalar, yapay zeka, nesnelerin interneti, bulut bilişim altyapısı ve sanal gerçeklik gibi bireysel yaşamların önemli bir parçası haline gelen yeni teknolojilerin entegrasyonu ve işletmelerin yeni pazardan sermaye elde etmek için bu yeni pazarı giderek daha fazla benimsemesi ile dijital dünya güçlenmiştir.

Metaverse; son derece gelişmiş teknolojik altyapısı, merkezi olmayan web platformları ve bir temel oluşturan blockchain düzeyinde güvenliğin entegrasyonu ile gerçeğe dönüşen aynı devrimci konsepttir. Metaverse, kullanıcıların sanal olarak etkileşim kurmasını sağlamak için sosyal medya, çevrimiçi oyun, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) ve kripto para birimlerinin özelliklerini birleştiren bir dijital gerçekliktir. Artırılmış Gerçeklik, kullanıcı deneyimini iyileştirmek için görsel, akustik ve diğer duyusal girdileri gerçek dünya ortamlarıyla birleştirir. Metaverse ilk olarak oyun sektöründe sanal gerçeklik etkileşimli oyunlarıyla kullanılmaya başlandı ve popülaritesi farklı dallarda büyüdü.

Metaverse’in Temel İtici Faktörleri

Metaverse’te Kullanıcı Deneyimi, kullanıcının AR, VR ve MR tabanlı cihazlar aracılığıyla gerçek hayat benzeri bir deneyime ve hislere sahip olduğu bir ana özelliktir. Metaverse genellikle Oyun, sosyal medya, E-spor, Tiyatrolar ve alışveriş pazarı gibi uygulamalarda kullanılmaktadır. Oyunlar, halihazırda Fortnight, Roblox ve Rec Room’da ortaya çıkan müzik konserleri ve sürükleyici tiyatro gibi canlı eğlence ile daha fazla etkinliği birleştirmek için gelişmeye devam edecektir. Spor ve çevrimiçi topluluklar, sosyal eğlence ile tamamlanmaktadır.

Metaverse gerçek dünyayı dijitale dönüştürebilen Yapay Zeka ile üç boyutlu uzayları kullanarak mekânsal hesaplamayı ortaya çıkarır. Mekânsal bilgi işlem, gerçek dünyayı daha fazla bilgi ve deneyimle genişletmeyi sağlayan büyük bir teknoloji kategorisine dönüşmüştür. Geometri ve animasyonu görüntülemek için kullanılan 3B motorlar, kullanıcının metaverse oyunlarında canlandırıcı olabilecek farklı boyutlu perspektifleri ve ses efektlerini deneyimlemesine olanak tanır.

Blockchain, Web3, Cryptocurrency ve Non-Fungible Tokens (NFTS) gibi merkezi olmayan teknolojiler, metaverse gelişimine en büyük katkıyı sağlayanlardır. Blockchain teknolojisi yazılım, egemen kimlik ve ademi merkeziyetçiliğin büyük bir parçası olan içerik ve para birimlerini ayırmanın ve gruplandırmanın yeni yolları arasında, değer alışverişine izin verir. Oyun ve metaverse deneyimlerinin gerektirdiği türden mikro dönüşümler için optimize edilmiş NFT’lerin ve blok zincirlerin ortaya çıkmasıyla, Metaverse pazarının merkezi olmayan pazarlarda yenilik dalgası yaratması bekleniyor.

Metaverse’deki Zorluklar

Veri ve Siber Güvenlik: Veri ve Güvenlik, Metaverse Market’te temel zorluklar olarak kabul ediliyor. Şirketler ve kuruluşlar BT güvenlik sistemlerinde devrim yaratmaya devam etseler de, veri koruma ve güvenlik, herhangi bir çevrimiçi ortamda kullanıcılar için endişe kaynağı oluyor. Meta veri evrenine dalmak, güvenlik uygulamalarını tamamen yeni bir düzeyde geliştirmeyi gerektiriyor. Metaverse’nin sürekli büyüyen alanına ayak uydurmak için, sanal dünyada kimlik ve mülkiyet güvenliğini garanti edebilecek yeni kişisel veriler ve gizlilik koruma yöntemleri geliştirilmelidir.

Metaverse’de mülk sahipliği: Metaverse, çeşitli öğeleri ve varlıkları satın alma ve elinde tutma fırsatı sunar. Mülk sahipliğindeki en büyük zorluk, NFT’lerin (Non-Fungible Tokens)  sanat, müzik, videolar ve çok daha fazlası için sahiplik hakları vererek ve kanıtlayarak şu anda gerçek dünya nesnelerini temsil etme biçimine benzer şekilde, sanal nesnelerin sahiplerini doğrulamak için kullanılabilecek birleşik bir sistem oluşturmak olacaktır.

Metaverse’deki varlıklar: Önde gelen birçok marka, kullanıcıya farklı gerçeklikte sanal ürünlere sahip olma imkanı sunarak ürünlerini sanal olarak metaverse’de pazarlıyor ve satıyor. Gucci, kullanıcıların neredeyse yalnızca metaverse’de sahip olabileceği spor ayakkabılar satıyor. Bu tür sanal işlemler, düzenleme ve düzeltme mekanizmasının olmaması nedeniyle sanal dolandırıcılıklara veya bir öğenin zilyetliğinin tespitine yönelik potansiyel bir tehdit içerebilir.

Ödeme Sistemi: Metaverse, ödemeler ve alım satım işlemleri üzerinde potansiyel bir tehdidin yanı sıra onu esnek kılan merkezi olmayan bir platformdur. Metaverse pazarı, sanal öğelere sahip olmalarına izin veren blockchain tabanlı kripto para birimleri ve NFT’ler tarafından yönlendirilir.

Sonuç

Metaverse, büyük yatırımlar yapan birçok önde gelen şirket ile yüksek sermayeli bir platform olma potansiyeline sahiptir. Artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklikteki sürekli gelişme, metaverse büyümesi için uygun bir fırsat yaratıyor. Özellikle Covid19, genel nüfusu ve işletmeleri dijital olarak aktif bir yaşam tarzına itti; bu durum metaverse kavramını kitlesel olarak ortaya çıkarmak için harika bir ortam olabilir. Kripto para birimlerinin ve blok zinciri tabanlı platformların giderek daha fazla benimsenmesi, metaverse’e önümüzdeki on yılda katlanarak büyümesi için yüksek potansiyele sahip bir sanal dünya sağlıyor.

