Koku Algısı ve Nöropazarlama

Brown Üniversitesi’nden dünyaca ünlü nörobilimci Dr. Rachel Herz’in yapmış olduğu araştırmaya göre katılımcılara görme, işitme ve koklama duyularından hangisinden vazgeçmek istedikleri sorulduğunda katılmcıların yüzde 84.6’sı koku alma duyularından vazgeçmeyi tercih etmiştir ki bu oranın görme ve işitme duyularını tercih edenlere kıyasla oldukça yüksek olduğu aşikardır. Birçok insanın görme ve işitme duyularına kıyasla vazgeçmeyi tercih ettiği koku algısı tam olarak nedir?

Koku algısı havada bulunan moleküllerin burnumuzun içinden süzülerek koku reseptörleriyle karşılaşmasıyla başlamaktadır. Bu karşılaşma her bir molekülün bir yap-boz parçası gibi tek bir reseptöre yerleşmesini içermektedir. Bunun sonucunda uyarılar koku algısı sinirleri (olfactory nerves) aracılığıyla önce beyindeki koku soğancığına (olfactory bulb) buradan da birazdan daha detaylı bahsedeceğimiz limbik sisteme gönderilmektedir.

Koku algımız ve duygularımız çok yakın bir ilişki içindedir. İkisi de limbik sistem olarak bilinen sinirsel yapı ağında bulunmaktadır. Koku duyusunu taşıyan sinir hücrelerimiz diğer duyularımızdan (görme, işitme, dokunma ve tat alma) farklı olarak doğrudan limbik sisteme bağlıdır yani koku duyumuz beyinde dolambaçsız bir yol izleyerek limbik sisteme ulaşmaktadır. Koku dışındaki bütün duyularımız ise limbik sistemde yer alan talamus tarafından filtre edildikten sonra beyinde işlenmektedir. Bu nedenle koku duyumuz herhangi bir filtreden geçmeden bizde duygu yaratabilmektedir.

Limbik sistemde koku duyumuzla etkileşimde olan en önemli yapı amigdaladır. Amigdala beynimizde duyguların işlendiği yapı olarak bilinmektedir ve amigdala olmadan duygusal deneyimlerimizi işlememiz, duygularımızı ifade etmemiz ve duygularımızdan öğrenmemiz mümkün değildir. Beyin görüntüleme çalışmalarına göre bir koku duyumsadığımızda amigdalamız aktif olmaktadır. Hatta kokladığımız kokuya olan duygusal reaksiyonumuz arttıkça amigdalanın aktivasyon yoğunluğunun da arttığı tespit edilmiştir. Bunlara ek olarak amigdala, limbik sistemde bulunan ve hafıza merkezimiz olarak bilinen hipokampus ile yakın ilişkisinden dolayı uzun süreli bellek oluşumunda da büyük rol oynamaktadır. Her ne kadar bütün duyularımız bellek oluşumuna katkı sağlıyor olsa da koku duyumuz anılarımıza diğer duyularımıza kıyasla daha duygusal bir boyut kazandırmaktadır.

Nöropazarlama bağlamında bakıldığında koku duyumuzun bu alanda yavaş yavaş yer kazandığı görülmektedir. Tüketicinin ürün deneyimini zenginleştirmek, ürün ve marka ile olan ilişkisini daha duygusal hale getirmek hatta duygusal ruh halini iyi yönde değiştirmek adına, pek çok şirket koku algısını bir pazarlama stratejisi olarak kullanmaya başlamıştır. Bu nedenle koku markalaştırması (scent branding) üzerine danışmanlık veren ve yapay zeka teknolojisini kullanarak şirketlere özel kokular tasarlayan şirketler ortaya çıkmıştır.

Sonuç olarak; koku duyusunun nöropazarlama alanında kullanılması, gelecek vadeden ve önümüzdeki dönemde tüketicilerin markalar, ürünler, hizmetler ve deneyimler ile duygusal bağ kurmasını sağlayan bir strateji olarak yer edineceği düşünülmektedir.

Referanslar

Nörobilim Uzmanı Yağmur Başak Ören

Herz, Rachel S., and Martha R. Bajec. “Your money or your sense of smell? A comparative analysis of the sensory and psychological value of olfaction.” Brain Sciences, vol. 12, no. 3, 2022, p. 299, https://doi.org/10.3390/brainsci12030299.

Herz, Rachel. The Scent of Desire: Discovering Our Enigmatic Sense of Smell. Harper Perennial, 2008.

