Renklerin Nöropazarlamadaki Önemi

Yılın rengi seçildi! Pantone Color Institute, 2024 yılının renk trendini belirledi ve bu yılın ana rengini ‘’Peach Fuzz/ Şeftali Tüyü’’ olarak açıkladı. Bu renk, taze bir şeftali tüyü gibi canlı ve modern bir atmosfer oluşturarak her alana taze bir soluk getirecek.

Renk, sözlü ifadelerin ötesinde, kendi benzersiz dilini konuşan bir iletişim aracıdır. Her rengin kendine özgü bir dil ve anlam taşıdığı düşünüldüğünde, renklerin esnek ve değişken bir enerjiye sahip olduğunu söyleyebiliriz. Renklerin dilinde, bir bireyden diğerine, bir günün atmosferinden diğerine değişen bir anlamın izini sürmek mümkündür. Renkler, bir ruh halini, duygusal durumu veya atmosferi ifade etme gücüne sahiptir, bu nedenle renklerin anlamı, onların taşıdığı enerjinin nasıl algılandığına ve yorumlandığına bağlı olarak değişebilir. Renklerin hareketli ve dinamik doğası, her birinin zaman, mekân ve birey bağlamında farklı anlamlar yükleyebileceği gerçeğine işaret eder.

Peki renklerin psikolojimiz ve algılayış biçimimiz üzerindeki etkisi nedir?

Genel anlamda bazı renklerin insanlık için ortak anlamları ve yansımaları vardır. Örneğin; kırmızı rengi, dikkat çekici ve heyecan vericidir. Tutku, dinamizm, enerji ile ilişkilendirilir. Kırmızı renginin yoğun bir şekilde kullanmak saygı ve agresif duyguların tetiklenmesine sebep olabilir. Gençliğe hitap eden ürünlerde de kırmızı renk kullanılır. 

Yine yeşil rengi huzur, ferahlık ve rahatlık duyguları ile ilişkilendirilir. Sağlık, doğal ürün ambalajları gibi alanlarda sıkça kullanılır. Siyah ise güç ve karizma kelimeleri ile eşleşir. Yeşil renk ortamlarda insanların daha az mide ağrısı çektiği tespit edilmiştir. Sakız paketlerinde ve sebze satılan yerlerle de yeşil en çok tercih edilen renktir. Renklerin gözdeki bazı sinir hücrelerini kısa süreliğine devre dışı bıraktığı tespit edilmiştir. Yeşil de onlardan biridir. Aşırı kullanımı kişilerde olumsuz duyguları da tetikleyebilir. Turuncu ise samimi, sıcak ve yenilik temaları ile tanımlanır. Özellikle yaz aylarına giriş yaparken birçok marka tarafından gerek reklamlarda gerek ürün yelpazelerinde sık sık kullanılır.

Seçilen renge göre tüketicinin satın alma davranışları değişebilmektedir. Yine bir markayı tanımlamada önemli bir rol oynar. Kullanılan renk bilinçdışı mesajlarda verir, örneğin pazarlanacak ürün bir yiyecek ise doğallık ve sağlığa uygunluk noktasında tüketiciye mesajlar verilir.

Yılın rengi olan ‘’Şeftali Tüyü’’ birçok marka tarafından yıl içerisinde sürekli kullanılacak gibi görünüyor. Ürün ambalajlarından, iç mekan tasarımlarına, grafik tasarımlardan moda dünyasında kadar geniş bir yelpazede etkisini gösterecek olan 2024 rengi, gelecek yılın estetik trendlerini belirlemede önemli bir rol oynuyor.

Referans: Psikolog Merve Altındağ

Alici, N., & PAKTAŞ, M. G. (2020). İç mekânda renk algısı ve psikolojiye etkileri. Modular Journal3(1), 89-105.

DEMİRDÖĞMEZ, Ö. G. D. M. (2021). GİRİŞİMLERİN (İŞLETMELERİN) KULLANDIKLARI RENKLER VE PAZARLAMADA RENK PSİKOLOJİSİ.

ÖZDEMİR, A. G. T. (2005). Tasarimda Renk Seçimini Etkileyen Kriterler. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi14(2), 391-401.