Referans: Metaverse: A Virtual Revolution | IMR (introspectivemarketresearch.com)

Deep Learning vs. Machine Learning – What’s The Difference? (levity.ai)

Derin Öğrenme ve Makine Öğrenimi Nedir? Nasıl Çalışır ? (makersconsulting.co)

Nöroplastisite Kullanarak Yeni Davranış Modelleri Nasıl Oluşturulur?

Nöroplastisite: 2023’te Beyni Yeniden Yapılandırmak

Bilim adamları bir zamanlar beynin zamanla değişemeyeceğine inanıyorlardı. Artık nöroplastisitenin mümkün olduğunu biliyoruz. Beyninizi hayatınız boyunca birçok kez değiştirebilirsiniz. Hem iç hem de dış olaylar beyninizi etkileyebilir. Örneğin, bir travmadan sonra beyninizin tetikleyiciler nedeniyle farklı tepkiler verdiğini fark edebilirsiniz. Terapi ile beyninizi, travma öncesi beyninizden bile daha iyi olan yeni bir travma sonrası duruma değiştirebileceksiniz. Nöroplastisite, kendinizi ve çok daha fazlasını geliştirmenizi sağlar. Bu yazıda, nöroplastisitenin ne olduğu ve beyninizi daha iyi hale getirmek için nasıl yeniden yapılandıracağınız hakkında konuşacağız. Öyleyse başlayalım!

Nöroplastisite Kullanarak Yeni Davranış Modelleri Nasıl Oluşturulur?

1. Tetikleyicilerinizi belirleyin

Bazı şeyler ve olaylar, değiştirmek istediğiniz aynı istenmeyen davranışları tekrarlamanıza neden olabilir. Ne olduklarını bilin ve azaltın. Yapabiliyorsanız, onları ortadan kaldırın. Bir tetikleyiciyi kaldırdığınızda, beklenen dopamini engellemiş olursunuz. Ve artık aynı istenmeyen davranışı tekrar etme dürtünüz yok. Bununla birlikte, bağımlılıkla başa çıkma konusunda başka birçok bilim dalı ve prosedür olduğunu lütfen unutmayın. Ağır vakalarda, lütfen bir uzmana danışın.

2. Sağlıklı Bir Öğrenme Ortamı Teşvik Edin

Öğrenme ortamları, beyinde iyi değişiklikleri teşvik edebilecek odaklanma ve olumlu zorluklar için size yollar sağlayabilir.

3. Yeni bir dilin e-öğrenilmesi

Araştırmalara göre, başka bir dil öğrenmek kelime dağarcığını geliştirir, yaratıcılığı geliştirir ve problem çözme becerilerini güçlendirerek beynin gri maddesini artırır. Ayrıca, o dili konuşan insanlarla sosyal ilişkiler kurmanıza yardımcı olur.

4. Müzik Aleti Çalmayı Öğrenin

Müzik çalmak daha iyi bir ruh hali yaratır, hafızayı güçlendirir, konsantrasyonu geliştirir, çünkü yaşlı bireylerde bilişsel gerilemeyi de yavaşlatabilir. Ayrıca devam edebilir ve düzenli olarak olumlu şarkılar dinleyebilirsiniz. Yani, bir enstrüman çalmaya meyilli değilseniz. Müzik, beyninizi yeniden yapılandırmanıza yardımcı olabilir.

5. Seyahat

Seyahat, size evinizdeki ve kendi yaşamınızdaki şeyler hakkında yeni bir bakış açısı sağlar. Şu anda uzaklara seyahat etmek mümkün değilse, mahallenizde uzun yürüyüşler yapmak yardımcı olabilir. Yeni kültürler, normlar, yerler ve daha fazlasını görmek, nöroplastisitenin oluşmasına izin veren yeni şekillerde size ilham verebilir. Yeni yerler, zihni genişleten ve beyinde yeni nöral yollar yaratan deneyimler yaratabilir.

6. Yeterince Dinlenin

Tipik olarak, uyku fiziksel bedenin gelişiminde önemli bir rol oynar. Nöronal büyüme ile yeterli derin uyku arasındaki gerçek korelasyon üzerine çalışmalar yapılmıştır. Beyninize kendini sıfırlama şansı verecek kadar kaliteli uyuyun. Daha fazla veya daha azına ihtiyacınız olsa da, yedi ila sekiz saat uyku önerilir.

7. Egzersiz

Düzenli fiziksel aktivitenin beyindeki nöron kayıplarını önlediği bilinmektedir. Ayrıca, ruh halinizi iyileştirebilecek serotonin seviyelerini artırmaya yardımcı olur. Ayrıca sabahları egzersiz yaparken güneş ışığı almak, yürümek, beyninizin nöroplastisitesini artırmak için günlük fiziksel aktivitenin iyi bir kombinasyonudur.

8. Stresi azaltın

Meditasyon, yoga ve diğer insanlarla sağlıklı sosyal etkileşim yoluyla stresi azaltmanın yollarını bulun.

9. Amaç Bul

Bir amaç bulmak, bu makalede ele alınamayacak kadar geniş bir konu olabilir, ancak genel olarak amaçlı olmak, bir kişiyi düşünme biçimini geliştirmeye motive eder ve daha sonra, algılanan bir amaca ulaşmak için sinir yollarını değiştirmeye daha istekli olacaktır.

10. Küçük Kazançları Kutlayın

Küçük başarı başarılarını, arzu ettiğiniz sonuçları gerçekleştirmek için dopamin üretimini teşvik etmek amacıyla onları kutlayarak ödüllendirmeye çalışın. Küçük kazanımları kutlamak büyük olasılıkla, ister büyük ister küçük olsun, hedefinize ulaşmanıza yardımcı olan o iyi alışkanlığı tekrarlamanıza neden olacak yeni sinir kalıpları yaratacaktır.