Ozan, Vedat. Kokular Kitabı. Everest, 2016.

Etiketler: #nöropazarlama, #beyin, #nörobilim, #kokuduygusu

Öğrenme ve Öğretmenin Nöral Temelleri

Yaşam döngüsü içinde çok erken yaşlardan itibaren, canlılık faaliyetini sürdürebilmek için öğrenme eylemi ile bütünleşiriz. Hatta bazı öğrenilmiş davranışlar nöronlarımıza o kadar işlemiştir ki zamanla refleks haline gelmiştir. Öğrenme, psikolojik bir süreç olup, bilişsel, duygusal ve sosyal faktörleri içerir.

 Nörobiyolojik perspektiften bakıldığında, öğrenme diğer teorilerden ayrılarak biyokimyasal bir süreç olarak tanımlanır. Bu yaklaşımın daha iyi anlaşılabilmesi için, beyin işleyişinin temel düzeyde öğrenilmesi, beyin yapısı ve işleyişi konusundaki modellerin bilinmesi ve öğrenmeyi etkileyen temel etmenlerin detaylı bir şekilde anlaşılması gereklidir.

Öte yandan, bilişsel teorisyenlere göre öğrenme, bireyin zihninde gerçekleşen ve doğrudan gözlemlenemeyen bir süreçtir. Bilişsel kuram, daha çok anlama, algılama, düşünme gibi zihinsel olaylara odaklanır ve öğrenmenin zihinsel sonuçlarına ilgi duyar. Duyuşsal teorisyenler ise öğrenmenin doğasından ziyade duygu durumları ve motivasyon gibi duyusal sonuçları üzerinde dururlar.

Nörobilim, beyin ve sinir sistemi ile bilişsel davranışlar arasındaki ilişkiyi inceleyerek bellek, duygu, dikkat, örüntüleme gibi birçok değişkeni ve bunların öğrenme üzerindeki etkilerini detaylı bir şekilde araştırma fırsatı sunmaktadır. (Taşçıoğlu, 1994; Weiss, 2000; Thomas, 2001; Soylu, 2004).

Öğrenmenin nöropsikolojik yapısı birkaç alanda gözlemlenmektedir.

 Öğrenme süreci sonucunda nöronlarda yeni aksonların oluştuğu gözlemlenir. Her öğrenme deneyimi, yeni sinaptik bağlantıların oluşumunu içerir. Bu bağlamda, öğrenme biyokimyasal bir değişim olarak açıklanmaya çalışılır. Farklı beyin bölgelerinin rolleri, öğrenmeye dair olaylar ve süreçlere etki eden hücreler üzerinde incelenir. Hücresel düzeyde, bu inceleme tek tek hücrelerin tepkilerine odaklanırken, bağlantı düzeyinde iki sinir hücresi arasındaki sinaptik bağlantıda gerçekleşen sinyal iletimine ve moleküler düzeyde bir sinir hücresinin zarında veya içinde meydana gelen kimyasal etkileşimlere dair bilgi sağlar.

Öğrenme sürecinde motivasyon, öğreticinin kişiliği, öğretilen bilginin sunulduğu ortam büyük önem taşır. Yaşamımız önemli kısmı okul ortamında geçer. Burada öğrendiğimiz bilgiler, bizlere sadece akademik bir zemin sağlamaz. Aynı zamanda duygularımızı ifade etme, zorluklarla baş etme, toplum içinde varoluş biçimimizi de oluşturur.

Tüm öğrenme sürecinde bize eşlik eden öğretmenlerin rolü çok büyüktür.

 Dünyayla olan ilişkimizi anlamlandırma sürecinde bizlere rol model olan, neredeyse anne ve babamız kadar yakın gördüğümüz; Öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü Kutlu Olsun.

Referans

Psikolog Merve Altındağ

AÇIKGÖZ, N., & Bülent, M. A. D. İ. (2013). ÖĞRENME İLE BEYİNDE OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER (PLASTİSİTE). Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi9(9), 29-36.

Etiketler: #nöropazarlama, #beyin, #nörobilim, #ogretmenlergunu, #ogrenme

Anne-Çocuk İlişkisinin Nörobilimsel Temelleri

Manalı bir bağ olan anne ve çocuk arasındaki ilişki üzerine birçok edebi eser, müzik ve film üretilmiştir. Bu bağ, tanımlanmasına rağmen hala tam olarak anlaşılamayan ve dışarıdan gözlemleyenleri hayrete düşüren bir niteliğe sahiptir.

