Online Alışveriş ve Tüketici Algısı

Teknolojik, gelişmelerin hayatımızın her alanına yayılması, günlük rutinlerimizi daha hızlı ve etkili hale getiriyor. Artık bir ihtiyacımızı karşılamak için fiziksel olarak bir mağazaya gitmek zorunda kalmıyoruz. online alışveriş sayesinde istediğimiz ürünleri kolayca temin edebiliyoruz. Bu durum, büyük bir kolaylık sağlıyor. Çünkü geniş ürün yelpazesi, her türlü ihtiyacı karşılayacak bir seçenek bulmayı daha mümkün kılıyor. Son dönemde online alışveriş sitelerinin “süper app” olma çabalarıyla birlikte, market alışverişi, elektronik ürünler, giyim ve daha birçok farklı kategoride ürünü aynı platformda bulabiliyoruz. Bu da hem fiziksel hem de zihinsel olarak yorgunluktan kaçınmamızı sağlıyor ve zaman tasarrufu sağlıyor. Artık birkaç tıklama ile tüm bu ihtiyaçları karşılayabiliyoruz.

Online alışveriş uygulamaları ve sitelerinin sunmuş olduğu bir başka avantaj ise büyük indirimlerdir. Bu indirimler sayesinde tüketiciler, bilişsel olarak daha tatmin olur ve indirim veya bedava hissi, mutluluk ve haz hormonlarını serbest bırakabilir. Bu da, tüketicilerin bu tür yenilik ve fırsatlar sunan online alışveriş markalarına karşı olumlu duygular beslemesini sağlar. Sadakat ve bağlılık gibi duygusal bağlar oluşturur.

Tüketiciler genellikle çeşitli satıcıların fiyatlarını karşılaştırarak en uygun fiyatı bulmaya çalışırlar. Ayrıca online alışveriş sitelerinde sık sık indirimler ve kampanyalar bulunabilir. Yine online alışveriş sitelerindeki yorum bölümü kişilerin diğer kişilerin deneyimine ulaşmasını sağlıyor. Bu da tüketicilerin satın almadan önce ürün hakkında daha fazla bilgi edinmelerini sağlar. Bir anlamda, online markaların, sitelerinde ve uygulamalarında yorum bölümüne kullanıcı deneyimi açısından önem vermesi oldukça kritik bir detaydır. Özellikle hem tasarım hem de yorumların sunuluş biçimi açısından, yorum bölümünün tüketicilerin duygularına hitap etmesi son derece önemlidir. Burada hem olumlu hem de olumsuz yorumların yapılacağı düşünüldüğünde, markanın yorum bölümü için çalışmalar yapması gerekebilir.

Tüketicilerin online alışveriş davranışlarını duygusal olarak incelediğimizde;

Birçok kişi için alışveriş yapmak keyifli bir aktivitedir. Online alışveriş, tüketicilere rahatlıkla evlerinde otururken alışveriş yapma imkanı sunduğu için bu keyfi artırabilir. Yeni bir ürün satın almak veya istenen bir eşyayı bulmak insanlara tatmin duygusu yaşatabilir. Online alışveriş, bu tatmin duygusunu hızlı bir şekilde sağlayabilir. Online alışveriş yapmak, tüketicilere seçim yapma özgürlüğü ve kontrol hissi verir. Tüketiciler, istedikleri ürünleri istedikleri zaman ve fiyat aralığında bulma konusunda daha fazla kontrol sahibi olurlar. Kişilerin markaya yönelik hissettiği her duygu, marka ile bağlılığı arttırabilir.

Referans: Psikolog Merve Altındağ

Uygun, M., Özçifçi, V., & Divanoğlu, S. U. (2011). Tüketicilerin online alışveriş davranışını etkileyen faktörler. Organizasyon ve Yönetim Bilimleri Dergisi3(2), 373-385.

DANIŞMAZ, A. T. (2020). Covıd-19 salgınının tüketicilerin online alışveriş tercihine etkisi. Sosyal Bilimler Araştırma Dergisi9(2), 83-90.

Etiketler: #nöropazarlama, #nörobilim, #tüketici, #onlinealışveriş, #blog

Tüketicinin Satın Alma Kararını Etkileyen Duygular

Duygular, geçmişte psikoloji, felsefe ve sosyoloji alanlarında derinlemesine incelenirken, son 20 yılda beyin bilimleri, davranışsal ekonomi ve oyun teorisi gibi disiplinlerde gerçekleşen önemli ilerlemeler sayesinde insan davranışlarının anlaşılmasında önemli bir odak haline gelmiştir. Bu alandaki dönüşüm, insan davranışlarının anlaşılmasında yeni bir perspektif sunmuş ve duyguların rolünü vurgulamıştır. Pazarlama bilimi de bu gelişmelerden etkilenerek, birçok araştırmacının odak noktası haline gelmiştir.

