Mimikler ve Beden Dili

Düşüncelerimizi, duygularımızı konuşmayla olduğu kadar yüz ifadelerimiz ve beden dilimizle de ifade ederiz. Yaşadığımız dünyada sözlü olmayan ifadeler, kişilerarası iletişimde belki de kullandığımız sözcükler kadar önemlidir. Mimikler ve beden dili dediğimizde; el ve kol hareketleri ile yüz ifadelerini kapsıyoruz. İşte karşımızdakilere mesajları devamlı bu hareketlerimiz ve ifadelerimizle veririz. Hatta aslında duygularımızı sözlerimizden ziyade mimiklerimiz ve beden dilimizle daha gerçek haliyle ifade ederiz.

İnsanoğlu sözlü iletişim sayesinde bugünlere geldiyse de, sözlü iletişimin destekçisi olan beden dili bazen salt gerçeklerin yansıtıcısıdır. Beden dili çoğunlukla içgüdüseldir ve büyük oranda bilinçdışından gelen eylemlerden oluşur. Beden dilimiz, insanlığın ilk çıkışındaki zamanlardan, diğer canlıların av ya da avcı olarak algılandığı zamanlardan kalma ilkel reflekslerimizin kalıntılarıdır. Bu refleksler bizi geçmişimizde av gibi görünen uyaranlara yaklaşmaya ve avcı gibi görünen uyaranlardan kaçmaya programlamıştır. Bu nedenle tanışır tanışmaz birine kanımız ısınır ya da ısınmaz. Bu yüzden de insanlar hakkında çoğunlukla ilk görüşte bazı izlenimler edinmemiz, birinin duruşundan, bakışından hoşlanırken, diğerininkinden hoşlanmamamız tamamen normaldir. Beyin saniyenin beşte birinde bu sözlü olmayan ifadeleri anlamlandırır. Bu yüzden de insanlar hakkında çoğunlukla ilk görüşte bazı izlenimler ediniriz.

Nöropazarlamanın Rolü

İşte nöropazarlamanın gücü burada devreye girer.  Fiziksel ve nörolojik araştırmaların en çarpıcı özelliği, kişilerin karşılarındaki sözel ve görsel uyaranlara verdikleri duygusal tepkiyi, bilimsellik sınırları içerisinde ölçebilmesidir. Unutmayalım ki, yapılan nörobilim araştırmaları gösteriyor ki duygularımızı karşı tarafa istesek de iradi olarak doğru ifade edememe olasılığımız yüksektir. 

Nörobilimin büyük başarılarından biri de, yüz ifadelerinden duyguları ölçümlemektir. Kişinin karşısına çıkan herhangi bir uyarana karşı hissettikleri Otonom ve Merkezi Sinir Sisteminden gelen yanıtların, yüz kaslarının hareketleriyle dışarıya yansıması sayesinde ölçümlenip, analiz edilir. Amigdala, Orbitofrontal kortkes, anterior singulat korteks ve insula aktivasyonunun dışa vurumu, yüz hareketlerinden sınıflandırılmaktır. Analiz edilen duyguların dışa vurumu, amigdala ve hipocampal sistem üzerinden gerçekleşirken, implicit/explicit (örtük ve açık) emosyonel hafıza bilgilerini işler. Örtük emosyonel hafıza kişinin geçmişte kaydettiği, refleks gibi oluşturduğu bilgiler iken, açık hafıza ise kişinin kendi öğrendiği tecrübeler ve bilgilerdir.

Beden Dili ile İlgili Sözler

Bir insanın hareketleri, sözlerinden daha yüksek sesle konuşur.” – Dale Carnegie

Bazen dudakların bitiremediği cümleleri, gözler tamamlar. – Ahmed H. Müftüoğlu

“Bir kimsenin sesindeki, gözlerindeki ve davranışındaki mana, kullandığı sözlerdekinden az değildir.” – François de La Rochefaucauld

Diyoruz ki “Karşınızdaki kişinin beden dili ile sözleri birbiriyle çeliştiğinde, sözleri yerine bedeni tarafından sergilenen duyguya önem veriniz”.

SİMİN DEMİRİŞ

MARKANIZ VARSA DOĞRU BİLGİYE ULAŞIN VE STRATEJİ YARATIN!

Marka Araştırmaları tüketiciyi kurum olarak gören bir yaklaşımdır!

  • Tüketiciyi dinlemek ve ölçümlemektir. Zira son kararı veren tüketicidir.
  • Hedef kitlenin neleri neden istediğini açıklayacak bilgileri aramaktır. 
  • Karar verilecek konularda riski azaltmaktır.

Biz araştırmacılar Araştırma Niçin ve Neden Yapılır sorusunu devamlı sorar ve sorumuzun cevabını da kendimiz veririz.Bu sorunun özü yani araştırmanın yakıtı bilgidir ve amaç bilgiyi en doğru şekilde toplamaktır. Burada odaklanacak en önemli konu, doğru yöntem kullanacak ve en güvenilir şekilde bu yöntemi uygulayacak Araştırma Şirketleri ve uzmanlarla çalışmayı başarmaktır. Aksi takdirde verilen zaman ve bütçe boşa gider ama en tehlikelisi yanlış bilgiye sahip olunur. Marka açısından, yanlış bilgiyle hareket etmek yerine hiçbir bilgiye sahip olmamak kötünün iyisidir.

Araştırmanın amacı ‘müşteri sadakati yaratmak’… o zaman ‘duygulara ulaşın’

“Zihninizde yer eden bir marka davranış kazanır. Kalbinizde yer edinen bir marka ise sadakat kazanır.”Scott Talgo, Marka Stratejisti                      

Doğru bilgiyi elde ettikten sonra yapılması gerekenler;

  • Bilgiyi analiz ederek,
  • Trendler, tahminler, frekans dağılmaları ve korelasyonlar halinde yorumlayarak,
  • Stratejiler hazırlayarak müşterilere sunmaktır.