 Çocuklar, annelerinin sevgisi ve ilgisi karşısında yetersiz hissedebilir ve bu durum, “anneyi anne gibi sevememenin getirdiği mahcupluk hissi” ile yaşanabilir. Peki, bu eşsiz bağın nörobilimsel temeli nedir?

Öncelikle yapılan yeni çalışmalarla birlikte bu tecrübe ve etkilerinin daha anne karnındayken başladığı ve annenin duygusal yaşantısının fetüs üzerindeki etkilerinin yetişkinliğe kadar sürdüğü gözlenmiştir.

Anne, çocuğunu taşırken, anne karnındaki bebekle başlayan bir bağ oluşur. Bu dönemde anne, çocuğuna fiziksel olarak yakındır, duygusal bir bağ kurar ve bu süreç, anne ile çocuk arasındaki ilk bağlantıyı oluşturur.

 Anne karnında başlayan ve erken yaşlarda karşılaşılan yaşam deneyimleri, beyinde değişikliklere neden olarak ilerleyen yaşlarda da etkisini sürdürmektedir. Özellikle ruh sağlığı açısından önemli etkiler yarattığı bir dizi araştırma tarafından ortaya konmuştur.

Hamilelik sırasında endişeli ve stresli olan annelerin çocuklarının yaşamlarının ilk iki yılı boyunca bunu yaşamaya devam ettikleri gözlenmiştir. Stres hormonlarının yüksek seviyeleri, bebeğin beyin gelişimini etkileyebilir. Özellikle hipokampüs ve amigdala gibi stresle ilişkilendirilen beyin bölgelerinde değişikliklere yol açabilir.

Stres, anne vücudunda hormonal dengesizliğe neden olabilir. Bu durum, bebeğin hormonal sistemini etkileyebilir ve bu etkiler uzun vadeli olabilir. Gebelik döneminde yaşanan anksiyete, depresyon ve stres, sadece annenin değil, aynı zamanda bebeğin sağlığı üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir. Bu durum, düşük riskini, erken doğumu, düşük doğum ağırlığını ve bu durunun beraberinde getirdiği riskleri artırarak sonuçlanabilir.

Kanada’da, 1998 yılında Kuzey Amerika’da yaşanan ve 3 milyon insanı yaklaşık olarak 1,5 ay süreyle elektriksiz bırakan ‘Buz Fırtınası” mağduru anneler üzerinde yapılan bir çalışmada felaket sırasında hamile olan ve felaketin sonuçlarını yaşayarak strese maruz kalan annelerin çocukları üzerinde zekâ ve dil yeteneklerini ölçen testler uygulanmıştır.

 Sonuçlar kontrol grubuyla karşılaştırıldığında uzun süreli ciddi strese maruz kalmış bu annelerin çocuklarının zekâsında ve dil yeteneklerinde diğer çocuklara göre gerilik gözlenmiştir.

Referans:

Psikolog Merve Altındağ

Twardosz S., Lutzker J. R. (2010). Child maltreatment and the developing brain: a review of neuroscience perspectives. Aggress. Violent Behav. 15, 59–68

 DiPietro JA, Costigan KA, Sipsma H (2008) Continuity in self-report measures of maternal anxiety, stress, and depressive symptoms from pregnancy through two years postpartum. J Psychosom Obstet Gynaecol 29:115–124.

Etiketler: #nöropazarlama, #beyin, #nörobilim, #annecocuk

Öfke Duygusunun Nöropsikolojik Temelleri

Öfke duygusu, hayatın her alanında görülebilen bir duygudur. Öfke dürtüsü küçük bir rahatsızlıktan dolayı meydana gelebilen, kişisel birtakım sorunlardan oluşabilen ve zamanla şiddetli bir öfke biçimine dönüşebilen bir duygu türüdür. Öfkenin kontrolsüz bir şekilde ortaya çıkması, olumsuz durum ve sonuçlara sebep olabilmektedir.  Burada öfkeyi ele alırken kişinin yaşam standartları, kişilik özellikleri, geçmiş yaşamları, duyguları ifade etme biçimi ve geçmiş travmalarını anlamak önemli. Öfke duygusu, dışsal etkenlerden veya içsel etkenlerden etkileniyor olabilmektedir. Öfkenin birkaç temel bileşeni vardır;