Etiketler: #nöropazarlama, #nörobilim, #renkler, #pantone, #pantone2024, #coloroftheyear, #blog

Koku ve Hafıza

Bilindiği üzere duyguların kaynağı olarak bilinen amigdala ve hafıza ayrıca öğrenme merkezimiz olarak bilinen hipokampus limbik sistemde bulunmaktadır. Koku molekülleri tarafından uyarılmış koku soğancığı koku ile ilgili bilgileri hem limbik sisteme hem de koku korteksine dolambaçsız bir yol izleyerek taşımaktadır. Böylece koku duyumuz, diğer duyularımıza kıyasla hatıralarımıza daha duygusal bir boyut kazandırmaktadır. Brown Üniversitesi’nden nörobilimci Dr. Rachel Herz’ün yapmış olduğu araştırma kokular tarafından tetiklenen hatıralarımızın, görme, işitme veya dokunma duyularımızla tetiklenen hatıralarımız kadar doğru, detaylı ve canlı olduğunu göstermiştir. Ancak kokuların tetiklediği hatıralarımızın diğer duyular tarafından tetiklenenlerden farklı olarak daha duygusal olduğu bulunmuştur.

Peki, kokular öğrendiklerimizi hatırlamamızda yardımcı olabilir mi?

Kokuların hatırlamamıza yardımcı olabileceği fikri, bağlama bağlı bellek (context-dependent memory) adı verilen oldukça köklü bir psikolojik olgu tarafından desteklenmektedir. Bağlama bağlı bellek olgusu, bireyin bilginin öğrenildiği aynı ortamda veya bağlamda bulunduğu zaman öğrenilen bilginin daha iyi hatırlamasıdır. Dr. Rachel Herz’ün bağlama bağlı bellek olgusu üzerine yapmış olduğu araştırmaya göre araştırmada öğrenci olan katılımcılardan tanıdık olmayan bir kokunun olduğu bir odada on altı kelime öğrenmeleri istenmiş ve bir hafta sonra katılımcılara kaç tane kelime hatırladıklarına dair test yapılmıştır. Birinci gruptan kelimeleri herhangi bir strese maruz bırakılmamışken, ikinci gruptan ise sınavlarına bir saat kala yani strese maruz bırakılarak öğrenmeleri istenmiştir. Bir hafta sonra hatırlanan kelimeler test edildiğinde, her iki grup da strese maruz kalmamıştır. Ayrıca test boyunca öğrenme aşamasında ortama verilmiş aynı koku kullanılmıştır. Sonuçlar, kelimeleri öğrenirken tanıdık olmayan bir kokunun olduğu ortamda strese maruz kalmış katılımcıların diğer gruba kıyasla daha fazla kelime hatırladığını göstermiştir.  Özetlemek gerekirse, her ne kadar kokular öğrendiklerimizi ve anılarımızı daha duygusal bir şekilde hatırlamamıza yardımcı oluyor olsa da, yeni bir bilgi öğrenilirken bu bilginin hem tanıdık olmayan bir kokuyla hem de yoğun bir duyguyla beraber öğrenilmesi gerekmektedir. Ancak bu şekilde kokular hatırlamamıza yardımcı olacak bir araç olarak kullanılabilmektedir.  

Sonuç olarak, diğer duyularmızdan farklı olarak nöropazarlama alanında kokuların, yoğun duygularla ilişkilendirildiğinde tüketicilerin ürünleri, markaları, deneyimleri ve hizmetleri duygusal anlamda hatırlamalarına yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Ancak bir önceki yazıda belirtildiği gibi, bir kokuyu ilk defa deneyimlediğimizde bu kokuyu koku-ilişkisel öğrenme (odor-associative learning) sayesinde anında o bağlamda hissettiğimiz pozitif veya negatif duyguyla ilişkilendirmekteyiz. Bu ilişkilendirme, gelecekte bu kokuya olan algımızı ve vereceğimiz tepkiyi belirlemektedir. Yani nöropazarlama alanında kokular kullanılırken, bir mağazada tüketicinin ilk defa deneyimleyeceği bir kokuyu pozitif yoğun duygularla ilişkilendirmesi sağlanmalıdır. Bu ilişkilendirmenin pozitif bir sonuç oluşturabilmesi için örneğin çalışanların tüketicilere olan davranışlarına, mağazanın iç tasarımına, ürünlerin yerleşimine ve uzun kuyrukların oluşmamasına dikkat edilmelidir. Böylece tüketici, mağazaya her uğradığında ortamdaki kokuyu algılayarak daha önce ilişkilendirmiş olduğu pozitif duyguları hissedecek ve bu mağazadan daha sık alışveriş yapacaktır. Ancak, eğer tüketici ilk defa deneyimlediği bu kokuyu negatif yoğun duygular ile ilişkilendirirse, gelecekte mağazaya her uğradığında ve kokuyu tekrar deneyimlediğinde daha önce hissetmiş olduğu negatif duyguları hatırlayacak ve mağazadan alışveriş yapmaktan uzaklaşacaktır. Bu nedenle kokular, bilinçli ve dikkatli kullanıldığı takdirde müşteri sadakatini güçlendirmek adına fayda sağlayacak önemli bir strateji olarak görülmektedir.