İster geleneksel yöntemler, ister nörolojik ve fizyolojik ölçümlemeler uygulansın araştırmanın amacı ‘marka ve reklamın tüketicilerin günlük yaşamındaki ve bilinç dışındaki rolünü ortaya çıkarmak için tüketicilerin iç dünyalarına ulaşmaktır’.

Araştırmanın vizyonu ‘marka algılarını ölçümlemektir ’

Marka algılarını ölçerek, bu algılamaları marka değerlerini yükseltmede kullanmak araştırmanın belli başlı vizyonudur.

“Markaları farklı kılan, onların sembolik değerleridir.” – Prof.David A. Aaker, Marka Stratejisti

  Araştırmanın hedefi  ‘derin içgörüler elde etmektir’

  • Marka ve tüketici ilişkisini analiz etmek
  • Markanın tüketici gözünde (+) ve (-) değerlerini ortaya çıkarmak
  • Tüketici gözündeki negatif marka algılarını pozitife çevirmek
  • Takım çalışmasını teşvik etmek
  • Doğru psikolojik ortamı sağlamak
  • Araştırma sonuçlarını durum analizinden hareketle ileriyi aydınlatmada kullanmak

Araştırmanın markaya kazandırdığı –  ‘strateji oluşturmak’

Neredeyiz?

  • Tüketici zihnindeki marka konumunun belirlenmesi
    • Beklentiler ve kullanım alışkanlıkları çalışması
    • İmaj ve konumlandırma çalışması

Nerede olmalıyız?

  • Pazarlama hedeflerinin saptanması
  • İletişim hedeflerinin saptanması
  • Hedef kitlenin saptanması
  • Marka konumlandırması ve kimliğinin saptanması

Hedefimize nasıl ulaşabiliriz?

  • Yaratıcı çalışmalara yön verilmesi
  • Pazarlama ve iletişim stratejileri geliştirilmesi

“Doğru soruya (ki çoğunlukla belirsizdir) verilmiş yaklaşık bir cevap, yanlış soruya (ki çoğunlukla belirlidir) verilmiş kesin bir cevaptan daha iyidir.” – John Tukey, İstatistikçi

Simin Demiriş‘ e katkılarından dolayı teşekkür ederiz.

Nörobilimin Pazarlamayla Ne İşi Var?

beynin gelişimi

Günümüzde artan rekabet koşulları, farklılaşma gereksinimi, yeni müşteriler kazanma ihtiyacı ve kazanılan müşterileri tutundurma faaliyetleri, işletmeleri tüketici odaklı pazarlama yaklaşımlarına itmektedir.  Yeni nesil pazarlama trendleri, veri tabanlı pazarlama, gerilla pazarlama, bütünleşik pazarlama, kulaktan kulağa pazarlama, viral pazarlama idi. Artık internetin hayatımızdaki önemli rolü, araştırma yöntemlerinin derinleştirilmesi ve geliştirilmesi, dijitalleşmesi, tüketiciyi anlamada önemli rolü olan beyin görüntüleme aktivitelerinin incelemesinde gelişen son teknolojiler saydığımız bu trendlere yenilerinin eklendiğini gösteriyor. Bunlar mobil pazarlama, dijital pazarlama ve nöropazarlamadır. Geleneksel pazarlama yöntemlerinin tüketicinin zihninden geçen gerçek düşünceleri ortaya çıkarma konusunda yetersiz kaldığı zaman içinde fark edilmiştir. Böylece tüketicinin daha derin düşüncelerine, davranış kalıplarına inebilmenin teknolojik yöntemleri araştırılmaya başlanmıştır.

Teknolojinin hayatımıza girmesiyle birlikte kişilerin karar alma mekanizmalarının süreci nörolojik ve biyolojik sistemimizle bağlantılı olması nedeniyle sadece nörobilim yöntemleriyle ölçülebilir hale gelmiştir. Ancak kişilerin karar alma süreçlerinin tam olarak açıklanabilmesi için nörobilimin yanı sıra pazarlama, psikoloji, sosyoloji, antropoloji, ekonomi gibi diğer bilimsel alanların da bir araya gelmesi ve ortak paydada açıklanabilecek bir kavramlar zinciri oluşturması daha da yararlı olacaktır.

Nöropazarlamanın Tarihsel Süreçleri

Nöropazarlamanın tarihsel sürecine çok kısa olarak göz atarsak, Amerikalı bir demir yolu işçisinin yaşamış olduğu kaza sonrası beyninin ön lobunu kaybeden ancak hayatta kalmayı başarabilen işçinin bir süre sonra karakterini değiştirmeye yol açan bu kazanın, nörobilim çalışmalarına önemli derecede katkıda bulunduğu düşünülmektedir (Sal-man ve Perker, 2017). İlk olarak nöro bilimsel araştırmalar, insanların nasıl karar verdiğini çözme kaygısı ile doğmuştur. 1985 ve öncesi Antonio Damasio’nun nöropazarlamanın temelini oluşturduğunu görürüz. “Dekart’ın Yanılgısı Nöropazarlamanın Tek Doğrusu mu?” Somatik Marker (İşaretleyici) Teoremi.