Tüketicilerin satın alma kararlarını etkileyen duygusal faktörler, pazarlamacılar için önemli bir odak noktasıdır. Markalar, tüketicilerin duygusal ihtiyaçlarını anlamak ve onlara duygusal olarak bağlanmalarını sağlamak için çaba gösterirler. Duygular, tüketicilerin tutumları, ürün değerlendirmeleri, kararları ve memnuniyetleri üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Bunun yanı sıra, tüketim deneyimlerini değerlendirirken duyguların rolü büyüktür, hatta bazen bir tüketim deneyiminin sonucu olarak da ortaya çıkabilirler. Duygular, önceden kodlanmış genellemelere dayalı otomatik tepkilerdir. Bilinç dışında depolanan önceden oluşturulmuş yargılara dayanarak, dünya hakkında hızlı ve otomatik bir şekilde değerlendirmeler yaparlar ve bu da psikosomatik tepkilere yol açabilir.

Montelongo’na göre bireylerin duygusal satın alma güdüleri ve nedenleri çeşitlidir. Özellikle bazı duygular satın alma davranışında öne çıkar. Bunlar;

Heyecan: Müşterilerde duygusal satın alma güdüsü yaratabilecek bir diğer faktör ise son teknolojiye dayalı tarz ve moda anlayışını yansıtan, mevcut ürünleri değiştirebilecek yeni ürünlerin piyasaya sürülmesi veya üretimi ile ortaya çıkan heyecanıdır. Ancak markanın sürekli yeni bir ürün ile çıkması tüketici de güven duygusunu sarsabilir. Güvenlik: Özellikle elektronik cihazlar, taşımacılık gibi endüstrilerde, belirli ürünlerin satın alınmasının en belirgin duygusal nedenlerinden biridir. Bu tür endüstrilerde ürünlerin güvenlik ve güvenilirlik özellikleri vurgulanarak duygusal satın alma teşvik edilebilir. Korku: Farklı müşterilerin farklı zamanlarda farklı ürünlerle ilgili endişeleri olabilir, bu yüzden bu endişeleri ele alma çabaları duygusal satın alma motivasyonunu tetikleyebilir. Örneğin, bazı ürünlerin satın alınmaması durumunda uzun süre bulunamayacakları korkusuyla müşterilerde bir duygusal satın alma hissi uyandırabilir.

Tüketicilerin o anki duygu hali de tüketim davranışlarını etkileyebilmektedir. Olumlu duyguya sahip tüketiciler ürün seçimini kısa tutarken, olumsuz duyguya sahip tüketiciler ürün hakkında daha fazla bilgi toplama eğilimine girmektedir (Chen vd., 2015). Tüketiciler ihtiyaç duydukları ürünleri tüketince olumsuz duygular içerisinde olmaktayken, ihtiyacı olan ürüne erişemeyen veya tüketim sağlayamayanlar ise gerginlik ve hayal kırıklığı gibi olumsuz duygular içerisine girmektedir (Bagozzi vd., 1999).

Referans: Psikolog Merve Altındağ

KARAMAN, D. (2021). TÜKETİCİ SATIN ALMA KARAR SÜRECİNDE ETKİLİ OLAN DUYGULAR VE NEDENLERİN KUŞAKLAR KAPSAMINDA İNCELENMESİ. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi(45), 107-119. https://doi.org/10.30794/pausbed.784589

Etiketler: #nöropazarlama, #nörobilim, #tüketici, #satınalmakararı, #duygular, #blog

Eşsiz Beynimize Kısa Bir Yolculuk!

Beyninizi şöyle bir düşünün – hemen başka hiçbir organınıza benzemediğini söyleyeceksiniz. İnsan organları arasında sırrı en son açığa çıkan beyindir. Beynin anatomisi ve fonksiyonlarının keşfi bin yıla yayılmış bir süreci kapsar.

Günümüzde, beynin nörobilimsel olarak incelenmesi tamamlanmamış bir maceradır ve hala çok gizemlidir. Evet, beynimiz diğer tüm organlarımızdan farklıdır; kalbimiz gibi atmaz, ciğerlerimiz gibi genişleyip sönmez, mesanemiz, bağırsaklarımız gibi görünür maddeler salgılamaz. Ama bizi hayatta tutandır, bilincin merkezidir, hiç sıradan değildir…

Şimdi beynimize kısa bir yolculuk yapalım:

  • Ortalama 1300-1400 gr olan beynimiz son derece kompakt bir yapıya sahiptir. Beyindeki bütün kıvrımlar düzleştirildiğinde yaklaşık 2300 cm’lik bir alanı kaplar.
  • Beynimizde 100 milyar sinir hücresi var. Bunlar kalp atışını, nefes almayı, kan basıncını düzenleyen, açlık, susuzluk, seks güdüsü, uyku düzenini kontrol eden nöronlardır.
  • Her an 10 milyar transmitter oluşur. Sinir hücrelerinin taşıdığı sinyaller nöronlar üzerinde son derece hızlı ilerler.
  • Beynimiz vücudumuzun %2’sini oluştur ama oksijenimizin %20’sini tüketir.
  • İlkel ve orta beynimiz 500 milyon yaşında iken yeni beynimiz 3-4 milyon yaşındadır.
  • Beynimizin sadece %10’unu değil, hepsini kullanırız. Beyin görüntüleme teknikleri, beynin her bir bölgesinin aktif olarak çalıştığını göstermektedir.                                                            
  • Davranışlarımızı yöneten duygularımızın merkezidir.
  • Bildiklerimiz ve bilmediklerimizin sorumlusudur.
  • Beynimiz seçicidir. Daimi olarak muazzam miktarda bilgi kaydetmesine rağmen bu bilgilerin çok küçük bir kısmını işlenmeleri için seçer.
  • Her beyin eşsizdir. Her bir beyinde bulunan farklılıklar, her bireyin eşsiz kişiliklere sahip olmasını sağlar.
  • Beynimizde beyin hücreleri çoğalmamalarına rağmen değişim gösterebilir yani beyin dokusu aynı bir vücut kası gibi ne kadar çalıştırıldığına bağlı olarak güçlendirilip, geliştirilebilir.
  • Ne harika ki yaşlandıkça beyin hücrelerini kaybetmeyebilir, kayıp olanları da çalıştırarak yenileyebiliriz.