11. Doğru İnsanlarla Birlikte Olun

Kazanmaya ve gelişmeye başladıkça, sizinle aynı seviyede veya daha yüksek olan insanları arayın ve onlarla sosyalleşin. Bu sosyal grup, beyninizde daha sonra iyi alışkanlıklara dönüşecek yeni sinir yolları oluşturmaya ve çalışmaya devam etmenizi teşvik edecektir.

Son düşünceler

Kişisel gelişim ve nöroplastisite bilimi, bu makalede tartışabileceğimizden çok daha fazlasını içerir. Yine de, hayatımızı temel düzeyde iyileştirmek için bağımsız olarak bir şeyler yapmaya başlayabileceğimizi bilmek güzel. Ancak ilerledikçe, bir profesyonele danışmak ve sevdiklerinizin desteğini almak şiddetle tavsiye edilir. Bu şekilde kendinizi başarıya hazırlayabilirsiniz.

Referans: Neuroplasticity: Rewiring The Brain in 2023 (declutterthemind.com)

Nöroplastisite ile Güçlü Bir Zihin Mümkün mü?

Nöroplastisite

Nöroplastisite Nedir?

Kulaklarımızın arasındaki ortalama 1300 – 1400 gram ağırlığındaki beynimiz, evrendeki bilinen en karmaşık sistemdir: “Beyindeki nöron sayısı yaklaşık 100 milyar civarındadır, yani en az Samanyolu Galaksisi’ndeki yıldız sayısı kadardır.”

Psikoloji, psikiyatri, nöroloji, biyoloji ve mühendislik alanlarının eşgüdümlü çalışması sonucunda ortaya çıkan ‘nörobilim’ insan beyninin karar verme süreçlerinin, sosyal etkileşim ve duygularının incelendiği araştırmaların başını çekmektedir. Son yıllarda ise nörobilimin bilimsel bir altın çağdan geçtiğini görüyoruz. Bu da büyük ölçüde nöroplastisitesiyle ilgili inanılmaz keşiflerden kaynaklanıyor.

Nöroplastisite veya beyin plastisitesi, beynin iç ve dış uyaranlara tepki olarak uyum sağlama ve değişme konusundaki doğal yeteneğidir. Beynimiz olaylardan, deneyimlerden, düşüncelerden ve hatta insan duygularından gelen girdilere tepki vermek için işlevlerini ve hatta fiziksel yapısını değiştirebilir. Daha önce, bilim adamları beynin sonlu olduğunu ve yenilenmeyen birkaç milyar nöronla doğduğumuzu varsayıyorlardı. Bilim adamları ayrıca bu beyin hücrelerinin zamanla yavaş yavaş öldüğüne ve yenilenmedikleri için bizim de öldüğümüze inanıyorlardı. Şanslıyız ki artık bunun doğru olmadığını biliyoruz.

Son araştırmalar bu kavramları çürüttü ve insanlar beynin şekillendirilebilir ve değişebilir olduğunu öğrendiler.

Bugün artık beynin nöral yolları yeniden düzenleyebildiğini, yeni bağlantılar kurabildiğini ve hatta nöronları yeniden üretebildiğini biliyoruz. Nöronlar, beynin ve tüm sinir sisteminin yapı taşları olarak görev yapan sinir hücreleridir. Tüm bunlar doğal olarak meydana gelir ve evrimleşen varlıklar olarak sahip olduğumuz gri maddeyle ne yaptığımıza bağlıdır. Nöroplastisite, vücudumuza ve genel olarak hayatımıza getirebileceği tüm olasılıkları ve değişiklikleri düşündüğümüzde oldukça dikkat çekicidir. Beynimizin yeni sinaptik yollar oluşturmak için kendini yeniden nasıl düzenleyebileceğini anlamamızı sağladığı için de büyüleyici bir araştırma alanıdır.

Herkes, vücudunuzu çalıştırırsanız, kaslarınızın ve kardiyovasküler sisteminizin gelişebileceği, sizi daha zinde ve daha iyi egzersiz yapabilir hale getireceği fikrine aşinadır. Özetle, beyniniz uyarıldığında da bunu yapar.

Nöroplastisite Fiziksel Güçlenmeden Nasıl Farklıdır?

Beyin ve fiziksel egzersizden elde edilen zindelik kazanımları karşılaştırmak aslında çok isabetli bir inceleme değildir. Çünkü etkiler prensipte benzer olsa da, çok farklı oldukları bazı temel noktalar vardır. Beynin ve merkezi sinir sisteminin biyolojisi, kas hücrelerinin yaptığından çok daha verimli bir şekilde uyum sağlayacak şekilde inşa edilmiştir. Bu, şaşırtıcı derecede karmaşık şekillerde gerçekleşir.

Beynimiz sadece kaslar gibi yeni beyin hücreleri geliştirmekle kalmaz – nörojenez adı verilen bir süreç – aynı zamanda nöronlarımız daha fazla bağlantı için yeni ağlar oluşturmak üzere yapısal olarak yeniden bağlanabilir. Bu ağlar çok geniştir – nöronlarımız arasında yaklaşık 100 trilyon bağlantı vardır! Beyin hücrelerimiz, nöron bağlantılarının etrafındaki bir kaplama olan miyelini artırarak birbirleriyle iletişim kurma hızlarını artırabilir. Bu durum, elektriksel verimliliklerini artırarak nöron sinyallerinin ağlar arasında daha yüksek hızda hareket etmesine izin verir. Zamanla kullanılmayan nöronlar, sinaptik budama adı verilen bir işlemle geri kesilerek beynimizin kaynakları optimize edilebilir. Hayatımızın ilk yıllarında beynimiz, tıpkı Michelangelo’nun bir mermer parçasından bir başyapıt yapması gibi, muazzam miktarda budama sürecinden geçer. Son zamanlarda yapılan bir keşif, bu sürecin yaşlılıkta da meydana geldiğini gösteriyor. Beynimizin genel aktivitesi, beyin dalgalarımızı hızlandırarak veya yavaşlatarak adapte olabilir. Örneğin zihinsel olarak uyanık olmak, daha hızlı beyin dalgaları gerektirir. Yapılan araştırmalar, beyin dalgası değişikliklerinin zaman içinde sürdürülebileceğini gösteriyor.