Referanslar

Nörobilim Uzmanı Yağmur Başak Ören

Herz, Rachel. The Scent of Desire: Discovering Our Enigmatic Sense of Smell. Harper Perennial, 2008.

Herz, Rachel S. “Are odors the best cues to memory? A cross‐modal comparison of associative memory stimulia.” Annals of the New York Academy of Sciences, vol. 855, no. 1, 1998, pp. 670–674, https://doi.org/10.1111/j.1749-6632.1998.tb10643.x.

Herz, Rachel S. “Emotion experienced during encoding enhances odor retrieval cue effectiveness.” The American Journal of Psychology, vol. 110, no. 4, 1997, p. 489, https://doi.org/10.2307/1423407.

Etiketler: #nöropazarlama, #beyin, #nörobilim, #kokuduygusu, #koku, #hafıza

Koku ve Duygular

Koku duyumuz, limbik sisteme ve bu sistemde yer alan amigdalaya olan direkt bağlantısı sayesinde, diğer duyularımıza kıyasla duygularımızla çok yakın bir ilişki içindedir. Zira anne karnındayken gelişen ilk duyumuzdur ve anne karnında 12. haftada gelişimini tamamlamaktadır. Yani hepimiz kokuları öğrenmeye daha  doğmadan anne karnında, amniyotik sıvının içindeyken başlamaktayız. Yapılan araştırmalar hamilelik sürecinde annelerin tükettiklerinin, bebeğin koku ve tat tercihlerini etkilediğini ortaya koymuştur. Bununla beraber ait olduğumuz kültürün de koku ve tat tercihlerimizi çok büyük oranda etkilediği bilinmektedir.

Koku üzerinde yapılan psikolojik araştırmaların babası olarak kabul gören Trygg Engen, bir kokuyu ilk defa duyumsadığımızda aslında bizim için bir şey ifade etmediğini dile getirmektedir. Ancak, bu kokuyu deneyimlediğimiz bağlam (yer, durum, insan veya olay) ve en önemlisi bu bağlamın bizde yarattığı duygu, deneyimlediğimiz koku ile ilişkili hale gelmektedir. Deneyimlediğimiz ve duygusal olarak önemli hale gelen kokuya bağlı olarak bu kokuyu sevip sevmediğimize dair bir fikir oluşmaktadır. Kokuya dair hedonik tepkileri nasıl edindğimizi açıklayan bu teoriye Koku-İlişkisel Öğrenme (odor-associative learning) denilmektedir. Koku-İlişkisel Öğrenme teorsinin en önemli noktası; bir kokuyu ilk kez deneyimlediğimizde ne hissettiğimizin, gelecekte de bu kokuya ilişkin hedonik algımızı belirlemekte olduğudur. Yani, bir kokuyu beğenmemizin nedeni aslında o kokuyu ilk defa deneyimlediğimizde pozitif duygular içinde olmamız veya bizde pozitif duygular uyandıran bir şeyle bağlantısı olmasıdır. Aynı durum beğenmediğimiz kokular için de geçerlidir; ilk defa bir kokuyu deneyimlediğimizde negatif duygular içindeysek veya bu koku bizlerde negatif duygular uyandıran bir şeyle ilişkiliyse bu kokuyu beğenmemekteyiz. Buna verilebilecek bir örnek, kişinin annesinin vefatı sırasında ikram edilen gül suyu kokusunu, yas ve negatif duygular ile ilişkilendirdiği için hayatı boyunca bu kokudan nefret etmesidir.