Beynimizin sahip olduğu özellikler:

  • Benmerkezcidir
  • Zıtlıklardan hoşlanır
  • Anlaşılabilir olanı çok sever
  • Süreçlerin başlangıç ve sonunu hatırlar, aradakiler kaynar
  • Görseldir
  • Duygusaldır
  • Hikâyeleri sever

Nörobilim Araştırmaları son yıllarda gittikçe artan bir hızda gelişmekte, beynin karmaşık zihinsel ve duygusal süreçlerini aydınlatmaktadır. Bu çerçevede günümüzde, beyin aktivitesinin deneğe herhangi bir acı veya hasar vermeden ölçümüne olanak sağlayan Elektroensefalogram (EEG, beyin elektriksel aktivitesi) ve fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (fMRI, beyin kan dolaşımı) yöntemleri, nöropazarlamanın elindeki en önemli bilimsel araçlardır.

Bugünün pazarlama dünyasında yeni jenerasyon yöntem olarak kabul edilen ‘Nöropazarlama’, zihnin çeşitli uyaranlara verdiği bilinçaltı tepkilerinin nörolojik ve fizyolojik çalışmasıdır. Günümüzde tüketici kararlarında bilinçdışının çok etkin olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu yöntem kullanılarak tüketicilerin bilinçdışı algıları, zevkleri, tercihleri, tepkileri, satın alma eğilimleri bilimsel olarak ölçümlenmektedir.

Nöropazarlama yönteminin başlıca avantajı, tüketici tutum ve davranışlarında karanlıkta kalan kısımlara ışık tutarak, tüketici dünyasına geniş bir perspektiften bakma olanağı sunmasıdır. Nöropazarlama araştırmalarında ölçümlemeler için EEG, Mobil EEG, Göz Takibi, Yüz Duygu Eşleme ve Galvanik Deri Direnci gibi teknolojiler kullanılmaktadır.

“Beyin her gün milyonlarca hücre kaybeder ve kayıp beyin hücreleri yenilenebilir” – Amy Cuddy” Presence

“Sinir hücresi sayısı 20 yaşında neyse 70 yaşında da öyledir” –  Amy Cuddy Presence

“Biz hisseden düşünme makineleri değiliz, düşünen hissetme makineleriyiz” – Antonio Damassio”

100 milyar hücrenin bir makineye aktarılması yani ölümsüzlük çok yakınımızda…   

Referans:

Carter, Rita. Beyin Kitabı (s.38,39). Alfa Yayınları.

Cuddy, Amy. Presence (p.352). Little, Brown and Company. (01/30/2018).

Etiketler: #nöropazarlama, #nörobilim, #beyin, #blog

Renklerin Tüketici Algısı Üzerindeki Etkisi

Renkler, insanların duygusal durumlarını etkilemek ve fizyolojik tepkilerini tetiklemek için güçlü bir araçtır. Evlerin tasarımı, dini pratikler, giyim tarzları gibi yaşamın çeşitli alanlarında renklerin kullanımı, iletişimde önemli bir rol oynamaktadır. İnsanlar, binlerce yıldır, renklere çeşitli anlamlar yükleyerek yaşam tarzlarını, tercihlerini ve sosyal statülerini ifade etmişlerdir. Bu renkler, toplumların tarihine, kültürüne ve coğrafyasına göre farklılık gösterebilir, ancak tarihsel bağlamlarda belirli renklere atfedilen anlamlar genellikle zamanla değişmez. Geçmişteki toplumların coğrafyasında belirli renklere yüklenmiş sembolik anlamlar, günümüzde de hala etkisini sürdürmektedir.

Araştırmalar, renklerin insanların duygusal durumunu etkilediğini göstermektedir.

Girişimlerin her sektörde renkleri kullanma nedenlerinden biri, renklerin içinde gizli ikna edici bir iletişim gücü barındırmasıdır. Bu girişimler, farkındalık yaratmak, ilgi çekmek, akılda kalıcı olmak ve hedef kitlelerine kendilerini çağrıştıracak anlamları sembolize etmek amacıyla renkleri diğer unsurlarla birlikte kullanır. Kurumsal markaların temelini oluşturan renkler, tüketicilerin satın alma kararlarını etkileyen önemli faktörlerden biri haline gelmiştir. Renk psikolojisi, insan davranışlarını ve satın alma alışkanlıklarını renklerin etkileri üzerine yapılan çalışmalarla anlamayı hedefler. Bu çalışmalar, renklerin satın alma kararlarımızı ne şekilde ve ne kadar etkilediğini açıklamaya yöneliktir.