Özetle beynimizin yaptığı egzersiz, kaslarımız üzerindeki etkiden çok daha hızlı ve sağlam bir şekilde ve çok daha uzun süreli değişikliklerle, uyum sağlama potansiyeline sahiptir. Aslında, en son nörobilim araştırmaları, beynimizi şartlandırmanın insan performansı ve yaşam kalitesi üzerinde dönüştürücü etkileri olabileceğini giderek daha fazla gösteriyor.

Beynin Adaptasyon Gücü

Bugün bile nörobilimcileri şaşırtan hemisferektomi denilen bir ameliyat var. Bir kişinin beyninin tam anlamıyla yarısının kesilmesi gereken şiddetli epilepsi gibi yaşamı tehdit eden durumlarda gerçekleştirilir. Teorik olarak düşünüldüğünde, bu ameliyat beyin için yıkıcı olmalı çünkü beynin her bir yarısı, vücudun bir tarafını kontrol etmek gibi çok farklı işlevleri yönetiyor. Bununla birlikte, ergenlik yıllarına kadar, beynin yarısı alındığında, diğer yarısının kendisini tamamen yeni bir sol-sağ beyne dönüştürme yeteneğine sahip olduğu anlaşılıyor.

Beyin esasen her değişikliği algılayıp, her duruma hızla uyum sağlayarak, herhangi bir dış yardım olmaksızın, işlevsel olarak kendini yeniden inşa ediyor. Beynin bu inanılmaz adaptasyonunu ve yeniden yapılanmasını göz önüne alırsak, herhangi bir nedenle beyin hasarı olan hastaların tamamen normal yaşamlar sürmeleri için çok daha fazla şansa sahip oldukları anlaşılıyor. Bunun tam olarak nasıl mümkün olduğu hâlâ net olmamakla birlikte nöroplastisitenin potansiyel sonuçları nörobilimcilere gelecek için insan evriminde heyecan verici bir araştırma alanı olmayı vaat ediyor.

“Evrendeki en müthiş yapı ne kara delikler ne de gök dinamiğidir… Ama insan beynidir.”

NÖROBİLİM AFET YÖNETİM STRATEJİSİNİ NASIL ETKİLİYOR?

NÖROBİLİM AFET YÖNETİM STRATEJİSİNİ NASIL ETKİLİYOR?

2010’da Şili’de 8,8 büyüklüğündeki büyük deprem sallandığında, Jose Miguel Fernandez, Santiago’daki dördüncü kattaki dairesinde derin bir uykudaydı. Karısı onu uyandırdığında saat sabahın 3’üydü. Fernandez, bunun başka bir sarsıntı olduğunu umarak yataktan kalmak istedi. Ancak o geceyi ve anları düşündüğünde “Maalesef başka bir sarsıntı değildi. Yer şiddetli bir şekilde sarsıldı, yatağı ileri geri salladı. Büyük bir deprem olduğunu artık biliyorduk” diyor.
Korkuya kapılan çift, acil durum moduna girdi ve çocuklarına bakmak için harekete geçtiler. “Ebeveyn yatak odasında kalıp bebeğimizi beşikten aldım” diye anlatıyor. “Eşim, hala uyuyan 3 yaşındaki oğlumuzu almak için yan odaya gitti. Koridorda [belirlenen güvenli yerde] toplandık” diyor.

Fernandez’in o geceyle ilgili söyledikleri:
“Sarsıntı sonsuza dek sürecek gibiydi. Santiago, merkez üssünden yüzlerce kilometre uzakta olmasına rağmen, depremin etkisi güçlü bir şekilde hissedildi. Gürültü muazzamdı. Yer gürültüyle hareket etti ve pencereler sallandı. Dolaplardan düşen mutfak eşyalarının parçalara ayrıldığını duyabiliyorduk. Dışarıda, araba alarmları çalmaya başladı. İlk saniyelerde ışıklar söndü. Gece patlayan trafolarından dolayı gök aydınlandı. Ayağa kalkmak çok zordu. Kızlar kucağımızda olduğu için destek almak amacıyla duvarlara yaslandık. Tüm bina sallanırken duvarlar kelimenin tam anlamıyla sırtımızı tokatladı”.
 SONUÇ: Doğal afetlerin yarattığı gibi yaşamı tehdit eden durumlar, aramızdaki en cesurları bile sınayabilir. Korkunun beyni nasıl etkilediği nörobilimciler ve psikologlar için önemli bir çalışma alanı olarak karşımıza çıkıyor.

Doğal Afetler ve Beyin

Beyin yakın bir tehlike algıladığında oldukça standart bir şekilde tepki verir. Duke Üniversitesi’nde psikoloji ve nörobilim profesörü olan Dr. Ahmad Hariri şöyle diyor;

 “Genel olarak beyin, tehdide karşı karmaşık bir davranışsal ve fizyolojik tepkiyi koordine eder. Bazen, fiziksel tehlike altında olduğumuzda yaygın olarak gözlemlenen iki tepkiye atıfta bulunarak, bu koordineli tepkiye ‘savaş ya da kaç’ denir.”

Böylece beyin temel olarak vücudu ya olay yerinden kaçmaya ya da durumla kafa kafaya yüzleşmeye hazırlar.

Delaware Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Jeffrey B. Rosen, “Bu uyarlanabilir bir yanıttır” diyor. “Hayvanların çoğunda hemen hemen aynı olan bir sistem var. Hızlı bir şekilde durmak, çevreyi taramak ve ne yapacağınıza karar vermek için çok fazla zaman harcamamak yani ya koş ya da kal”.

Tehlikeye maruz kalan bir vücutta çok şey oluyor. Örneğin bir tehdit tepkisi; adrenalin ve kortizol gibi kimyasalların salınması dahil olmak üzere fizyolojideki değişiklikleri, kalp atış hızı, solunum ve iskelet kaslarına kan akışındaki artışları içerir. Bu fizyolojik ve nörolojik oluşumlar, olanlarla başa çıkmamıza yardımcı olur.