1985’li yıllardan beri ABD başta olmak üzere askeri araştırma merkezlerinde ve üniversitelerde nöro bilimsel araştırmalar yapılmaktadır. 1990’ lı yıllara geldiğimizde Gerald Zaltman’ın fMRI cihazını pazarlama araştırmalarında kullandığını açıklaması ile birlikte nöropazarlama araştırmalarının ilk teknolojik adımlarının atıldığı söylenebilir. Ale Smidts, “insanları daha iyi anlamak onların dertlerine derman olabilmek için kullanılan nöroloji bilimini, tüketicileri anlamak onlara daha iyi çözümler sunabilmek için kullanabilir miyiz?” düşüncesi doğrultusunda, nöroloji bilimi ile pazarlamanın bir bileşimi olan nöropazarlama kavramını ortaya çıkartmıştır (Ecertaş, 2010).

Patrick Renvoise’ın, satış, pazarlama ve nörobilim konusunda yaptığı araştırmalar “Eski Beyne Satış Yapmak” adlı metodun temellerini oluşturmaktadır. Baylor College of Medicine’de nörobilim profesörü olan Read Montague ilk nöropazarlama çalışmasını 2003’de yapmış ve 2004’de “Neuron” adı ile yayınlanmıştır (Morin, 2011, s.132).

Tarihler 2012 yılını gösterdiğinde o döneme kadar hiç yapılmamış küresel çapta bir nöropazarlama araştırmasına imza atan Martin Lindstrom, araştırma bulgularını “Buyology” kitabında toplamış ve piyasaya sunmuştur. Kitap nöropazarlama literatürüne geçmiş ve birçok makale, yazı ve araştırma sürecine katkı sağlamıştır.

SONUÇ

Pazarda birden fazla talep bekleyen ürün ve hizmetler, insanların karar alma sürecini zorlaştırmaktadır. Pazarlamacılar, ürün ve hizmetlerinin tercih edilir olması amacı ile satın alma sürecini basitleştirmeyi ve hızlandırmayı amaçlamaktadır. Bu sebeple firmaların amacına ulaşması için tüketicilerin aklından geçene göre hareket etmek gerekmektedir. Bu amaçla hayatımıza giren  nöropazarlamanın tarifi ise insan beyninin pazarlama uyaranlarına verdiği tepkinin anlaşılmasında nörobilimdeki tekniklerden yararlanılmasıdır. Temel amacı, tüketicilerin bilinç dışı davranışlarını daha iyi anlamak ve tahmin etmektir. Bu hedef doğrultusunda “Nörobilimciler İle Pazar Araştırmacılar Elele” sloganıyla yola çıkıldığında birçok nöropazarlama çalışmasında önemli başarı hikayelerine imza atıldığı görülmektedir.

EEG’YE YOLCULUK

EEG yolculuğu

EEG Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Son yıllarda pazarlama uzmanları, marka yöneticileri, reklamcılar ve pazar araştırmacıları tüketici davranışlarını ve marka algılarını ölçmek için, beynin karar verme sürecini etkileyen duygusal ve rasyonel temel etmenleri saptayan Nörobilim Araştırmalarını tercih ediyorlar. Sosyal Nörobilim alanında yer alan Nöropazarlama ise satış ve pazarlamanın ana hedefi olan müşteri, tüketici yani ALIŞVERİŞÇİ ROLLERİNDEKİ İNSANIN karar verme sürecinde beyninin nasıl çalıştığını, beyni etkileyen etmenlerin neler olduğunu, bilim ve pazarlamadan beslenerek ortaya koyar.

Günümüzde, Nöropazarlamanın elindeki en önemli teknolojilerden biri, beyin aktivitesinin deneğe herhangi bir acı veya hasar vermeden ölçümüne olanak sağlayan Elektroensefalogram (EEG) yani beyin korteksinin elektriksel aktivitesidir. EEG ile yapılan ölçümlemelerde, literatürde belirtilen 2 farklı yöntem mevcuttur.

  • Standart EEG yöntemi (Süregiden/On Going)
  • Olaya İlişkin Potansiyeller (OİP)

Standart EEG Yöntemi

Beyinle ilgili güvenilir bilgiler elde edebilmek için, herhangi bir hipotez/deney tasarımı yapmadan, standart EEG yöntemi kullanılarak, süregiden beyin etkinliğini ölçmekle elde edilebilecek sonuçlar sınırlı bir güce sahiptir.

Olaya İlişkin Potansiyeller

EEG’den türetilmiş ve bir deney tasarımı çerçevesinde sunulan statik görsel veya işitsel uyaranların birçok kez yinelenmesi ve bunlarla zamansal ilinti içinde elde edilen EEG sinyallerinin analizi ile beynin spesifik olarak bu uyaranlara karşı verdiği yanıtları ölçmek mümkündür. Bu ölçüm tekniklerine Olaya İlişkin Potansiyeller (ERP, event-related potentials) ve Olaya İlişkin Salınımlar (ERO, event-related oscillations) adı verilir. Bu yöntemler beynin spesifik uyaranlar karşısındaki dikkat, belleğe kayıt, bellekten çağırma, anlamsal işleme (semantic processing), karar verme gibi zihinsel süreçlerini yüksek bir doğrulukla ölçmeyi sağlar.