Genetiğiniz ve belirli kimyasallar, hormonlarla vücudunuzun başa çıkma yeteneği de öfkeyle nasıl başa çıkacağınız konusunda önemli rol oynar. Örneğin beynimizde serotonin hormonu ile normal tepkiler sağlanmıyorsa, duygularımızı yönetmek ve anlamak konusunda zorluklar yaşayabiliyoruz. Yoğun duygular beden üzerinde fiziksel değişikliklere sebep olabilir. Öfke duygusunu hissettiğimizde, mide ağrısı, mide bulantısı sorunları ortaya çıkabilir. Yine yüksek kan basıncına bağlı olarak, uzun dönemde fiziksel ve psikolojik sağlık sorunları meydana gelebilir. Öfkeye bağlı olarak vücut sıcaklığı arttığında terleme belirtisi oluşabilir. Ayrıca öfke anında vücudun savaş ya da kaç mekanizması aktif bir şekilde çalışır. Öfkenin sürekli eşlik ettiği bir yaşam tarzında savaş kaç mekanizmasında dengesizlik meydana gelebilir bu da kişinin bulunduğu durum ve ortamlarda kendisini ve duygularını nasıl ifade edeceği noktasında sorunlar yaratabilir.

Duygularını kontrol etmekte sorun yaşayan veya öfkesini tipik bir duygusal tepki sınırlarının ötesinde yaşayan bireyler, çeşitli öfke bozuklukları türleri ile tanımlanabilirler. Agresif öfke; Bireylerin duygularının farkında olduğu ancak her zaman onları öfkeye sürükleyen kızgınlıklarının gerçek kaynağı bilmezler. Bu bireylerde şiddetli öfke patlamaları gözlemlenir. Agresif öfke genellikle anlık ya da intikam şeklinde ifade edilir. Bir anlamda bu öfke türüne sahip kişiler ciddi manevi ve maddi kayıplar yaşayabilir. Pasif öfke ise bastırılmış olduğundan dolayı fark edilmesi güç bir öfke türüdür. Bireyler öfkenin farkında bile olmayabilir. Gündelik rutinlerini sürdürememe, anlamsızlık, duygularla ile alay etme, yakın çevreye yabancılaşma agresif öfkenin belirtileri arasındadır. Uzun vadede kontrol edilemeyen öfke kişinin bilişsel, psikolojik ve fiziksel sağlığını tehdit edebilir. Bu sebeple öfkenizi tanımak ve tanımlamakta yarar var.

Referans : Psikolog Merve Altındağ

Soykan, Ç. (2003). Öfke ve öfke yönetimi. Kriz dergisi11(2).

Etiketler: #nöropazarlama, #beyin, #nörobilim, #öfke, #nöropsikoloji

Kaygının Beyin Üzerindeki Etkileri

Gündelik yaşamın farklı anlarında karşılaştığımız belirli durumlar, kaygı hissine neden olabilir. Bu duygu, bazen iş yerinde, bazen topluluk içinde veya geleceğe dair endişelerle şu anı etkileyebilir. Kaygı, bizi harekete geçiren bir duygu olup, negatif etkilere sebep olabilir. Kaygı, bedenin ve beynin, gerçek ya da hayali, tehdit ya da tehlike algısı ile oluşan bir durumdur. Kaygı durumları, endişenin aşırı bir derecesi olarak tanımlanır ve strese verilen en ortak tepkilerden biri olarak kabul edilir.

Kaygı, stresli durumları engellemeyi veya bu tür durumlardan kaçınmaya yönlendiren bir duygudur ancak bu kaçınma davranışları, benzer durumlarla yüzleşmeyi daha zorlaştırabilir ve özgüven kaybına sebep olabilir. Kaçınma, rahatsız edici düşünceler ve görevlerden kaçınmayı içerebilir, bu da aktivitelerde ve performansta düşüşe neden olabilir.

Kaygı, beyinin çok farklı anlarını etkilemektedir. Radboud Üniversitesi Donders Enstitüsü’nde BobBramson ve SjoerdMeijer tarafından yapılan araştırmada, kaygı içeren durumlarda kaygılı kişilerin, kaygısı olmayan kişilere göre farklı bir ön beyin bölümünü kullandıkları bulundu.

Kaygılı bireyler, duygusal kontrolü yan frontal kutup bölgesinden dorsolateral prefrontal kortekse kaydırır. Beyindeki farklı bölgeler, kaygının karmaşık bir şekilde işlendiği ve düzenlendiği yerlerdir. Derin beyin yapıları ve içsel duygusal bölgeler, kaygının bedensel duyumlarına ve fizyolojik tepkilerine katkıda bulunur. Yine amigdalabölgesi, duyusal tepkilerin düzenlemesinde önemli rol oynar. Özellikle tehdit ve tehlike algısı ile ilişkilendirilen korku ve kaygı duygularının işlenmesinde önemlidir. Bir başka beyin bölgesi olan anterior singulat korkteks bölgesinde ise duygusal çatışmaların ve zorlukların işlenmesi söz konusudur. Kaygı, bu bölgeler arasındaki etkileşimler sonucu ortaya çıkar.