  • SONUÇ: Bir tehditle karşılaşıldığında; artan uyanıklık, farkındalık ve dikkat de dahil olmak üzere davranışlarımızda derin değişiklikler oluşur. “Bu değişiklikler, karşımıza çıkan tehdidin doğasını ve üstesinden gelmenin en iyi yolunu belirlememize yardımcı olur” diyor Dr. Hariri.

Beynin Lobları ve Amigdala

Temelde 4 lob vardır: frontal, temporal, oksipital ve parietal lob. Frontal lob beynin ön bölümünde bulunur. Temporal lob kulaklarımızın arkasında beynin iki yanında bulunur. Parietal lob beynin üst arka bölgesinde yer alır ve oksipital lob da beynin tam arka bölümünde bulunur. Beynin temporal lobunda yer alan badem şeklindeki bir yapı olan amigdala, tehdit algılama devresinin ve tepkinin merkezdir. Amigdala, deprem gibi tehlikeli bir durumla karşılaştığında, orta beynin üzerinde ve talamusun altında yer alan küçük ama önemli bir yapı olan hipotalamusa uzanır. Hipotalamus, vücudu tehdide hazırlayan adrenalini serbest bırakan adrenal bezlere sinyaller göndererek, sempatik sinir sistemini tetikler. Kalp, kaslara ve diğer önemli organlara daha fazla kan pompalamak için daha hızlı atar.

Kişi ayrıca daha hızlı nefes alacak ve akciğerleri daha fazla oksijen alacaktır. Beynin ekstra oksijene ihtiyacı vardır çünkü kırmızı alarmdadır. Tüm bunlar, adrenalin aynı zamanda bu tür durumlar için gereken ekstra enerji patlamasını sağlamak için kan dolaşımına glikoz ve yağları saldığında gerçekleşir.

İnsanlar farklı olduğu için tepkileri de farklıdır. Bilişsel-davranışçı terapi programının yöneticisi Dr. Simon Rego, “Bu yanıt tüm insanlar için evrenseldir, ancak yanıtın yoğunluğu ve süresi benzersizdir. Genetik, biyolojik, fizyolojik ve psikolojik yapı nedeniyle bireyler arasında farklılık gösterebilir” diye durumu açıklıyor.

Dr. Hariri de, Dr. Simon A. Rego ile aynı görüşü paylaşıyor; “Amigdalanın tehdide verdiği yanıtta ve bu tepkinin prefrontal korteks adı verilen başka bir beyin bölgesi tarafından nasıl düzenlendiği konusunda önemli farklılıklar var. Genel olarak güçlü bir amigdala tepkisi, prefrontal korteksten eşit derecede güçlü bir yanıtla karşılanır”.

Dr. Hariri şöyle diyor; “Travma sonrası stres bozukluğu da dahil olmak üzere anksiyete bozukluklarında, tehditlere yanıt vermede yaşanan sorunlar genellikle amigdalanın tepkisi ile prefrontal korteks arasındaki dengesizlikten kaynaklanır. Bizim ve diğer bilim insanlarının çalışmaları, amigdala ve prefrontal korteksin tehdide verdiği tepkideki bireysel farklılıkların, doğal afetler de dahil olmak üzere stres faktörlerine maruz kalma şekli ve süresiyle ilişkili olduğunu gösteriyor” diyor.

SORU: “Tehlikeli durumlara tekrar tekrar maruz kalmak, insanları bunlarla başa çıkmada daha iyi veya daha az korkulu hale getirebilir mi?”

Bu sorunun cevabını kimse tam olarak bilmiyor. “Bazı teoriler, insanların strese alıştığını öne sürüyor. Diğer teoriler, stres reaksiyonlarının tekrarlanan streslerle daha da kötüleştiğini öne sürüyor.

Tulane Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde psikiyatrist olan Michael S. Scheeringa, bu teorilerin kesinliğiyle ilgili fazla kanıt olmadığı görüşünde. “Bir kişinin strese tepki verme şekli, oldukça karmaşıktır.”

David Ropeik, “Neden Korkularımız Her Zaman Gerçeklerle Eşleşmiyor” diyor. Risk algısı psikolojisi üzerine yapılan araştırmalar, çoğu durumda bir riskle bir süre yaşadığımızda ve bu risk aşina hale geldiğinde, ona bir nevi alıştığımızı ve daha az endişelendiğimizi gösteriyor. Örneğin, birçok deprem yaşayan insanlar, çok az veya hiç deneyimi olmayanlara göre daha az korkarlar.
Ropeik, “Ancak bir riskten kaynaklanan ciddi kişisel maliyet var ise, bu endişeleri artırır” diyor.
 SONUÇ: Depremde sevdiklerini, evlerini kaybeden insanlar, aşina oldukları bir bölgede yaşasalar bile bu riski daha ciddiye alıyorlar. Florida’daki insanlar, ciddi kasırgaların neler yapabileceğini biliyor ve kasırgaların daha seyrek vurduğu bölgelerden daha fazla hazırlık yapıyor.
 SONUÇ: Amigdala, gelecekte tehditten daha iyi kaçınabilmemiz için, çevremizdeki hangi belirli ipuçlarının tehditle ilişkili olduğunu öğrenme işlevi görür”.
Bu nedenle, Jose Miguel Fernandez depremlerle karşılaşma deneyimine sahip olsa da, her depremle karşılaştığında muhtemelen aynı heyecanı ve korkuyu – yüksek kalp atışı, hızlı nefes alma, terleme – yaşayacaktır. Zaten Fernandez, 2010’da yaşadığı depremden önce de,1985’teki bir başka büyük deprem sırasında Şili’deydi.

NÖROBİLİM VE AFET YÖNETİMİ

Hayatta kalanlarla ilgilenen afet yönetimi ekipleri, beynin korku tepkisi üzerine yapılan araştırmalardan çok şey öğrenebilirler.

David Ropeik, çoğu afet yönetimi programında nörobilim araştırmalarına yeterince yer verilmediğini düşünüyor. Ropeick’e göre, “afet yönetiminde yer alan acil durum yöneticileri, acil müdahale teşkilatı çalışanlarıdır ve yaşanılan riskler onların yaşam tarzı olmuştur. Buna karşılık normal insanların olaylara nasıl tepki verdiği ve davrandığı, ne kadar risk altında olduklarıyla ilgilidir.”