Renklerin psikolojik anlamlarına ise şu şekildedir;

Siyahın tercih edilmesi, tasarımın veya iletişimin istenen mesajını vurgulamak için belirli durumlarda uygun olabilir, ancak aşırı kullanımı karamsar bir etki yaratabilir veya iletişimde negatif bir algı oluşturabilir. Mavi, genellikle insanlarda sakinlik, güven ve güvenilirlik duygularını uyandırır. Bu nedenle, tüketiciler üzerinde rahatlatıcı ve huzur verici bir etki yaratır. Dolayısıyla, mavi renk, genellikle markaların veya ürünlerin güvenilirliğini vurgulamak veya tüketicilere güven hissiyatı aşılamak amacıyla sıkça tercih edilir.

 Turuncu, dikkat çekici bir renktir ve bir ürün veya markada kullanıldığında genellikle herkes tarafından fark edilir. Bu renk, insanlarda bir çekim gücü oluşturabilir ve insanların ilgisini çekerek onları etkileyebilir. Ayrıca, turuncunun kapladığı alanlara insanların daha rahat girmesiyle ilişkilendirilir. Kırmızı, genellikle tansiyonu yükseltici, iştah açıcı ve kan akışını hızlandırıcı etkilere sahip olarak bilinir. Bu nedenle, yemek markaları gibi tüketicilerin iştahını artırmak isteyen markalar sıklıkla kırmızı rengi tercih ederler. Coca Cola, Pizza Hut, Ülker ve Burger King gibi markaların logolarında kırmızı kullanmalarının bu etkileri göz önünde bulundurularak yapıldığı düşünülebilir.

Renkler, insan psikolojisi üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Bu etki tüketim alışkanlıklarını, ve marka algısı üzerinde önemli etkiye sahiptir.

Referans : Psikolog Merve Altındağ

CEYLAN, İ. (2015). Amblem ve logo tasarımlarında renklerin dili. Art-e Sanat Dergisi8(16), 314-330.

İçli, G. E., & Çopur, M. E. (2008). Pazarlama iletişiminde renklerin rolü. Trakya üniversitesi sosyal bilimler dergisi10(1), 22-33.

Etiketler: #nöropazarlama, #nörobilim, #renkler, #tüketicialgısı, #blog

Bağlanma Şekillerinin Tüketici Davranışlarına Etkileri

Bağlanma teorisi, John Bowlby’nin çalışmalarıyla ve Mary Ainsworth’ün önemli katkılarıyla kurulmuştur. Bu teori, bir bebeğin sosyal ve duygusal gelişiminin birincil bakıcılarıyla olan ilişkileri tarafından derinlemesine şekillendirildiğini öne sürmektedir. Ainsworth’ün tasarlamış olduğu “Yabancı Ortam Deneyi” (The Strange Situation Experiment) ile bebeklerin ve çocukların kendilerine bakım veren kişi ile temelde üç belirgin bağlanma şekli geliştirdiğini gözlemlemiştir: Güvenli, Kaygılı ve Kaçıngan. Ayrıca bağlanma teorisi, yetişkinlerin tüm ilişkilerinde yakınlığı algılarken ve buna tepki verirken çocuklukta geliştirmiş oldukları bağlanma stilini temel aldıklarını ortaya koymuştur. Kısaca bahsetmek gerekirse, güvenli bağlanan bireylerin yakınlık konusunda rahat, çoğunlukla sevecen ve sevgi dolu oldukları; kaygılı bağlanan bireylerin sürekli yakınlık ihtiyacı içinde bulundukları, ilişkileri hakkında fazla düşündükleri ve endişe duydukları; kaçıngan bağlanan bireylerin ise yakınlığı özgürlüğün kaybedilmesi ile eş tuttukları bu nedenle yakınlığı en az seviyede tutma çabasında oldukları gözlemlenmiştir.

Yapılan araştırmalar, bireylerin kişiler arası ilişkilere benzer şekillerde ticari ilişkiler kurduklarını ve bağlanma tiplerinin müşteri davranışlarını anlamada, bir şirkete güven ve bağlılık oluşumunda önemli bir role sahip olduğunu göstermektedir.

Bağlanma şekillerinin tüketici davranışlarına etkilerini inceleyen araştırmalar, güvenli bağlanan bireylerin marka ve şirketlerle uzun süre ilişkide kalmaya, onlara güven ve bağlılık duymaya daha yatkın olduğunu ileri sürmektedir. Bu bağlanma tipine sahip tüketicilerin güvensiz bağlanan (kaçıngan veya kaygılı) tüketicilere kıyasla şirketlerle ve şirket çalışanlarıyla daha pozitif bir memnuniyet, güvenilirlik ve bağlılık algısı geliştirdikleri gözlemlenmiştir.