Kaygı, nöropazarlama ölçümlerinde kullanılan önemli bir duygudur. Kişilerin herhangi bir ürünle ilgili duyguları, doğrudan davranışlarını yani satın alma kararlarını önemli ölçüde etkilemektedir. Tüketiciler, kaygı durumlarında güvende hissetmelerini sağlayabilecek markalara veya ürünlere yönelebilirler. Nöropazarlama uzmanları, markaların/ürünlerin tüketiciler üzerindeki duygusal etkilerini gözlemleyebilir ve buna yönelik duygularını analiz edebilir. Kaygılı tüketiciler, satın alma kararlarını daha dikkatli bir şekilde değerlendirebilirler. Fizyolojik ve nörolojik araştırmalar, hangi faktörlerin tüketicilerin kaygılarına nasıl etki ettiğini anlamak için Online Duygu Durum Analizi ile duygunun kendisini, Sabit ve Mobil EEG Ölçümlemesi ile beyin aktivitesini inceler.

SONUÇ OLARAK; duygu haritalamasında negatif eksende yer alan ‘Kaygı Duygusu ile tetikleyicileri’, hayatın her alanında olduğu gibi tüketici davranışlarını anlama ve buna yönelik stratejiler oluşturma aşamalarında da önemli bir yere sahiptir.

Referans:

Psikolog Merve Altındağ

Anxiousindividualsshiftemotioncontrolfrom lateral frontal poleto dorsolateral prefrontalcortex” byBobBramson et al. Nature Communications

Peleg-Popko O (2004) Differentiationand Test Anxiety in Adolescents, Journal of Adolescence, 27:645- 662.

Lufi D, Darliuk L (2005) The _nteractiveEffect of Test Anxietyand Learning DisablitiesAmongAdolescents, International Journal of EducationalResearch, 43: 236-249.

Etiketler: #nöropazarlama, #beyin, #nörobilim, #kaygı

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın Duygularımız Üzerindeki Etkisi

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, ülkemizin kuruluşunu kutlayan ve ülkenin bağımsız bir cumhuriyet olarak yönetilmeye başlandığı günü anımsayan milli bayramımızdır. Toplumun her bireyi için büyük anlam taşır. Bu anlam da duygularımız ve düşüncelerimiz ve tepkilerimizi etkileyebilir. Bu yazımızda, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın beynimiz ve duygularımız üzerine anlam ve etkilerini açıklıyoruz.  

Önderimiz Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetimizin bir bayram olarak kutlanması, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bağımsız olarak yönetilmesi kararının simgesidir. Bu sebeple insanların gurur duygusunu ön plana çıkarır. Gurur, toplumsal bağlantılar ve kişisel kimlikle de yakından ilişkilidir. Gurur duygusu beynimizde medialprefrontal korteks ile bağlantılıdır.  Gurur, ödül yolu olarak bilinen beynin bir bölümü tarafından etkilenebilir. Limbik sistem, ödüller ve zevk duyguları ile ilgili önemli rol oynar. Gurur duygusu, bu sistemin bir parçası olan ventralstriatum gibi bölgelerde aktivasyonlara neden olabilir.

Cumhuriyet Bayramı, insanları bir araya getirme ve toplum içinde dayanışmayı teşvik etme rolü oynar. Birlik ve beraberlik duyguları, insanların pozitif sosyal deneyimleri hatırlama ve bu deneyimleri olumlu bir şekilde değerlendirme yeteneği ile de ilgilidir. Hipokampüs ve benzeri bellek işlemleme bölgeleri bu bağlamda önemlidir. Yine sosyal bağlar ve beraberlik duyguları, sosyal bilgilerin işlenmesinde önemli bir rol oynayan temporaparitel bölgeler ile ilişkilidir.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, vatanseverlik duygusunun ve hormonların aktif bir şekilde çalışmasını sağlar. İnsanların ülkelerine olan sevgi ve bağlılıklarını arttırabilir. Yine Atatürk ve onunla birlikte mücadele eden diğer kişilere olan minnettarlığı ifade edebilir. Vatanseverlik, ülke değerlerini sahiplenmek ve minnettarlık; oksitosin hormonu ile ilişkilidir. Oksitosin, hipotalamusun paraventriküler çekirdek ve supraaoptik çekirdek adı verilen bölgelerinde üretilir. Bu hormon, hipotalamus tarafından üretildikten sonra hipofiz bezinin arka lobunda salgılanır. Oksitosin, sosyal bağlantılar, anne-bebek ilişkileri ve romantik ilişkiler gibi bir dizi duygusal ve fizyolojik süreçte önemli rol oynar.