Nöropazarlama alanından bir örnek vermek gerekirse; bir mağazaya girdiniz ve daha önce deneyimlemediğiniz bir kokuyla karşılaştınız. Mağazadaki ürünler, ürünlerin yerleşimi, mağazanın iç tasarımı, fiyat aralığı ve çalışanların size olan tavırları kendinizi değerli ve tatmin olmuş hissettirdi. Bu olumlu duyguları, koku-ilişkisel öğrenme sayesinde ortamdaki tanıdık olmadığınız koku ile ilişkilendirdiniz. Böylece o mağazaya her uğradığınızda ve ortamdaki o kokuyu her duyumsadığınızda aynı pozitif duyguları hissedecek ve bu mağazadan daha sık alışveriş yapmaya başlayacaksınız. Tabii ki kurulan bu ilişkinin devamlılık gösterebilmesi için tüketici de mümkün olduğunca pozitif duygular uyandırmaya devam edilmelidir. Eğer ortamdaki koku mağazada yaşanmış negatif duygularla (uzun kuyruklarda bekleme, çalışanların ilgisiz davranışları vb.) ilişkilendirilirse bu mağazadan tamamen uzak durulmasına ve aynı koku duyumsandığında mağazada yaşanmış negatif deneyimlerin ve duyguların hatırlanmasına sebep olacaktır.

Bu nedenle, nöropazarlama stratejisi olarak kokuları kullanırken duygu ve koku ilişkilendirmesinin önemi dikkate alınmalıdır. Bu ilişkilendirme bilinçli bir şekilde yapıldığı takdirde uzun süreli müşteri sadakati oluşturulabilmektedir.

Referanslar

Nörobilim Uzmanı Yağmur Başak Ören

Herz, Rachel. The Scent of Desire: Discovering Our Enigmatic Sense of Smell. Harper Perennial, 2008.

Etiketler: #nöropazarlama, #beyin, #nörobilim, #kokuduygusu

Koku Algısı ve Nöropazarlama

Brown Üniversitesi’nden dünyaca ünlü nörobilimci Dr. Rachel Herz’in yapmış olduğu araştırmaya göre katılımcılara görme, işitme ve koklama duyularından hangisinden vazgeçmek istedikleri sorulduğunda katılmcıların yüzde 84.6’sı koku alma duyularından vazgeçmeyi tercih etmiştir ki bu oranın görme ve işitme duyularını tercih edenlere kıyasla oldukça yüksek olduğu aşikardır. Birçok insanın görme ve işitme duyularına kıyasla vazgeçmeyi tercih ettiği koku algısı tam olarak nedir?

Koku algısı havada bulunan moleküllerin burnumuzun içinden süzülerek koku reseptörleriyle karşılaşmasıyla başlamaktadır. Bu karşılaşma her bir molekülün bir yap-boz parçası gibi tek bir reseptöre yerleşmesini içermektedir. Bunun sonucunda uyarılar koku algısı sinirleri (olfactory nerves) aracılığıyla önce beyindeki koku soğancığına (olfactory bulb) buradan da birazdan daha detaylı bahsedeceğimiz limbik sisteme gönderilmektedir.

Koku algımız ve duygularımız çok yakın bir ilişki içindedir. İkisi de limbik sistem olarak bilinen sinirsel yapı ağında bulunmaktadır. Koku duyusunu taşıyan sinir hücrelerimiz diğer duyularımızdan (görme, işitme, dokunma ve tat alma) farklı olarak doğrudan limbik sisteme bağlıdır yani koku duyumuz beyinde dolambaçsız bir yol izleyerek limbik sisteme ulaşmaktadır. Koku dışındaki bütün duyularımız ise limbik sistemde yer alan talamus tarafından filtre edildikten sonra beyinde işlenmektedir. Bu nedenle koku duyumuz herhangi bir filtreden geçmeden bizde duygu yaratabilmektedir.

Limbik sistemde koku duyumuzla etkileşimde olan en önemli yapı amigdaladır. Amigdala beynimizde duyguların işlendiği yapı olarak bilinmektedir ve amigdala olmadan duygusal deneyimlerimizi işlememiz, duygularımızı ifade etmemiz ve duygularımızdan öğrenmemiz mümkün değildir. Beyin görüntüleme çalışmalarına göre bir koku duyumsadığımızda amigdalamız aktif olmaktadır. Hatta kokladığımız kokuya olan duygusal reaksiyonumuz arttıkça amigdalanın aktivasyon yoğunluğunun da arttığı tespit edilmiştir. Bunlara ek olarak amigdala, limbik sistemde bulunan ve hafıza merkezimiz olarak bilinen hipokampus ile yakın ilişkisinden dolayı uzun süreli bellek oluşumunda da büyük rol oynamaktadır. Her ne kadar bütün duyularımız bellek oluşumuna katkı sağlıyor olsa da koku duyumuz anılarımıza diğer duyularımıza kıyasla daha duygusal bir boyut kazandırmaktadır.