Ancak, acil durum yöneticileri David Ropeick’le aynı fikirde değiller. Florida Sağlık Bakanlığı’nın bir bölümü olan Florida Kriz Konsorsiyumu’nun klinik direktörü Mike Haney’e göre ” Acil durum çalışanları bir afetin psikolojik etkisine yönelik eğitim, öğretim ve müdahale tatbikatları sağlamak üzere birlikte çalışan devlet kurumları, kar amacı gütmeyen kuruluşlar ve gönüllülerden oluşan bir topluluktur. Bu insanlar, afetlerin psikolojik etkisinin ve olaylara mümkün olduğunca çabuk yanıt vermeye hazırlıklı olma gereğinin daha fazla farkında olanlardır.”

Denver’daki Colorado Halk Sağlığı ve Çevre Departmanında Afet Davranışsal Sağlık Hizmetleri, Acil Durum Hazırlık ve Müdahale Ofisi yöneticisi Dr. Curt Drennen, “Doğal afetlerde korku ve psikolojik stres iki büyük tepkidir. Bireylerin bu durumlara odaklanma ve uyum sağlama yeteneklerini derinden bastırır. Acil durum yöneticileri olarak onları korku tepkisinden çıkarmaya çalışıyoruz.”

Curt Drennen son yıllarda afet yönetiminin, afetleri ele alırken giderek daha fazla psikolojik içgörüden faydalandığına dikkat çekiyor. Drennen’in ekibi, afet kurbanlarıyla uğraşırken psikolojik ilk yardım denen bir şey kullanıyorlar yani bir tür psikolojik alet çantası. “Bu çanta birkaç temel ilkeye dayanıyor: güvenlik, bağlantı, etkinlik, sakinleştirme ve umut.

Örneğin, “hem topluluk düzeyinde hem de bireysel düzeyde umudu ele almaya çalışıyoruz” diyor Drennen. “Topluluk düzeyinde, belediye başkanları ve valiler, bu zorluğun üstesinden topluca gelebileceğimiz konusunda iletişim kurmaya çalışıyor. Bireysel düzeyde, insanların ihtiyaçlarının ne olduğunu düşünmeye başlamalarını sağlıyoruz. Onlara zorlukların üstesinden gelme konusundaki dayanıklılıklarını hatırlatmaya çalışıyoruz.”

  • SONUÇ: Curt Drennen, “afet yönetimi ekibi olarak psikoloji ve hatta nörobilim alanındaki araştırmalar konusunda kendimizi sürekli güncellemeye ve bunu programımıza entegre etmeye çalışıyoruz” diyor.

Referans: Bu makale ilk olarak Brain World Dergisi’nin Yaz 2014 sayısında yayınlanmıştır.

NÖROPAZARLAMANIN MARKANIZI TREND YAPACAK 15 GÜÇLÜ UYGULAMA

Neuromarketing

Nöropazarlama Nasıl Kullanılır – Açıklayıcı Nöropazarlama Örnekleri

Nöropazarlamanın markaları, dolayısıyla tüketicileri nasıl etkilediğini anlamak için çeşitli uygulamalarına birlikte göz atalım.

1. Duyguları Canlandırmak için Renkleri Kullanın

Muhtemelen, doğru kullanıldığında renklerin çok etkili olabileceğini zaten biliyorsunuzdur. Bu aynı zamanda nöropazarlama çalışmalarıyla da kanıtlanmış bir gerçektir. Markanızın logosunda veya ürün ambalajınızda kullandığınız renk, tüketicilerin onları algılama biçimini etkiler. Nöropazarlama çalışmalarıyla, her tür faaliyetinizde renkleri doğru şekilde kullanmaya başlayabilirsiniz.

2. Tüketici Dikkatinin Yüz ve Gözlerde Olduğunu Bilin

Markaların tanıtım faaliyetlerinde, görselliğe önem vermeleri çok olumlu bir uygulamadır. Zira beyin ve görselliğin işleyişine baktığımızda, aşağıdaki bulgulara ulaşırız:

  • Beyin bölgemizin %50’sinin görsel uyarıları işlemek için kullandığı
  • Duysal reseptörlerin %70’inin gözlerde yer aldığı
  • 1/10 saniyenin görsel uyarıyı almak için yeterli bir süre olduğu

Bu nedenle, her tür iletişim çalışmasında yüz ve özellikle görselliğe hitap edecek Marka çalışmaları kişilerin ilgisini çekmede çok etkili ön plandadır.

Ürün ya da Marka reklamlarında, tüketici dikkatinin gördüğü kişilerin özellikle yüz ve göz bölgelerine yöneldiği ve bu bölgelerden etkilendiği görülmektedir.

3. Ambalajla Müşterileri Markanıza Çekin

Ambalaj, müşterileri etkileme ve satın almada her zaman çok önemli bir rol oynar. Önemli olan ambalajın içinde ne olduğu değil, dizaynı yani şekli, renkleri, üstündeki yazılar, görseller, açıklamalar ve kullanım kolaylığıdır. Sonuç olarak, nöropazarlama çalışmaları ile hedef kitlenin ambalajla ilgili duyguları, dikkatini ne oranda çektiği, kullanıcı dostu olup olmadığı, hafızada kalıcılık, ambalajın kategori ve Markaya uygun olup olmadığı yüksek güvenilirlik oranları ile ölçümlenir.  

Yapılan EEG ile yapılan Olaya İlişkin Potansiyeller, Duygu Durum ve Göz Takip gibi nörolojik ve fizyolojik çalışmalar bizlere, tüketicilerin ambalaj konusunda gerçekten neyi sevip neyi sevmediğini göstermektedir.

Gençlerle yapılan bir Kart Tasarım çalışmasında (NeuroMark), katılımcılara alternatif kart ambalajları online olarak gösterildi ve ardından merkezi ve otonom sisteminden gelen yanıtlar kaydedildi. Ölçümlemeye katılanlarla ayrıca Derinlemesine Görüşmeler yapılarak renkler, görseller, yazılar ve dizaynlarla ilgili neler hissettikleriyle ilgili içgörüler elde edildi.