Cumhuriyet Bayramı, Türkiye’nin geçmişteki başarılarını ve gelecekteki potansiyelini düşünme fırsatı sunar. İnsanlar, ülkenin gelişimi ve ilerlemesine dair umut ve motivasyon ile hareket ederler. Motivasyon, ventraltegmental alanında dopamin üretimi ile ilişkidir. Bu alandan gelen dopamin sinyalleri, motivasyonun ödülle ilişkilendirilmesini ve istenilen davranışların sürdürülmesini teşvik eder.

NeuroMark ailesi olarak, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı kutluyor ve birlik, beraberliğe dair duygularımızın sürekli olmasını umut ediyoruz.

Referans:

Psikolog Merve Altındağ

Üngüren, E. (2015). Beynin nöroanatomik ve nörokimsayal yapısının kişilik ve davranış üzerindeki etkisi. Uluslararası Alanya İşletme Fakültesi Dergisi7(1). Dönmezer, S. (2011). Cumhuriyetimiz ve Milli Bütünlük Ruhu. Journal of IstanbulUniversityLawFaculty50(1-4), 319-326.

Etiketler: #nöropazarlama, #beyin, #nörobilim, #29Ekim1923, #CumhuriyetBayramı, #100yıl

Dikkat Süresinin Nöropazarlamadaki Yeri

Dikkat, ilgili uyaranları seçme ve bu uyaranlara odaklanabilme yeteneğidir. Dikkat sayesinde, kendimizi önemli uyarıcılara yönlendirip sonuçta tepki verebiliriz. Bu zihinsel beceri son derece kritik bir öneme sahiptir ve günlük yaşamımızın ayrılmaz bir parçasıdır. Dikkat, günlük eylemlerimizin neredeyse tamamında kullandığımız karmaşık bir süreçtir. Araştırmacılar ve bilim insanları, uzun vadeli çalışmalar sonucunda dikkatin tek bir süreç olmadığını, aslında bir dizi alt süreçten oluştuğunu belirlemişlerdir. Bu sınıflandırmaya göre dikkat şu bölümlere ayrılabilir:

Uyarılma: Yorgun ya da enerjik olduğumuzdaki aktivasyon seviyemiz ve uyanıklık seviyemizle ilgilidir.

Odaklanmış Dikkat: Dikkatimizi bir uyarıcıya odaklama kabiliyetimizle alakalıdır.

Bölünmüş dikkat: Aynı anda farklı uyaran ya da eylemlerle ilgilenebilme kabiliyeti

Seçici Dikkat: Belli bir uyarıcı ya da eylemle dikkati dağıtan başka bir uyarıcı olduğu halde ilgilenebilme kabiliyetidir. Değişen Dikkat: Dikkat odağını iki ya da daha fazla uyaran arasında değiştirebilme kabiliyeti.

Sürdürülen Dikkat: Bir uyarıcı ya da eylemle uzun süre ilgilenebilme kabiliyetidir.

Beyinde dikkat etme süreçleri oldukça geniş bir ağa sahip ayrıca beynin birçok farklı alanı dikkat sürecinde aktif rol oynar. Öncelikle Dikkat ağı, beyindeki dikkatin dağılmadan bir konuya odaklanmasını ve dikkatin gerektiği gibi kaydırılmasını kontrol eder. Yine beynin farklı bölgeleri arasındaki iletişimi ve koordinasyonu sağlar.

Dikkat, üst bilişsel işlevlerle de bağlantılıdır. Planlama, problem çözme, karar verme ve bilgi işleme gibi süreçler, dikkatle ilişkilidir ve dikkatin bu tür işlevleri desteklediği düşünülmektedir. Görsel dikkat, görsel bilgilerle ilgilidir ve görsel uyaranlara dikkatin odaklanmasını içerir. Beyindeki görsel korteks, görsel bilgilerin işlendiği ve görsel dikkatin yönlendirildiği önemli bir bölgedir.