Nöropazarlama bağlamında bakıldığında koku duyumuzun bu alanda yavaş yavaş yer kazandığı görülmektedir. Tüketicinin ürün deneyimini zenginleştirmek, ürün ve marka ile olan ilişkisini daha duygusal hale getirmek hatta duygusal ruh halini iyi yönde değiştirmek adına, pek çok şirket koku algısını bir pazarlama stratejisi olarak kullanmaya başlamıştır. Bu nedenle koku markalaştırması (scent branding) üzerine danışmanlık veren ve yapay zeka teknolojisini kullanarak şirketlere özel kokular tasarlayan şirketler ortaya çıkmıştır.

Sonuç olarak; koku duyusunun nöropazarlama alanında kullanılması, gelecek vadeden ve önümüzdeki dönemde tüketicilerin markalar, ürünler, hizmetler ve deneyimler ile duygusal bağ kurmasını sağlayan bir strateji olarak yer edineceği düşünülmektedir.

Referanslar

Nörobilim Uzmanı Yağmur Başak Ören

Herz, Rachel S., and Martha R. Bajec. “Your money or your sense of smell? A comparative analysis of the sensory and psychological value of olfaction.” Brain Sciences, vol. 12, no. 3, 2022, p. 299, https://doi.org/10.3390/brainsci12030299.

Herz, Rachel. The Scent of Desire: Discovering Our Enigmatic Sense of Smell. Harper Perennial, 2008.

Ozan, Vedat. Kokular Kitabı. Everest, 2016.

Etiketler: #nöropazarlama, #beyin, #nörobilim, #kokuduygusu

Öğrenme ve Öğretmenin Nöral Temelleri

Yaşam döngüsü içinde çok erken yaşlardan itibaren, canlılık faaliyetini sürdürebilmek için öğrenme eylemi ile bütünleşiriz. Hatta bazı öğrenilmiş davranışlar nöronlarımıza o kadar işlemiştir ki zamanla refleks haline gelmiştir. Öğrenme, psikolojik bir süreç olup, bilişsel, duygusal ve sosyal faktörleri içerir.

 Nörobiyolojik perspektiften bakıldığında, öğrenme diğer teorilerden ayrılarak biyokimyasal bir süreç olarak tanımlanır. Bu yaklaşımın daha iyi anlaşılabilmesi için, beyin işleyişinin temel düzeyde öğrenilmesi, beyin yapısı ve işleyişi konusundaki modellerin bilinmesi ve öğrenmeyi etkileyen temel etmenlerin detaylı bir şekilde anlaşılması gereklidir.

Öte yandan, bilişsel teorisyenlere göre öğrenme, bireyin zihninde gerçekleşen ve doğrudan gözlemlenemeyen bir süreçtir. Bilişsel kuram, daha çok anlama, algılama, düşünme gibi zihinsel olaylara odaklanır ve öğrenmenin zihinsel sonuçlarına ilgi duyar. Duyuşsal teorisyenler ise öğrenmenin doğasından ziyade duygu durumları ve motivasyon gibi duyusal sonuçları üzerinde dururlar.

Nörobilim, beyin ve sinir sistemi ile bilişsel davranışlar arasındaki ilişkiyi inceleyerek bellek, duygu, dikkat, örüntüleme gibi birçok değişkeni ve bunların öğrenme üzerindeki etkilerini detaylı bir şekilde araştırma fırsatı sunmaktadır. (Taşçıoğlu, 1994; Weiss, 2000; Thomas, 2001; Soylu, 2004).

Öğrenmenin nöropsikolojik yapısı birkaç alanda gözlemlenmektedir.