Yapılan ARAŞTIRMADA: Gençlik = Sade tasarım, tasarımda renkli (özellikle kırmızı, turuncu) küçük semboller/dokunuşlar, Profesyonellik, kalite = Sadelik, mat siyah arka plan, metalik renkler ve, küçük sembollerin istatistiksel olarak yüksek oranlarda hoşa gittiği ve işe yaradığı belirlendi. 

SONUÇLARDAN BİRKAÇI: Gençlere göre, gençliğin renklilik ama aynı zamanda sadelik ve zeka olduğu, ayrıca renk etkisine bağlı olarak, ‘lacivert/koyu mavi’ renklerin resmiyetle/güçlülükle bağdaştırıldığıdır.

4. Memnuniyet Düzeylerini Ölçün

Reklam verenler için, müşterilerinin ürünle ilgili duygusal katılımını veya uyarılmasını anlamak son derece önemlidir. Örneğin, tüketicilerin ürününüze tepki olarak hayal kırıklığı yaşadığını biliyorsanız, değiştirmeniz gereken unsurlar olduğu açıktır.

Müşteri memnuniyetini nörolojik olarak ölçümlemek kesin sonuçlara ulaşılmasını sağlar. EMONET Duygu Durum Çalışması (NeuroMark) ve Olaya İlişkin Potansiyeller (NeuroMark) ile kişilerin bir ürüne, reklama ya da gördüğü herhangi bir uyarana yanıt olarak sahip olduğu duygular  %95 üzeri güvenilirlik ile tanımlanır.

5. Etkili Reklamlarla Kampanyanızın Başarısını Sağlayın

Günümüzde, nöropazarlama çalışmalarının başarısı geleneksel Pazar Araştırma yöntemleri ile birleşmesinden geliyor. Nörolojik ölçümlemeler yani EEG çalışmaları ve fMRI görüntülemenin yardımıyla, reklamcılar insan davranışı, tüketici alışkanlıkları ve daha fazlası hakkında daha fazla bilgi edinme becerisi kazandılar.

Reklam kampanyalarını halka sunmadan önce nöropazarlama çalışmaları ile ölçümlemek artık yaygın bir uygulamadır. Yapılan birtakım çalışmalarda, katılımcılarınızın beyinlerindeki aktivitenin, müşteri temsilcinizi aramak veya web sitenizi ziyaret etmek istediklerinde daha fazla arttığını saptıyor.

6. Karar Felcinden Yararlanın

Columbia Üniversitesi, çok fazla seçeneğe sahip olmanın müşterileri heyecanlandırdığı ancak bazen de felce uğrattığını ortaya koyan bir araştırma yaptı. Örneğin, müşteriler bir rafta yan yana duran çok fazla benzer ürün görürlerse, durup bir şey seçmeleri daha zor ve uzun bir süreç almakta, bazen de herhangi bir seçim yapamadıkları görülmektedir.

Bundan çıkarabileceğiniz sonuç, çok fazla seçeneğin bunaltıcı olabileceğidir. Çeşitlilik ve çok fazla çeşitlilik arasındaki farkı anlamak için nöropazarlamayı kendi yararınıza kullanmanız çok önemlidir.

7.  Aciliyet ve Hız Yaratın – Nöropazarlama Örnekleri

Tüketicilerin ürününüzü satın almasını sağlamak için aciliyet yaratmayı muhtemelen zaten biliyorsunuzdur. Sınırlı sayıda ürün olduğunda veya sınırlı bir süre için mevcut olduğunda, insanlar kaçırmaktan korkar ve ürünü almaya karar verirler. Ancak hız ve aciliyet için başka bir kullanım daha vardır. Nöropazarlama teknolojisinden faydalanan markalar, bir süredir “bitmeden satın al” stratejisini kullanmaktadır. Zira, tüketicilerin ürününüzü satın almazlarsa bir şeyler kaybedebilecekleri gerçeğini vurgularsanız, satın almaya daha açık olacaklardır. 

Bazı şirketler güvenlik sağlamaya odaklanırken, PayPal farklı bir yöne gitmeye ve verimlilik ile hıza odaklanmaya karar verdi. Şirket bir araştırma yaptı ve rahatlığın beyni güvenlikten daha fazla harekete geçirdiğini keşfetti. Mantıklı olarak, ödeme sistemlerindeki herhangi bir güvenlik önlemi yerine hızın reklamını yapmaya başladılar. Bazen güvenlik ve emniyet yerine ürününüzün hız ve verimlilik gibi özelliklerine odaklanmak daha iyidir. Tüketiciler konfor ve rahatlığa her şeyden daha çok değer verir. Ancak önemli olan başka bir yön daha var, o da fiyat.

8. Fiyatlandırmanızda Makul Olun

Son yıllarda, ürün fiyatlaması ile ilgili bilgilerin geleneksel araştırmalarda iradi ifadelerle doğru sonuca varmadığı anlaşıldı. Bu nedenle, Fiyatlama ile ilgili karar almadan önce nöropazarlama tekniklerine  başvurmanız size büyük bir fayda sağlayacaktır.

Örneğin yapılan son nöropazarlama araştırmaları, 0,99 fiyatlandırmanın reklamcıların inandığı kadar etkili olmadığını gösteriyor.

Fiyatlandırmada yuvarlak rakamlar, duygusal karar verme söz konusu olduğunda en iyi sonucu verirken; karmaşık rakamlar, beynin mantıksal kısmı devreye girdiğinde daha dikkat çekicidir. Bunun açıklamalarından biri, karmaşık sayıların beyni daha fazla çalıştırması ve tüketicinizi karmaşık fiyatın daha mantıklı bir seçim olduğuna ikna etmesidir.

9. Çapalama ile Müşteri Bağlılığınızı Artırın

Nöropazarlama araştırmalarının ortaya çıkardığı gerçeklerden biri de çapalama kavramı. Bu, tüketicilerin aldıkları ilk bilgi parçasına odaklanma eğiliminde oldukları inancıdır, bu nedenle iletişim uzmanlarının konuyu ilk başta tüketicilerine doğru ve etkili bir biçimde aktarmaları çok önemlidir. İlk bilgi, kişinin satın alma davranışı ve kararları için temel olabilir. 