Olaya İlişki Potansiyeller (OİP) Yönteminin Farklılık ve Üstünlükleri

  • İsim: OİP yöntemi kullanılmayınca, sadece düz EEG ile yapılan ölçümlemenin adı Standart EEG Çalışması oluyor.
  • Bilimsellik: Standart EEG çalışması sadece bir ölçümleme iken OİP yöntemi bilişsel alanda gerçekleştirilen en bilimsel yöntemdir.
  • Güvenilirlik: OİP ile yapılan ölçümlemelerde güvenilirlik oranı %95’lerin üstüne çıkmaktadır.
  • Hipotez Oluşturma: OİP çalışması hipotezlerle yapılan bir çalışmadır. OİP çalışması başlamadan, test edilecek uyaranla (marka konsepti, ambalaj, logo vb gibi) ilgili müşteri tarafından merak edilen soruları cevaplayabilmek için hipotezler oluşturulur.
  • Uygulama Alanı: Nöropazarlamada uygulama alanları çoğalır. “Konsept Test”,  “İmaj Araştırması”, “Marka Yaratma ve Geliştirme”, “Animatik ya da Storyboard Pre Test” OİP yöntemiyle yapılabiliyor.
  • Yöntem: Standart EEG ile OİP çalışmasının yöntemleri tamamen birbirinden farklıdır. Detaylı bilgi almak için NeuroMark ile iletişime geçiniz.
  • Akılda Kalıcılık ve Semantik Uyum Ortalamaları (Skorları): Olaya İlişkin Potansiyeller yönteminde, Standart EEG’deki ‘Dikkat’, ‘Zihinsel Efor Düzeyi’ ile ‘Duygusal Uyarım Düzeyi’ne ek olarak Semantik Uyum’ ile ‘Akılda Kalıcılık‘ ortalamaları belirleniyor. Semantik Uyum incelenen marka ile özdeşleştiği düşünülen ya da merak edilen kriterler/sıfatlar arasındaki gerçek ilişkilendirmeyi veriyor.

Sonuç olarak…

Kognitif Nörobilimin son 20 yıl içindeki büyük başarısı bu ölçüm metodolojisine dayanır. Zira beyne kognisyonla ilgili spesifik soruları sadece OİP ile sorabiliriz.  Bu çok etkin ve gelişmiş yöntem Türkiye’de sadece Neuro-Mark tarafından uygulanmaktadır.

Sadece Gülümseyin…

gülümseme

“Beyin dediğin bir buçuk kiloluk bir yağ ve su karışımı. Ciddiye alma. Yüzün gülünce beyin hemen ona kanıyor, işler yolunda zannediyor. Saf saf basıyor serotonini. Ota böceğe gülümse! Hiçbir işe yaramasa, en azından mahallede, vay işi gücü yolunda galiba derler, havan olur ”diyor Gülse Birsel.

Gülmek

Gülmek, insana dair eylemlerin en temel olanlarından biridir. Gülümseme öyle çok boyutlu bir eylemdir ki; fizyologların, nörologların, psikologların, sosyologların, felsefecilerin yanı sıra edebiyatçıların, güzel sanatların da ilgi alanına girer. Kimi insanlar sevinçten, kimileri sinirden, kimileri sıkıldıklarından, kimileri sempatik görünmek için gülümser. Nedeni ne olursa olsun, bütün bu gülümsemelerin vücutta ve ruhta çok olumlu etkisi vardır.

Bu yazıda gülümsemeyi nörobilim açısından inceliyoruz. Gülümsemenin anatomisinde birbirinden farklı 2 gülümseme vardır.

Bilinçli sosyal gülümseme ve gerçek gülümseme

Bilinçli sosyal gülümseme ağzın kenarındaki kasların bilinçli olarak harekete geçirilmesini içerir. Ağız çevresindeki geniş kaslar kasılır ve dudaklar gerilir. Gerçek mutluluk gülümsemesiyle, bilinçli sosyal gülümseme arasındaki en belirgin fark orbicularis oculi denen göz kapağını çevreleyen kas sayesinde ortaya çıkar. Bu kas, gözü kapatmak için hareket eder eden tek kastır ve bilinçli sosyal gülümsemede harekete geçmez. Sosyal gülümsemede sinyaller beynin frontal alanından motor ve premotor alanlara gönderilir.  Yapılan laboratuar testleri, bu tarz bir gülümsemenin bile küçük bir mutluluk duygusuna neden olduğunu gösteriyor. Yani bilinçli bir sosyal gülümsemede bile küçük de olsa gerçek bir mutluluk duygusu ölçümleniyor.

Gerçek gülümseme ilk olarak Fransız nörolog Guillarne Duchenne tarafından tanımlanmıştır. Duygular, otonom sinir sistemi ile derin beyin yapıları olan Amigdala, Orbitofrontal korteks, Anterior singulat korteks ve İnsula aktivasyonu ile yüz kaslarına iletilir ve bu kasların hareketleriyle dışarıya yansıtılır. Gerçek gülümsemede, bu kaslar göz kapaklarının alt kısımlarının şişmesini ve göz kenarlarının buruşarak karakteristik çizgilerin ortaya çıkmasını sağlar. Kalbe dokunan bir gülümsemenin talep üzerine üretilmesi zordur çünkü duygu gerektirir. İçten bir gülümsemede Amigdala gibi derin beyin yapılarından kaynaklanan sinyaller motor kortekse taşınır. Hem ağız, hem de göz çevresinin hareket ettiği gerçek gülümseme genelde mutlu bir ruh halinin yansımasıdır.

Gülümseme ile ilgili güzel sözler

“Kahkaha, iki insan arasındaki en yakın mesafedir”. – Victor Hugo

 “Unutmayın: Bir kadın ağzı ile gülmez. Gözlerinin içi gülüyorsa, gülüyordur.” – Cemal Süreya

“İnsanlığın tartışmasız gerçekten etkili bir silahı var: Gülmek. Kahkaha saldırısının karşısında hiçbir şey duramaz.” – Mark Twain

“Kırışıklıklar sadece gülümsemelerin nerede olduğunu göstermelidir.” – Mark Twain

“Dünyanın en güzel hissi, birinin yüzündeki gülümsemenin sebebi olduğunu bilmektir.” – Ayşe Kulin

NÖROBİLİM VE NÖROPAZARLAMANIN GÜCÜ

nörobilim ve nöropazarlama

Geçmişten günümüze çeşitli disiplinler, insan davranışının gizemini deneysel ve geleneksel yöntemler kullanarak çözmeye çalıştı. Ancak bu yöntemlerin, insan davranışının kaynağı olan beynin işleyişini anlamak için yorum yapmakta kısıtlı kaldığı görüldü.