 Öğrenme süreci sonucunda nöronlarda yeni aksonların oluştuğu gözlemlenir. Her öğrenme deneyimi, yeni sinaptik bağlantıların oluşumunu içerir. Bu bağlamda, öğrenme biyokimyasal bir değişim olarak açıklanmaya çalışılır. Farklı beyin bölgelerinin rolleri, öğrenmeye dair olaylar ve süreçlere etki eden hücreler üzerinde incelenir. Hücresel düzeyde, bu inceleme tek tek hücrelerin tepkilerine odaklanırken, bağlantı düzeyinde iki sinir hücresi arasındaki sinaptik bağlantıda gerçekleşen sinyal iletimine ve moleküler düzeyde bir sinir hücresinin zarında veya içinde meydana gelen kimyasal etkileşimlere dair bilgi sağlar.

Öğrenme sürecinde motivasyon, öğreticinin kişiliği, öğretilen bilginin sunulduğu ortam büyük önem taşır. Yaşamımız önemli kısmı okul ortamında geçer. Burada öğrendiğimiz bilgiler, bizlere sadece akademik bir zemin sağlamaz. Aynı zamanda duygularımızı ifade etme, zorluklarla baş etme, toplum içinde varoluş biçimimizi de oluşturur.

Tüm öğrenme sürecinde bize eşlik eden öğretmenlerin rolü çok büyüktür.

 Dünyayla olan ilişkimizi anlamlandırma sürecinde bizlere rol model olan, neredeyse anne ve babamız kadar yakın gördüğümüz; Öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü Kutlu Olsun.

Referans

Psikolog Merve Altındağ

AÇIKGÖZ, N., & Bülent, M. A. D. İ. (2013). ÖĞRENME İLE BEYİNDE OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER (PLASTİSİTE). Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi9(9), 29-36.

Etiketler: #nöropazarlama, #beyin, #nörobilim, #ogretmenlergunu, #ogrenme

Anne-Çocuk İlişkisinin Nörobilimsel Temelleri

Manalı bir bağ olan anne ve çocuk arasındaki ilişki üzerine birçok edebi eser, müzik ve film üretilmiştir. Bu bağ, tanımlanmasına rağmen hala tam olarak anlaşılamayan ve dışarıdan gözlemleyenleri hayrete düşüren bir niteliğe sahiptir.

 Çocuklar, annelerinin sevgisi ve ilgisi karşısında yetersiz hissedebilir ve bu durum, “anneyi anne gibi sevememenin getirdiği mahcupluk hissi” ile yaşanabilir. Peki, bu eşsiz bağın nörobilimsel temeli nedir?

Öncelikle yapılan yeni çalışmalarla birlikte bu tecrübe ve etkilerinin daha anne karnındayken başladığı ve annenin duygusal yaşantısının fetüs üzerindeki etkilerinin yetişkinliğe kadar sürdüğü gözlenmiştir.

Anne, çocuğunu taşırken, anne karnındaki bebekle başlayan bir bağ oluşur. Bu dönemde anne, çocuğuna fiziksel olarak yakındır, duygusal bir bağ kurar ve bu süreç, anne ile çocuk arasındaki ilk bağlantıyı oluşturur.

 Anne karnında başlayan ve erken yaşlarda karşılaşılan yaşam deneyimleri, beyinde değişikliklere neden olarak ilerleyen yaşlarda da etkisini sürdürmektedir. Özellikle ruh sağlığı açısından önemli etkiler yarattığı bir dizi araştırma tarafından ortaya konmuştur.

Hamilelik sırasında endişeli ve stresli olan annelerin çocuklarının yaşamlarının ilk iki yılı boyunca bunu yaşamaya devam ettikleri gözlenmiştir. Stres hormonlarının yüksek seviyeleri, bebeğin beyin gelişimini etkileyebilir. Özellikle hipokampüs ve amigdala gibi stresle ilişkilendirilen beyin bölgelerinde değişikliklere yol açabilir.

Stres, anne vücudunda hormonal dengesizliğe neden olabilir. Bu durum, bebeğin hormonal sistemini etkileyebilir ve bu etkiler uzun vadeli olabilir. Gebelik döneminde yaşanan anksiyete, depresyon ve stres, sadece annenin değil, aynı zamanda bebeğin sağlığı üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir. Bu durum, düşük riskini, erken doğumu, düşük doğum ağırlığını ve bu durunun beraberinde getirdiği riskleri artırarak sonuçlanabilir.

Kanada’da, 1998 yılında Kuzey Amerika’da yaşanan ve 3 milyon insanı yaklaşık olarak 1,5 ay süreyle elektriksiz bırakan ‘Buz Fırtınası” mağduru anneler üzerinde yapılan bir çalışmada felaket sırasında hamile olan ve felaketin sonuçlarını yaşayarak strese maruz kalan annelerin çocukları üzerinde zekâ ve dil yeteneklerini ölçen testler uygulanmıştır.