Bu nedenle, Markanın reklam videosunu hazırlamadan önce Story Board üzerinden nöropazarlama çalışması yaparak, reklamının ilettiği mesaj ve etkisi üzerinde bilgi sahibi olması çok kıymetlidir.

10. Web Sitesi Düzeni ile Harika UX’i Sağlayın

Web sitenizin düzeni, web sitenizin performansını doğrudan etkiler. Nöropazarlama teknikleri sizin için neyin en iyi olduğunu anlamanıza yardımcı olabilir. The Word Point gibi web çeviri hizmetlerinin yardımıyla web sitenizi diğer dillere çevirmekten doğru renk paletini seçmeye kadar – nöropazarlama her şeyi hesaba katar.

Font ve yazı tipi boyutları gibi özellikler de önemlidir. Kullanıcı dostu web sayfası düzeni müşteriler için çok önemlidir. Genel arayüzün etkisi de büyüktür.  Örneğin, yatay tasarımlar dikey olanlardan daha az etkilidir. Bunun nedeni, sayfaları yukarıdan aşağıya okumanın, kullanıcıları daha fazla etkileşime sokması ve onları kaydırmaya devam etmesidir. 

11.   Gizli Yanıtlarla Yanlış İletişimi Önleyin

Bazen gerçek göründüğü gibi değildir ve gerçek yüzeyin altında bir yerde saklanmaktadır. Bunun ne anlama geldiğini anlamak için, reklam kampanyalarından biri için anket yapan ve tüketici yanıtlarını değerlendirmek için EEG kullanılan çalışmaya kısaca bakalım:

Katılımcılara gösterilen bir reklamda, bir kadının başka birisinden intikam almak için soslu cips parçalarını o kişinin beyaz kıyafetlerini yıkadığı çamaşır makinesine attığı görülüyordu. Kalitatif gruplardan reklamın hoşa gitmediği sonucu çıktı. Reklamı izleyen katılımcılar iradi beyanlarında, muhtemelen diğer odak grup üyelerine kötü görünmemek için, bunun iyi bir şaka olmadığını ifade ettiler. Ancak aynı kişilerle yapılan EEG ölçümlemesi ise aslında tüketicilerin reklamı beğendiklerini ortaya çıkardı.

Son yıllarda yapılan Nöropazarlama çalışmaları, farkında olmadığımız tercihlerimizi ve tepkilerimizi ortaya çıkardığını gösteriyor.

12.   Test Prototipleri

Nöropazarlama örnekleri arasında bir başka harika nokta da prototip testidir. Reklam, tüketicilerin ürününüzü algılama biçimini etkilemede çok önemli bir rol oynasa da, ürün tasarımı çok önemlidir. Bu alanda bir ürünü temsil eden ve tasarımcıların tasarımı görselleştirmesi ve test etmesi için üretilmiş bir model olan ‘prototip’ gerçekten önemlidir.

Bir süre önce Hyundai tarafından, şirketin otomobil prototiplerini test etmeyi amaçlayan ünlü bir anket yapıldı. Vakada, çeşitli tasarım özelliklerine beynin verdiği yanıtları görmek için EEG kullanıldı ve katılımcıların beyin aktivitesi ölçüldü. Çalışmanın sonucunda, Hyundai araçlarının iç tasarımını tamamen değiştirmeyi tercih etti.

13.   Başlıklarla Dikkat Çekin

Başlıklar, belki de herhangi bir reklamın en önemli unsurlarından biridir. Başlıklarla ilgili gerçek tüketici bilgilerine ulaşmak için, reklamcılar nöropazarlamadan faydalanmaya başladılar.

Artık “Hipokampal Başlıklar” adı verilen popüler bir teknik kullanılıyor. Bunun anlamı, bir reklam kampanyasındaki başlıklarla kişilerin beyinlerindeki hafıza bölgesinin harekete geçirilerek, hafızada kalıcılığın sağlanmasıdır. EEG kullanılarak gerçekleştirilen Olaya İlişkin Potansiyeller (NeuroMark) çalışmasında, gösterilen uyaranların hafızada kalıcılık skorları saptanmaktadır.

Örneğin, “pratik yapmak mükemmelleştirir” ifadesini alıp “pratik yapmak Patron yapar” olarak değiştirebilirsiniz (birçok blog yazarının yaptığı gibi). Böylece hedef kitlenizin dikkatini hızlıca çekebilir ve bu sloganı kullanan ürün, marka ya da reklamın hafızalarda kalıcılığını güçlendirebilirsiniz.

14.   Sosyal Medyada Nöropazarlamayı Çok Güçlü Bir Araç Olarak Düşünün

Nöropazarlama yöntemleri sosyal medyada etkili bir biçimde kullanılmaktadır. Çünkü nörolojik ve fizyolojik ölçümlemelerle sosyal medyanın etkinliği artmaktadır.  

Bazı araştırmalar duygusal bağlantıların müşteri memnuniyetinden daha etkili olduğunu ortaya koyuyor.  Sosyal medya ise hedef kitlenizle duygusal bir bağ kurmak için mükemmel bir yerdir. Örneğin Airbnb, New York pazarına girdiğinde ve Carol Williams’ın duygusal bir videosunu yayınladığında bu yöntemi kullandı.

15.   Ödül ve Cezayı Uygulayın

Günümüzde, oyun tasarım şirketleri ve oyun geliştiricileri uzun yıllardır bu taktiği kullanıyorlar. Oyunlar, genellikle oyuncuların tamamladıkları farklı eylemler için bir ödül ve cezaya sahiptir. Ödülü artırarak, oyuncuların beyinlerindeki dopamin seviyesini de arttırabilir ve oyuna geri dönmelerini sağlayabilirsiniz. Bu teknik diğer ürünler için de işe yarar, dolayısıyla bundan sadece oyun endüstrisi faydalanmaz.

Referans: 16 Powerful Neuromarketing Examples / Frank Hamilton

Simin Demiriş