Nörobilim Nedir?

Bilim dünyasındaki son ilerlemeler sonucunda ise beynimizin işleyişini artık bir takım beyin görüntüleme yöntemleri ile doğrudan inceleyebiliyoruz. İşte bu kanıta dayalı olarak insan beyninin olağan ve olağan dışı biyolojik tepkilerini inceleyen araştırma disiplinine “Nörobilim” adı verilmiştir. 

Beyin Araştırmalarında Kullanılan Ölçümleme Teknikleri Nelerdir?

Nörobilim (Beyin Araştırmaları) son yıllarda gittikçe artan bir hızda gelişmekte, beynin karmaşık zihinsel ve duygusal süreçlerini aydınlatmaktadır. Bu çerçevede günümüzde, beyin aktivitesinin deneğe herhangi bir acı veya hasar vermeden ölçümüne olanak sağlayan Elektroensefalogram (EEG, beyin elektriksel aktivitesi) ve fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (fMRI, beyin kan dolaşımı) yöntemleri, nöropazarlamanın elindeki en önemli bilimsel araçlardır.

Son 20 yıl içinde her iki yöntemle normal sağlıklı bireylerde yürütülen binlerce araştırma; beynin dikkat, algı, öğrenme, duygusal uyarılma ve karar verme süreçlerinin (kognisyon) altında yatan biyolojik mekanizmalar hakkında önemli bir bilgi birikimi oluşturmuştur. Nöropazarlama ise bu bilgi birikiminin gelişen uygulama alanlarından biridir.

Nöropazarlama Nedir?

Bugünün pazarlama dünyasında yeni jenerasyon yöntem olarak kabul edilen ‘Nöropazarlama’, zihnin çeşitli uyaranlara verdiği bilinçaltı tepkilerinin nörolojik ve fizyolojik çalışmasıdır. Günümüzde tüketici kararlarında bilinçdışının çok etkin olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu yöntem kullanılarak tüketicilerin bilinçdışı algıları, zevkleri, tercihleri, tepkileri, satın alma eğilimleri bilimsel olarak ölçümlenmektedir.

Nöropazarlama yönteminin başlıca avantajı, tüketici tutum ve davranışlarında karanlıkta kalan kısımlara ışık tutarak, tüketici dünyasına geniş bir perspektiften bakma olanağı sunmasıdır. Nöropazarlama araştırmalarında ölçümlemeler için EEG, Mobil EEG, Göz Takibi, Yüz Duygu Eşleme ve Galvanik Deri Direnci gibi teknolojiler kullanılmaktadır.

Nöropazarlama Araştırmaları Yaparken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Ancak nörobilimin sağladığı verilerin nöropazarlama gibi uygulamalı alanlara yansıtılmasında dikkat edilmesi gereken temel nokta, ölçümlerin bilimsel bir araştırma ciddiyeti ve kesinliği içinde gerçekleştirilmesidir. Her zaman söylediğimiz gibi bütün bu yöntemlerin nörobilim uzmanları tarafından insan üzerinde gerçekleştirilmesi, her çalışmanın butik bir çalışma olması, güvenilirlik oranının %95 ve üzeri olması, istatistiksel anlamlılık açısından analiz edilmesi, nöropazarlama bulgularını tamamlamak ve zenginleştirmek için kalitatif araştırma yöntemleri ile desteklenmesi gerekir.  Aynı zamanda hızlı, pratik, güncel ve doğru olması lazımdır. Bütün bu koşulların yerine getirildiği bir nöropazarlama çalışması tüketici tutum ve davranışlarında karanlıkta kalan kısımlara ışık tutarak, görünmeyeni de görüp; bilimsel, bütünsel, sonuç odaklı bakış açısıyla pazarlama stratejilerine yön verir.  

Nöropazarlama çalışmalarını sektörel bazda sınırlandırmak çok doğru olmaz. Kısa bir zaman önceye kadar ürünlerin tanıtımında ve diğer araştırmalarda kullanılan her türlü materyalin beğenisini sorgulamak, sadece geleneksel araştırma yöntemlerinden çıkan bilgiler ışığında gerçekleştiriliyordu. Ancak herkes tarafından bilinmektedir ki, bu şekilde beğeninin sorgulanması davranışsal etkenler temelinde olmaktadır, bir başka deyişle sübjektiftir. Günümüzde bir ürünün gücünün objektif ölçümü için, geleneksel tekniklerin dışında sistematiklere yönelme ihtiyacının olduğu açık ve nettir.   

Peki Nöropazarlamanın Türkiye’deki durumu nedir?

“Hayatında fil görmemiş halkın ortasına bir fil gelir. Kimi kulağından tutar “bu yarasa”, kimi burnundan tutar “bu yılan” der…”

Maalesef Türkiye’de nöropazarlamanın durumu işte tam da budur. Sadece bir farklılık ve cazibe yaratmak adına, nörobilim alanında yeterince ölçümlemeler/uygulamalar yapılmadan, nöropazarlamanın olmazsa olmazları öğrenilmeden, bilimsellikten uzak tanımlamalar ve çalışmalar yapılıyor.

Nörobilimciler ile Pazar araştırmacılar Elele…

Nöropazarlama ve isminin başında “nöro” bulunan diğer birçok disiplinin başarısının altında yatan gerçek, nörobilimciler ile pazar araştırmacılarının mesleki sınır ihlallerine izin vermeksizin birlikte çalışmalarıdır.