Kaçıngan bireylerin şirketlere daha az güven duydukları, uzun süreli ilişki kurmadıkları ve işbirliğini tercih etmedikleri gözlemlenmiştir. Pek çok araştırma kaygılı bireylerin kaçıngan bireyler gibi şirketlere daha az güven duyduğunu gösterse de bazı araştırmalar kaygılı bireylerin sürekli yakınlık arama ve ilişkiyi ne olursa olsun devam ettirme ihtiyaçlarından dolayı şirketlere fazla güven duydukları ve onlarla uzun süreli ilişki kurduklarını bulmuştur. Güvensiz bağlanan tüketicilerin, şirket çalışanlarıyla yeterince bağ kuramadıkları ve bu yetersizliği şirketle yani soyut bir kavramla bağ kurarak telafi ettikleri gözlemlenmiştir.

Araştırmalar şirketlere tüketicilerin bağlanma tiplerine göre uygulayabilecekleri bazı tavsiyelerde bulunmaktadır. Şirketlerin, güvenli bağlanan müşterilerine üstünlük sağlamaya çalışmadan eşit bir partner gibi davrandıkları sürece mevcut tüm araç ve kanallar aracılığıyla yaklaşabileceğini belirtmektedir. Kaçıngan bağlanmaya sahip tüketicilere ise birden fazla seçenek sunulmalı ve hemen karar vermeleri için baskı kurulmamalıdır. Ayrıca, kendilerine direkt kişisel olarak ulaşmak yerine dijital kanallar üzerinden ulaşılmalı, daha az reklam ve pazarlamaya maruz bırakılmalıdır. Kaygılı bağlanan tüketiciler için ise şirketler yoğun pazarlama temasları kurarak niyetlerinin iyi olduğu konusunda tüketiciyi devamlı ikna etmek için uğraşmalı ve tüketicinin bütün ihtiyaç ve sorunları ile ilgili olduklarını göstererek tüketici güveni ve bağlılığını oluşturmak için çabalamalıdır. Araştırmalar, şirketlerin tüm bağlanma tipleri için öncelikle güven tahsis etmesi gerektiğini, ancak bu şekilde müşteriyle uzun süreli bir ilişki kurulabileceğini vurgulamaktadır.

Nöropazarlama, bilimsel teknikler ve araçlar kullanarak tüketici davranış ve ihtiyaçlarını biyolojik ve psikolojik seviyede anlaşılmasını sağlamaktadır. Bu nedenle nöropazarlamanın bağlanma tiplerinin ölçülmesinde ve bağlanma tiplerinin tüketici davranışlarına olan etkilerinin araştırılmasında şirketlere yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Böylece şirketlerin pazarları segmentlere daha iyi ayırması, müşteri ilişkilerini daha iyi yönetmesi ve kaynakların çok daha verimli bir şekilde kullanılması sağlanabilmektedir.

Referanslar

Nörobilim Uzmanı Yağmur Başak Ören

Aaker, J., Fournier, S., & Brasel, S. A. (2004). When good brands do bad. Journal of Consumer Research, 31(1), 1–16. https://doi.org/10.1086/383419

Frydman, S., & Tena, M. A. (2022). Attachment styles and customers’ long‐term relationships in a service context. International Journal of Consumer Studies, 47(1), 267–284. https://doi.org/10.1111/ijcs.12834

Levine, A., & Heller, R. (2012). Attached: The New Science of Adult Attachment and How It Can Help You Find – and Keep – Love. TarcherPerigee.

Mende, M., & Bolton, R. N. (2011). Why attachment security matters. Journal of Service Research, 14(3), 285–301. https://doi.org/10.1177/1094670511411173

Etiketler: #nöropazarlama #nörobilim #bağlanmaşekilleri #tüketicidavranışları #blog

2024 Tüketici Psikolojisi ve Trendleri

Tüketici ile ilgili güdüler, fizyolojik ve psikolojik olarak ikiye ayrılabilir. Bu ayrım aynı zamanda güdüler ve ihtiyaçlar arasındaki ilişkiyi de göstermektedir. Fizyolojik güdüler, bedenin temel fonksiyonlarına bağlı olan hareketleri uyarmaktadır. Psikolojik güdüler ise, duygusal ve zihinsel hareketleri uyarmaktadır.  Algılama ise bir olay veya nesnenin varlığı ile ilgili duyular yoluyla bilgi edinmedir denilebilir. Her insan çevredeki tüm uyarıcılara karşı anlam verir. Tüketiciler, çevrelerinden gelen bilgileri algılarlar. Ancak, herkesin algısı farklıdır ve kişisel deneyimler, inançlar ve değerler algıyı etkiler.

Pazarlamacılar, ürünlerini veya markalarını tüketicilerin olumlu bir şekilde algılamasını sağlamak için bu faktörleri dikkate alırlar. Tüketiciler, önceki alışveriş deneyimlerinden çıkarımlar yaparak, gelecekteki satın alma kararlarını etkileyen bir öğrenme sürecine girmektedirler. Bu deneyimler, tüketicilerin bir ürün veya marka hakkındaki algılarını şekillendirir ve bu algılar, pazarlamacıların sürekli olarak akıllarda kalmasını ve müşteri sadakatini güçlendirmesini sağlar. Ayrıca, tüketicilerin ürün veya markayla ilgili bellekleri, pazarlama çabalarının etkinliğini artırmak için stratejik bir avantaj sunar, çünkü hatırlanabilir bir marka, müşteriler arasında uzun süreli bir bağ kurabilir.