Dikkat süresi, bir kişinin bir ürün veya reklam gibi pazarlama uyarıcısına ne kadar uzun süre boyunca odaklandığını gösterir. Nöropazarlama, bu dikkat süresini ölçerek, tüketicilerin belirli uyarıcılara ne kadar ilgi gösterdiklerini anlamaya çalışır. Nöropazarlama, reklamcılıkta reklamın içeriğini, görsel tasarımını ve sunumunu optimize etmek için dikkat süresi verilerini kullanabilir. Bu sayede reklamlar daha etkili hale gelebilir. Ürün geliştirme aşamasında, ürünün tüketiciler açısından daha dikkat çekici hale getirilmesi ve mağaza içi deneyimi iyileştirmek amacıyla, nöropazarlama dikkat süresi verilerini kullanarak ürünlerin mağaza içinde nasıl konumlandırılacağına ve nasıl sergileneceğine dair stratejiler geliştirebilir.

Referans:

Psikolog Merve Altındağ

Soysal, A. Ş., Yalçin, K., & Can, H. (2008, January). Bilişsel Psikoloji Kapsamında Yer Alan Dikkat Teorileri. In Yeni Symposium: psikiyatri, nöroloji ve davraniş bilimleri dergisi. Cerrahpasa Tip Fakultesi Psikiyatri Klinigi Vakfi.

Doğutepe Dinçer, E., & Karakaş, S. (2008). Nöropsikolojik Dikkat Testleri Arasındaki İlişkilerin Modellenmesi. Klinik Psikofarmakoloji Bulteni18(1).

Etiketler: #nöropazarlama, #beyin, #nörobilim, #dikkatsüresi

İklim Değişikliğinin Beyin ve Psikoloji Üzerindeki Etkisi

İklim değişikliği, 21.yüzyılın en ciddi sorunlardan biri olarak öne çıkmaktadır. Sera gazlarının artan konsantrasyonu ile sıcaklık ortalamalarında ve atmosferin bileşen yoğunluklarında gözle görülür değişiklikler meydana gelmektedir. Bu hızlı değişimler, canlıların uyum sağlamakta güçlük çekeceği, aynı zamanda da gittikçe kötüleşen bir trendi yansıtmaktadır.

Günümüzde iklim değişikliği küresel çapta yeryüzünün ekstrem şekilde ısınması olarak kendisini göstermektedir. Küresel ısınma insan hayatını çeşitli yönlerden olumsuz etkilemektedir. Günümüzde bilim insanları küresel ısınmanın kasırga, fırtına, hortum, sel basması gibi insan hayatını sekteye uğratacak iklim olaylarına, dünya genelinde deniz seviyelerinin yükselmesine, sıcaklıkların önemli derecelerde artmasına neden olacağını vurgulamaktadır.

Bu değişiklikler iklim değişikliğine uyum sağlayamayan tarım ülkeleri için besin kıtlığına, dünya genelinde temiz su kaynaklarının azalmasına, hayvan, bitki ve diğer canlı türlerinin zarar görmesine, sahil ülkelerinin sular altında kalmasına ve insan sağlığı açısından da çeşitli olumsuz etkilerin ortaya çıkmasına sebep olacaktır.

İklim değişikliğinin psikolojik etkileri, açıkça görünmese de depresyon, antisosyal davranış ve intihar gibi sorunlara neden olabilir. Ayrıca, iklim değişikliğinin fiziksel sağlık üzerindeki etkileri gibi, ruhsal sağlık üzerinde de ciddi sonuçları olabileceğini düşünmeliyiz. İklim değişikliği, insanların yaşamlarına farklı derecelerde stres, depresyon ve kaygı gibi sonuçlar doğurabilir. Ayrıca belirsizlik bile stres kaynağı olabilir ve psikolojik stres için bir risk faktörü olarak kabul edilebilir.

İklim kaynaklı felaketler, sadece fiziksel sağlığı tehdit etmekle kalmaz, aynı zamanda zihinsel sağlık sorunlarına da neden olabilir. Bu, uyku, yeme veya egzersiz alışkanlıklarını değiştirme ve bağışıklık sistemi fonksiyonunu azaltma gibi yollarla fiziksel sağlığı da olumsuz etkileyebilir. Aşırı hava olayları, sel, kasırga veya yangın gibi iklim değişikliği ile ilişkilendirilebilecek doğal afetler, insanlarda travma ve sonrası stres bozukluğu gibi psikolojik sorunlara neden olabilir. İklim değişikliği hakkında bilinçlenme, insanlarda bir yandan çevre için harekete geçme isteği yaratırken, diğer yandan çevresel sorunların büyüklüğü karşısında umutsuzluk hissi de oluşturabilir.