Literatürde, akademi-özel sektör işbirliği ile gerçekleştirilen birçok nöropazarlama çalışması önemli başarı hikayelerine imza atmıştır.

STEVE JOBS VE MÜŞTERİ KAZANDIRAN TAKTİKLERİ

Steve Jobs Pazarlama Taktikleri

Inbound Sales Network’te yayınlanan bir haber, pazarlamanın dahi çocuğu Steve Jobs’un, Apple’ın markalaşma sürecinde nelere dikkat ettiğine yer verdi. Steve Jobs’un deneyimleri B2B pazarlama uzmanlarına ışık tutuyor

Dünyanın eşsiz tasarımları ile ünlü teknoloji markası Apple’ın kurucusu Steve Jobs pankreas kanserine yenik düşüp hayatını kaybetti. Ama onun gibi markasının ışıltı ile parıldamasını isteyen pazarlama uzmanları için geride önemli ipuçları bıraktı. Yeni müşterilere nasıl ulaşılır? Doğru mesaj müşterilere nasıl verilir? Hangi yolla ve ne şekilde onlara ulaşmak mümkün olur? Tüketicinin zihninde marka hakkında iyi bir imaj nasıl yaratılır? Bu soruların cevapları Steve Jobs’un taktiklerinde saklı.

Steve Jobs, Apple’ın felsefesinde hep daha basit ve kullanım kolaylığı olan ürünler geliştirerek, yeni teknolojiler pazarlama kanalları kullanarak başarıya ulaşmak vardı.

Apple potansiyel müşterileri bulmaya verdiği önem nedeniyle Arama Motoru Optimizasyonunu (SEO) etkili kullanan şirketler arasında yer alıyor. Birçok pazarlama uzmanı bu yöntemlerin ürünleri ve müşterileri için önemsiz olduğunu düşünmektedir. Fakat büyük bir yanılgıya düşüyorlar.

Steve Jobs’un mirasından faydalanmak isteyen pazarlama uzmanları için kilit noktalarını ve müşterileri markaya çekmenin taktiklerini maddeledik.

Öncelik müşterilerin beklentilerinde!

Bir pazarlama dahisi olarak bilinen Steve Jobs, tüketiciye sadece ürünleri değil, onun benimseyeceği hayalleri de pazarladı. Müşteriler genelde yaşamı kolaylaştıran ve ona değer katan ürünleri tercih ederler. Bu nedenle Steve Jobs sadece ürünlerin fonksiyonel özelliklerine değil, onların tüketiciye sağladığı faydaya da odaklandı. Kendini Apple’a adayan Steve Jobs, ürünlerinin dünyayı daha iyi bir yere dönüştüreceğine inanıyordu. Apple’da karşılaştığı problemleri çözüm üretme yeteneği ile ortadan kaldıran Steve Jobs, müşterilerini iyi tanıyordu. Çünkü müşteriyi anlamanın, her şeyin başlangıcı olduğunu biliyordu.

Mesajlar net ve basit olmalı

Steve Jobs, 2008 yılında MacBook Air’ın ürün tanıtımını yaparken, basit ve anımsanması kolay bir sunum hazırladı. Sunumda metinlerden çok akılda kalıcı görseller dikkat çekiyordu. Katılımcılar sunumdan sonra MacBook Air’ı dünyanın en ince bilgisayarı olma özelliği ile hatırladılar. Apple’ın kurumsal iletişim şirketi Corparate Visions’tan Tim Riesterer ve Erik Peterson kitabı olan “Conversations That Win the Complex Sale” (Karmaşık Satışlar İletişim Yolu ile Kazanılır), karışık bir mesajı daha anlaşılır kılmak amacıyla büyük görseller kullanmanın çok işe yarayacağından bahsediyor. Bu görselleri kullanırken de üç aşamaya dikkat etmek gerekir;

1)      Görseller müşterilerin sorunları ile ilgili olmalı,

2)      Gösterdiğiniz görsel ile müşterinin kafasında netlik yaratmalı ve soru işaretlerini ortadan kaldırmalısınız.

3)      Görselin etkisini artırmak için metafora başvurmalı ve böylece mesaj daha güçlü vurgulamalısınız.

Müşterilerin sezgileri ile ürünü satın almasını sağlamak gerekir.

Steve Jobs, iPhone için de en iyi mühendisler ile birlikte çalıştı. En ince ayrıntısına kadar düşünülen iPhone’ın özellikleri bu nedenle tüketicinin ilgisini çekti ve onun beğenisini kazandı. Ürün kaliteli, tasarım yalın idi. Apple tasarımcı ve mühendis ekibi, tüketicilerden gelen her öneriyi dikkate almıştı.  Aynı zamanda bu önerileri potansiyel müşteriler için strateji geliştirirken de kullandılar.

NeuroMark Yorumu

İnsan zihni görünenden çok daha karmaşıktır. İdrak ettiklerimizden fazlasını algılar, hatırladıklarımızdan fazlasını unuturuz. Fakat kaybolduğunu zannettiklerimiz zihnimizin derinliklerinde depolanıyor. Sezgi bilinç düzeyine çıkmayan verilerin bağlantılarını kurabilmektir. Sezmek, geçmişteki deneyimlere dair duygu izlerini takip edebilmektir. İşte bu izleri keşfedip, ürünlerinin satın alınmasını sağlayan markalar uzun yıllar var olma, büyüme ve gelişme becerisini gösterenlerdir.