Özellikle geçtiğimiz yıl tüketici psikolojisini daha iyi anlamak adına birçok farklı pazarlama ve reklam stratejisi denendi. Sosyal medyanın aktif kullanıldığı bu süreçte tüketicinin aitlik hissini yaşaması adına instagram, tiktok gibi platformlarda daha çok ‘’halktan yüzler’’ ile marka iş birlikleri yapıldı.

Markaların özellikle ürünü tanıtırken markanın amacına profiline uygun pazarlama çalışmaları yapılması gerekmektedir. Örneğin; İstanbul’da herhangi bir ürün tanıtılacak ise o ürünün gerçekten tarihi mekanlara uygun olması gerekir.  ‘’Kız Kulesi’’ tüketici için önem arz etmektedir, burada uyumlu bir ürün eşleşmesi ile tüketicinin beyninde kalıcı bir etki bırakılabilir. Ancak ürünün uygunluğu, grafik tasarımı ve daha birçok detayın reklam için uygun olması gerekmektedir. Özellikle burada ‘’marka ne anlatmak istiyor?’’ Sorusu büyük öneme sahip.

Özellikle sokak panolarında artırılmış gerçek odaklı reklamların tüketici de heyecan uyandırdığı bu yılın trendleri arasında. Yine bugün her şey ‘’deneyim’’ ile ilgili. Markalar birçok çalışmasını tüketici deneyimi ile ilişkilendiriyor. Tüketicilerde deneyim odaklı bir bakış açısına sahipler. Deneyimle beraber, aslında yoğun sosyal medya kullanımına bağlı olarak değişen duygu dünyalarında herhangi bir ürünü, içeriği deneyimleyerek ona yönelik bağ kurabiliyorlar.

Bugün nöropazarlama teknolojileri ile herhangi bir ürünün, reklamın, reklam içeriğinin uygunluğunun tüketici de nasıl duygular yarattığını, heyecan duygusu ve uyarılma ile ilgili verilerin objektif bir şekilde sunulması söz konusu. Her alanda gelişen teknoloji ile bilgi çağında artık soru işaretlerinin yeri azalmaktadır.

Referans: Psikolog Merve Altındağ

Etiketler: #nöropazarlama #nörobilim #2024 #tüketicipsikolojisi #blog

Işığın Psikolojimiz ve Beynimiz Üzerindeki Etkisi

Kış aylarında ışığa daha az maruz kaldığımızda çeşitli psikolojik, fizyolojik zorluklarla karşılaşabiliyoruz. İnsan gözü, 400 ila 700 nanometre arasındaki dalga boylarında bulunan görünür ışığı algılar. Işığın kaynağından yayılan bu ışık, renk sıcaklığı, titreşim frekansı, renk geri verme indeksi (CRI), parlaklık ve çeşitli maddelerle etkileşim gibi faktörlere bağlı olarak nesnelerden yansır. Bu yansımalar, farklı kontrastları oluşturarak, göze ulaşarak insanların fiziksel ve psikolojik sağlıklarını etkiler.

Özellikle güneş ışığından yeterince faydalanılamadığında, D vitamini eksikliği olabilir. D vitamini, genel sağlığın yanı sıra ruh halini de etkileyebilir. D vitamini düzeyleri düşük olan kişilerde depresyon riski artabilir. Kış mevsiminde günlerin kısalması ve gecelerin uzaması, vücudun melatonin hormonunu artırma eğiliminde olmasına neden olabilir. Bu durum, enerji seviyelerinde azalma ve uykusuzluk sorunlarına yol açabilir.

İnsanların psikolojisi ve genel sağlıkları üzerinde belirgin bir etkisi olan önemli bir gerçek, kaliteli ve yeterli uykunun sağlanmasıdır. Bu süreçte, melatonin hormonu önemli bir rol oynar. Melatonin, retinaya düşen ışık seviyesindeki azalmaya tepki olarak salgılanarak uykunun başlamasını destekler. Işığın arttığı durumlarda ise melatonin salgısı azalır, bu da uyanıklık durumunu destekler. Bu nedenle, biyolojik saatin düzenli çalışabilmesi ve uyku kalitesinin artırılabilmesi için melatonin hormonunun sağlıklı bir şekilde salgılanması büyük önem taşır.

Günümüzde insanlaryapay ışığa gündüz veya gece bir şekilde maruz kalmaktadır. Biyolojik saat gereği uyunan gece saatlerinde yansıyan veya doğrudan gelen ışıklar uyku düzeninin bozulmasına sebep olabilmektedir. Televizyon, bilgisayar monitörü, cep telefonu ekranı, dijital saatler, bildirim ışıkları, araç farları, sokak lambaları geceleri uyku düzenimizi etkileyebilecek bazı örnekler olarak verilebilir.

Güneş ışığına daha fazla maruz kalan bireylerde yapılan bazı deneysel çalışmalar, depresyon belirtilerinde azalma olduğunu göstermiştir. Bu etki, antidepresan ilaçlarla birleştirildiğinde ise sadece ilaç kullanımına kıyasla daha etkili sonuçlar elde edilebileceğini ortaya koymaktadır.