Referans:

Psikolog Merve Altındağ

ARAS, B. B., & DEMİRCİ, K. (2020). İklim değişikliğinin insan sağliği üzerindeki psikolojik etkileri. Nazilli İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi1(2), 77-94.

GEZER, M., & İLHAN, M. (2021). İklim değişikliği endişesi ölçeği: Türkçeye uyarlama çalışması. Ege Coğrafya Dergisi30(1), 195-204.

Etiketler: #nöropazarlama, #beyin, #nörobilim, #iklim, #iklimdeğişikliği, #dunyaiklimgunu

Heyecan Duygusunun Nöropazarlamadaki Yeri

Duyguların hayatımızdaki rolü oldukça büyük, değil mi? Bazı zamanlar, sanki duygularımızı ve duygusal deneyimleri beynimizden ve yaşamımızdan uzak bir şekilde ele alıyoruz gibi hissedebiliriz. Ancak aslında, içtiğimiz sudan, baktığımız şeye kadar duygusal bir deneyim söz konusudur. Beyindeki analiz süreci gözlem, duygu, düşünce ve davranış gibi başlıkların bir araya gelmesi ile gerçekleşir. Bu haftaki blog yazısında, heyecan duygusunu ele alacağız. Heyecan duygusu beynin birden fazla alanı ile ilişkilidir.

Hipokampus, özellikle duygusal deneyimlerin hafızasının oluşturulmasında ve depolanmasında rol oynar. Bu nedenle, heyecan dolu anlar daha sonra hatırlanabilir. Somatosensör korteks, korteks, fiziksel duyumları işleyen bir bölgedir ve heyecan duygusu sırasında vücuttaki fizyolojik değişikliklerin farkındalığını sağlar. Beyindeki ödül yolu, dopamin adı verilen bir nörotransmitterin salınımını içerir. Heyecan, özellikle beklentili ödüller veya zevklerle ilişkilendirildiğinde, bu yol üzerinden işlenir. Ventral tegmental alan ve nükleus akkumbens gibi bölgeler, ödül yoluyla bağlantılıdır.

Prefrontal korteks, düşünce süreçleri, planlama ve karar verme gibi yüksek bilişsel işlevlerin düzenlenmesinde önemlidir. Heyecan, bu bölgenin etkisi altında bilişsel süreçlerle etkileşime girebilir.

Heyecanlandığımızda, bir meseleye ya da bir nesneye odaklandığımızda gözbebeklerimiz büyür. Gözbebeklerinin büyümesine yol açan diğer durumlar da temelde heyecan ve odaklanmadan kaynaklıdır.

Örneğin sevdiğimiz ya da âşık olduğumuz birine bakarken de gözbebeklerimiz büyür. Diğer yandan nefret ettiğimiz birine bakarken de gözbebeklerimiz aynı şekilde tepki verir. Konu ile ilgili yapılan çalışmalarda deneklere ilgi çekici resimler gösterildiğinde gözbebeklerinin büyüdüğü görülmüştür. Bu deneylerin ilginç bir sonucu da kadınların gözbebeklerinin erkeklere oranla daha fazla büyümesi. Bu durum, kadınların duyguları daha yoğun yaşadığının ve dikkatlerini bir noktada toplamak için daha fazla enerji harcadığının göstergesi olabilir.

Nöropazarlama, heyecan duygusunu analiz etmek ve anlamak için kullanılan bir araştırma alanıdır. Nöropazarlama, tüketicilerin ürünleri ve markaları nasıl algıladıklarını, nasıl tepki verdiklerini ve hangi faktörlerin satın alma kararlarını etkilediğini anlamak için nörolojik bilgileri ve yöntemleri kullanır. Heyecan duygusu, tüketici kararlarını etkileyen önemli bir duygu olduğundan, nöropazarlama bu duygunun analizinde kullanılır.

Referans:

Psikolog Merve Altındağ

Tosun, P., Sezgin, S., & Nimet, U. R. A. Y. (2019). Pazarlama biliminde duygu ve duygu durumu kavramlari için baz alinmiş teoriler. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi18(72), 1832-1851.

Yazar Yok. Tübitak. (28 Ekim 2019). Alındığı Tarih: 28 Ekim 2019.

Etiketler: #nöropazarlama, #beyin, #nörobilim, #heyecan, #duygu