“Sezgisel akıl kutsal bir hediye, rasyonel akıl ise sadık bir köledir. Biz, hediyeyi unutup köleyi onurlandıran bir toplum yarattık.” – Einstein

Duygular ve Nöropazarlama

duygular ve nöropazarlama

Duygular ve Nöropazarlama

İnsan beyni kendine mahsustur, başka hiçbir şeye benzemez, diğer organlarla kıyaslandığında çekiciliği bile sorgulanabilir. Ama gelin görün ki, evrendeki en müthiş yapı ne kara delikler ne de gök dinamiğidir… sadece “insan beynidir”. Ortalama 1400 mg’lık bu Hardware’in işletim sistemi performansına değil erişmek, henüz yaklaşmak dahi mümkün olmamıştır.

Deneyimler

Beynimiz bizi gördüklerimize, duyduklarımıza yani çevremizdeki dünyaya karşılık vermeye hazır tutar. Beyin hem dış dünyadan hem de bedenimizden sürekli bilgi toplayan geniş ve karmaşık iletişim ağlarının merkezindedir. İşte bu bilgileri yorumlarken deneyimleri meydana getirir. Beynimizdeki elektriksel aktivitenin deneyime nasıl dönüştüğü tam olarak bilinmemekle birlikte duyu organlarımızın bu konudaki rolleri belirlidir. Her duyu organı farklı tipte bir uyaranla baş etmek üzere uzmanlaşmıştır. Örneğin gözler ışığa, kulaklar ses dalgalarına duyarlıdır. Duyu organlarından gelen sinyaller beyin tarafından işlenir ve ne gibi bir deneyim üreteceğini belirler. Deneyimlerimiz bizim davranışlarımızın temel taşıdır. Beş duyu organımızla hissettiğimiz uyaranlara verdiğimiz davranışsal yanıtlar, merkezi ve otonom sinir sistemimizin bileşke yanıtıdır.   

Günümüzde, beynimizin davranışsal yanıtlarını fizyolojik ve nörolojik olarak ölçümleyerek belli başlı temel duyguları bilimsel olarak ortaya çıkarmak için nörobilimden faydalanılıyor. Nörobilim günümüzde insan beyninin karar verme süreçlerinin, sosyal etkileşim ve duygularının incelendiği araştırmaların başını çekiyor. Bu bağlamda, sosyal nörobilimin alt kollarından biri olan nöropazarlama ise pazarlama dünyasına yeni bir pencere sunuyor. Nöropazarlama araştırmalarının en çarpıcı özelliği, tüketicilerin markalara ve ürünlere verdikleri duygusal tepkiyi, bilimsellik sınırları içerisinde ölçebilmesidir. Markaların müşterileriyle kurdukları iletişimde, davranışsal boyutu yönlendiren duygusal boyut ön plana çıkarken, geleneksel araştırma yöntemleri duygusal boyutu bilimsellik içerisinde doğru olarak vermekte yetersiz kalmaktadır.

Neden Nöropazarlama

Duyguların ifade edilmesinin önemi insanların birbirlerine bağımlı olmaları ve birinin yaptığı şeyin diğerlerini mutlaka etkilemesidir. Bu nedenle toplum içerisinde birbirimizin duygularını anlamamız çok önemli ve gereklidir.  Pazarlama dünyasında da markaların, mevcut ya da potansiyel tüketicilerinin duygularını anlamaya ve onları tanımaya ihtiyacı olduğu kesindir. Bir duygunun objektif ölçümü için, konvansiyonel tekniklerin dışında nöropazarlamaya yönelme ihtiyacının olduğu açık ve nettir.

Nöropazarlama Araştırmaları ile İlgili Doğrular

NÖROPAZARLAMA DOĞRULARI

Kognitif Nörobilim ve Nöropazarlama

Nörobilim (Beyin Araştırmaları) son yıllarda gittikçe artan bir hızda gelişmekte, beynin karmaşık zihinsel ve duygusal süreçlerini aydınlatmaktadır. Bu çerçevede, beyin aktivitesinin deneğe herhangi bir acı veya hasar vermeden ölçümüne olanak sağlayan Elektroensefalogram (EEG, beyin elektriksel aktivitesi) ve fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (fMRI, beyin kan dolaşımı) yöntemleri önemli bilimsel araçlardır. Son 20 yıl içinde her iki yöntemle normal sağlıklı bireylerde yürütülen binlerce araştırma, beynin dikkat, algı, öğrenme, duygusal uyarılma ve karar verme süreçlerinin (kognisyon) altında yatan biyolojik mekanizmalar hakkında önemli bir bilgi birikimi oluşturmuştur. Nöro-ekonomi ve nöro-pazarlama gibi alanlar bu bilgi birikiminin gelişen uygulama alanlarındandır.

Her iki yöntem de, bireylerin açık söylemlerine ve göz hareketlerinin veya yüzdeki mimik kaslarının takibine dayanan dolaylı ölçüm yöntemlerine göre önemli üstünlükler içermektedir. Açık söylemler ve dolaylı ölçümler, bireylerin zihinsel süreçlerini dışa vurma (ekspresyon) kapasitelerindeki farklılıklar nedeniyle ve görüşmeci veya görüşme yapılan ortamdan önemli derecede etkilenmeleri nedeniyle çoğu zaman güvenilir sonuçlar vermezken, bunların altında yatan ve algı sürecinin çeşitli aşamalarını yansıtan nörobilimsel ölçümler bu tür dış etkilerden bağımsızdır. Bu nedenle, tüketici davranışını ve altında yatan nedenleri anlamak için yeni bir bilimsel pencere sunmaktadırlar.

Ancak, nörobilimin sağladığı verilerin nöro-pazarlama gibi uygulamalı alanlara yansıtılmasında dikkat edilmesi gereken temel nokta, ölçümlerin bilimsel bir araştırma ciddiyeti ve kesinliği içinde gerçekleştirilmesidir. 