Işığın, renk ve parlaklık değerlerinin insanların yemek alışkanlıklarını etkilemesi, aydınlatmanın diğer önemli bir etkisidir. Yapılan araştırmalarda, loş ışıklı restoranlarda insanların yavaş ve daha az yemek yediği gözlemlenmiştir. Ancak, bu durumda uyanıklık hali azaldığı için yemek kalorisine dikkatinin de azaldığı belirlenmiştir. Ayrıca, farklı ışık ortamlarının hormonların etkisi yoluyla yeme alışkanlıklarını etkileyebileceği düşünülmektedir. Örneğin, sıcak ve sarı tonlardaki ışıkların, yemek sırasında serotonin ve melatonin gibi hormonların salgılanmasını etkileyebileceği düşünülmektedir. Bu da yemek yeme deneyimini ve tadını etkileyebilir. Renk ve ışık düzenlemeleri, bir mekanın atmosferini ve yemekle ilgili algıyı değiştirebilir, bu da insanların yemek seçimleri ve tüketim alışkanlıkları üzerinde etkili olabilir.

Referans:

 Psikolog Merve Altındağ

KÜÇÜK, S. (2023). Aydınlatma ve Işığın İnsan Yaşam ve Sağlığı Üzerindeki Etkileri. Yeni Yüzyıl Journal of Medical Sciences4(3), 95-102.

Etiketler: #nöropazarlama, #nörobilim, #ışık, #blog

KULLANICI DENEYİMİ ve NÖROPAZARLAMA

Tarih boyunca, insanı odak noktasına alarak ilerleyen yaklaşımlar, verimliliği artırmak ve daha iyi bir ürün, hizmet veya arayüz sunmak amacıyla benimsenmiştir. 1993 yılında Donald Norman tarafından geliştirilen bu kavram, son kullanıcının bir şirketin, hizmetlerin ve ürünlerin her yönüyle etkileşimini içerir. Mobil uygulama indirme kararından başlayarak, uygulama ile karşılaşma, etkileşime geçme, uygulama bileşenlerini kullanma ve uygulama indirme amacının gerçekleşmesi gibi aşamalar, bir kullanıcı deneyimi sürecine örnektir. Kullanıcı deneyimi pratiği, insanların yaşadığı bu deneyimi geliştirmeye odaklanır. Yüksek kaliteli kullanıcı deneyimi sağlayabilmek için hizmetin, mühendislik, pazarlama, grafik, endüstriyel tasarım ve etkileşim tasarımı unsurlarını bir araya getirmesi gerekir. Kullanıcı deneyimi, bireyin bir markanın ürünü veya hizmeti ile etkileşimlerini kapsar.

Kullanılabilirlik bir ürünün veya hizmetin kullanımının kolaylığı, erişilebilirliği ve anlaşılırlığı üzerine odaklanır. Kullanıcıların hedeflerine ulaşmak için ne kadar etkili bir şekilde bir arayüzü kullanabildiğini değerlendirir. Kullanıcıların bir sistemle nasıl etkileşime geçeceğini planlar. Bu, kullanıcı arayüzü tasarımı, gezinme düzenleri, buton yerleşimleri ve diğer etkileşim elemanlarını içerir. Kullanıcıların ürünle olan etkileşimlerini inceleyerek ve analiz ederek kullanıcı davranışlarını ve ihtiyaçlarını anlamaya çalışırlar. Bu, kullanıcı testleri, göz izleme çalışmaları ve geri bildirim toplama gibi yöntemleri içerir. Kullanıcıların bilgiye erişimini kolaylaştırmak için bilgilerin düzenlenmesi ve sunulmasıyla ilgilenir. Kategorizasyon, etiketleme ve menü düzeni gibi unsurları içerir. Kullanıcı deneyimi tasarımcıları, potansiyel kullanıcıları anlamak ve onların ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştirmek için kullanıcı araştırmaları yaparlar. Bu, demografik analizler, kullanıcı profilleri ve pazar segmentasyonunu içerebilir. Kullanıcı deneyimini görsel olarak çekici hale getirmek için renkler, tipografi, grafikler ve diğer tasarım unsurlarını içerir. Görsel tasarım, marka kimliği ve kullanıcı arayüzü estetiğiyle ilgilenir.

Nörobilim araştırmalarını kullanıcı deneyimi tasarımına entegre ederek, ürün ve hizmetin kullanıcılar üzerindeki etkilerini daha iyi anlamak mümkündür. Nöropazarlama ve kullanıcı deneyimi tasarımı arasında ortak noktalardan biri de neurodesign prensipleridir. Bu prensipler, görsel iletişimi, kullanıcı arayüzü tasarımını ve marka mesajlarını daha etkili hale getirmek için kullanılabilir. Nöropazarlama, duygusal tepkileri değerlendirmek ve anlamak için kullanılan metotlarla ilgilenir. Kullanıcı deneyimi tasarımında duygusal zekayı anlamak, tasarımın duygusal bağ kurma yeteneğini geliştirebilir. Kullanıcı geri dönüşleri, nöropazarlama verileriyle entegre edildiğinde, tasarımın üzerindeki etkilerimi daha iyi anlamak adına kullanıcıların duygusal tepkilerini değerlendirebilir. Nöropazarlama ve kullanıcı deneyimi işbirliği sayesinde, hizmetler ve ürünlerin yarattığı duygusal etkiler derinlemesine ve profesyonelce anlaşılabilir.

Referans: Psikolog Merve Altındağ

Pak, H., & Aydın, M. A. H. M. U. T. (2021). Kullanıcı Deneyimi.

Ustaahmetoğlu, E. (2015). Nöropazarlama üzerine bir değerlendirme. Business & Management Studies: An International Journal3(2), 154-168.

Etiketler: #nöropazarlama, #nörobilim, #kullanıcıdeneyimi, #blog

Kişiselleştirilmiş Algı

Her bireyin algılaması, aynı olaya veya duruma farklı tepkiler verebilir. Örneğin, aynı resmi gören iki kişi bile, kişisel geçmişleri, duygusal durumları ve önceki deneyimleri nedeniyle farklı bir algıya sahip olabilir. Bu nedenle, algı kişiseldir ve bireyler arasında değişkenlik gösterir. Algı ise duyularımız aracılığıyla alının bilgileri yakalayan, işleyen ve aktif olarak anlam kandıran bir bilişsel kabiliyettir. Duyusal organlarımız, çevremizden gelen uyarıları algılamamıza yardımcı olarak, çevremizi anlamamızı sağlayan önemli bir rol oynar. Bu bilişsel süreç, gündelik yaşantımız için son derece önemlidir. Algı, bilişsel antrenmanla geliştirilebilen ve çalıştırılabilen bir yetenektir. Bu süreç, bilgiyi hem “aşağıdan yukarı” hem de “yukarıdan aşağı” işlemeyi gerektirir. Yani, sadece dış dünyadan gelen bilgilerle pasif bir şekilde yönlendirilmez; aynı zamanda aktif olarak belirli bir uyarıcıyı bekler, tahmin eder ve kontrol eder. Algı, bu şekilde hem dış dünyadan gelen bilgilerle etkileşimde bulunur hem de bireyin önceki bilgi ve deneyimleriyle etkileşerek anlam kazanır.

Algı, sadece klasik beş duyuya indirgenmeyen karmaşık bir süreçtir. Bunlar arasında uzaysal algı, çevresel ilişkilerin farkında olma yeteneğini içerir ve dermal ile kinestetik algıya bağlıdır. Şekil algısı, bir varlığın sınırları ve açıları hakkında bilgi edinme yeteneğini ifade eder ve görsel ile dermal algıya bağlantılıdır. Örneğin;

Zaman algısı, uyarıcılardaki değişimleri anlama ve zaman içinde düzenleme yeteneğini ifade eder. Kinestetik algı, çevre ve vücudun hareket ve hızıyla ilgili bilgileri yorumlama yeteneğini içerir ve görsel, uzaysal, zaman, dermal, içten alıcı, içsalgı, vestibüler algıyla ilişkilidir. Kemosensör algı, kimyasal maddelerin tükürükteki etkileşimini yorumlama kapasitesini temsil eder ve tat alma algısıyla bağlantılıdır. Algı, beyne iletilen bilgileri seçip, düzenleyip, yorumlamamız gereken aktif bir süreçtir. Bu süreç, bir dizi önemli adımdan oluşur. İlk olarak, seçim aşamasında gündelik hayatta karşılaştığımız bilgi miktarı, kognitif kapasitemizi aşar. Dolayısıyla algının filtrelemesi ve seçmesi gerekir. Bu seçim, bize özgü önceliklere dayalı olarak gerçekleşir. Sonrasında, seçtiğimiz bilgileri anlam verebilmek için uyaranları gruplar halinde düzenlememiz gerekir. Algıda sinerji söz konusudur, çünkü algılananlar genel bir bütün olarak kabul edilir. Son olarak, yorumlama aşamasında, seçilen ve düzenlenen tüm uyaranlara anlam kazandırarak algı sürecini tamamlarız. Yorumlama süreci, geçmiş tecrübelerimiz ve beklentilerimiz tarafından şekillenir. Bu aşamada, algılanan bilgileri kendi özgün bakış açımız ve değerlendirmelerimizle birleştiririz.,

Algı ve nöropazarlama arasında güçlü bir ilişki vardır. Nöropazarlama, dikkatin nasıl çekilebileceğini anlamak için beyin aktivitesini inceleyebilir. Kişinin kişiye özgü algısın göz önünde bulundurarak yeni yöntemler, stratejiler geliştirebilir. Kişinin algı farklılığı pozitif bir veri haline getirilebilir.

Referans: Psikolog Merve Altındağ

 Evelyn Shatil, Jaroslava Mikulecká, Francesco Bellotti, Vladimír Burěs – Novel Television-Based Cognitive Training Improves Working Memory and Executive Function – PLoS ONE July 03, 2014. 10.1371/journal.pone.010147

Improves Sleep Quality and Cognitive Function among Older Adults with Insomnia. PLoS ONE 8(4): e61390. doi:10.1371/journal.pone.0061390 Thompson HJ, Demiris G, Rue T, Shatil E, Wilamowska K, Zaslavsky O, Reeder B. – Telemedicine Journal and E-health Date and Volume: 2011 Dec;17(10,):794-800. Epub 2011 Oct 19.

Etiketler: #nöropazarlama, #nörobilim, #kişiselleştirilmiş, #algı, #blog