EEG Ölçüm Teknolojisi

Günümüzde çoğunlukla oyun konsollarının beyin dalgalarıyla yönetilmesi gibi amaçlarla EEG sinyallerini ucuz devrelerle ölçen ve herhangi bir kullanıcının rahatlıkla kullanabildiği cihazların piyasaya sürülmesi, ölçüm doğruluğu çok düşük olan bu tür cihazlarla EEG konusunda uzmanlığı olmayan grupların da nöro-pazarlama alanında faaliyet göstermesine zemin yaratmıştır. Ancak, bu cihazların EEG sinyallerini güvenilir şekilde ölçmediğini gösteren pek çok araştırma ve bilimsel yayın mevcuttur. Bizim deneyimlerimiz de söz konusu cihazlardaki sinyal/gürültü oranının, araştırma/tıbbi uygulama derecesindeki cihazlarla rahatlıkla elde edebildiğimiz bulguları elde etmeye olanak vermediği yönündedir. Daha da önemli olan bir nokta, bu cihazların oyun amaçlı olarak EEG sinyalinden ürettikleri engagement, excitement, frustration vb skorların bilimsel bir geçerliliğinin olmamasıdır. Buna rağmen, bu skorlar nöro-pazarlama amaçlı olarak kullanılmaktadır. 

Ayrıca, EEG sinyali, kafa kasları, göz hareketleri vb kaynaklardan gelen çok daha büyük elektriksel aktiviteyle kolaylıkla kontamine olmaktadır. Bu tür gürültülerin otomatik olarak güvenilir şekilde elimine edilmesini sağlayan herhangi bir algoritma henüz geliştirilemediği için, ölçümlerin analizi öncesinde mutlaka bir Kognitif Nörobilim uzmanı tarafından incelenerek bu artifaktlardan arındırılması gerekir.

Olaya İlişkin Beyin Potansiyelleri (Event-related Brain potentials, ERP)

Yaygınlaşan nöro-pazarlama uygulamalarındaki önemli bir eksiklik/hata da bilimsel bir ölçümün bir hipoteze dayalı olarak kurgulanan bir deney tasarımı gerektirmesidir. Beyinle ilgili güvenilir bilgiler elde edebilmek için, herhangi bir hipotez/deney tasarımı yapmadan, kişinin gündelik yaşantı sırasındakine benzer gözlemler yapması (örn. bir reklam videosunu izlemesi) sırasında süregiden beyin etkinliğini (on-going EEG) ölçerek elde edilebilecek sonuçlar çok sınırlı bir güce sahiptir. Bu türden ölçümlere, sadece kişinin o sıradaki uyanıklık düzeyini, duygusal uyarılma ve stres düzeyini kaba hatlarla ortaya koymak mümkündür. 

Buna karşın, EEG’den türetilmiş ve bir deney tasarımı çerçevesinde sunulan statik görsel veya işitsel uyaranların birçok kez yinelenmesi ve bunlarla zamansal ilinti içinde elde edilen EEG sinyallerinin analizi ile beynin spesifik olarak bu uyaranlara karşı verdiği yanıtları ölçmek mümkündürBu ölçüm tekniklerine Olaya İlişkin Potansiyeller (ERP, event-related potentials) ve Olaya İlişkin Salınımlar (ERO, event-related oscillations) adı verilir. Bu yöntemler beynin spesifik uyaranlar karşısındaki dikkat, belleğe kayıt, bellekten çağırma, anlamsal işleme (semantic processing), karar verme gibi zihinsel süreçlerini yüksek bir doğrulukla ölçmeyi sağlar. Kognitif Nörobilimin son 20 yıl içindeki büyük başarısı bu ölçüm metodolojisine dayanır. 

ERP ve ERO yöntemlerinin Pazar araştırmasına etkili şekilde uygulanması için öncelikle pazarlama sorusunun en iyi şekilde tanımlanması, uygun deney tasarımının geliştirilmesi, ölçümlerin uzman araştırmacılar tarafından güvenilir cihazlar ile alınması, gürültülerden arındırılması ve gelişkin analiz yöntemleriyle değerlendirilerek sonuçların yorumlanması gerekir. Bu çerçevede, Pazar araştırmacıları ile nörobilimcilerin yakın temas halinde ortak çalışması gereklidir.

Uygulamada yaygınlaşmış yaklaşıma göre çok daha kapsamlı ve zahmetli olan bu yöntemin en önemli kazanımları ise şu iki maddede özetlenebilir:

Elde edilen bulgular tahmini ve yoruma açık değil, bilimsel presizyon sınırları içinde, istatistiksel anlamlılıkları ile sunulur. Yeni bir pazarlama stratejisinin geliştirilmesi gibi büyük kavramsal adımlar söz konusu olduğunda güvenilirliği kesin test edilmiş verilere dayanmayı sağlar.

Pazarlama ekibi ile derinlemesine yapılan ön çalışma çerçevesinde ele alınabilecek soruların sınırı çok genişler. Bu bağlamda, sadece bir reklam videosunun veya paket tasarımının kişiyi ne ölçüde uyardığı gibi basit bir soruya, çoğu zaman yoruma açık  yanıtlar üretmek yerine, örneğin ürünün tüketici zihninde hangi çağrışımları yaptığı, pazarlama stratejisini dayandırmanın uygun olacağı marka sloganı, ürünün alternatif ürünlerle hangi nitelikler açısından farklı algılandığı, bu farkın ne yönde olduğu gibi çok daha spesifik kavramsal sorulara yanıt bulmak mümkündür.

Kaynak: Prof. Dr. Tamer Demiralp, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Fizyoloji Anabilim Dalı