 Sonuçlar kontrol grubuyla karşılaştırıldığında uzun süreli ciddi strese maruz kalmış bu annelerin çocuklarının zekâsında ve dil yeteneklerinde diğer çocuklara göre gerilik gözlenmiştir.

Referans:

Psikolog Merve Altındağ

Twardosz S., Lutzker J. R. (2010). Child maltreatment and the developing brain: a review of neuroscience perspectives. Aggress. Violent Behav. 15, 59–68

 DiPietro JA, Costigan KA, Sipsma H (2008) Continuity in self-report measures of maternal anxiety, stress, and depressive symptoms from pregnancy through two years postpartum. J Psychosom Obstet Gynaecol 29:115–124.

Etiketler: #nöropazarlama, #beyin, #nörobilim, #annecocuk

Öfke Duygusunun Nöropsikolojik Temelleri

Öfke duygusu, hayatın her alanında görülebilen bir duygudur. Öfke dürtüsü küçük bir rahatsızlıktan dolayı meydana gelebilen, kişisel birtakım sorunlardan oluşabilen ve zamanla şiddetli bir öfke biçimine dönüşebilen bir duygu türüdür. Öfkenin kontrolsüz bir şekilde ortaya çıkması, olumsuz durum ve sonuçlara sebep olabilmektedir.  Burada öfkeyi ele alırken kişinin yaşam standartları, kişilik özellikleri, geçmiş yaşamları, duyguları ifade etme biçimi ve geçmiş travmalarını anlamak önemli. Öfke duygusu, dışsal etkenlerden veya içsel etkenlerden etkileniyor olabilmektedir. Öfkenin birkaç temel bileşeni vardır;

Genetiğiniz ve belirli kimyasallar, hormonlarla vücudunuzun başa çıkma yeteneği de öfkeyle nasıl başa çıkacağınız konusunda önemli rol oynar. Örneğin beynimizde serotonin hormonu ile normal tepkiler sağlanmıyorsa, duygularımızı yönetmek ve anlamak konusunda zorluklar yaşayabiliyoruz. Yoğun duygular beden üzerinde fiziksel değişikliklere sebep olabilir. Öfke duygusunu hissettiğimizde, mide ağrısı, mide bulantısı sorunları ortaya çıkabilir. Yine yüksek kan basıncına bağlı olarak, uzun dönemde fiziksel ve psikolojik sağlık sorunları meydana gelebilir. Öfkeye bağlı olarak vücut sıcaklığı arttığında terleme belirtisi oluşabilir. Ayrıca öfke anında vücudun savaş ya da kaç mekanizması aktif bir şekilde çalışır. Öfkenin sürekli eşlik ettiği bir yaşam tarzında savaş kaç mekanizmasında dengesizlik meydana gelebilir bu da kişinin bulunduğu durum ve ortamlarda kendisini ve duygularını nasıl ifade edeceği noktasında sorunlar yaratabilir.

Duygularını kontrol etmekte sorun yaşayan veya öfkesini tipik bir duygusal tepki sınırlarının ötesinde yaşayan bireyler, çeşitli öfke bozuklukları türleri ile tanımlanabilirler. Agresif öfke; Bireylerin duygularının farkında olduğu ancak her zaman onları öfkeye sürükleyen kızgınlıklarının gerçek kaynağı bilmezler. Bu bireylerde şiddetli öfke patlamaları gözlemlenir. Agresif öfke genellikle anlık ya da intikam şeklinde ifade edilir. Bir anlamda bu öfke türüne sahip kişiler ciddi manevi ve maddi kayıplar yaşayabilir. Pasif öfke ise bastırılmış olduğundan dolayı fark edilmesi güç bir öfke türüdür. Bireyler öfkenin farkında bile olmayabilir. Gündelik rutinlerini sürdürememe, anlamsızlık, duygularla ile alay etme, yakın çevreye yabancılaşma agresif öfkenin belirtileri arasındadır. Uzun vadede kontrol edilemeyen öfke kişinin bilişsel, psikolojik ve fiziksel sağlığını tehdit edebilir. Bu sebeple öfkenizi tanımak ve tanımlamakta yarar var.

Referans : Psikolog Merve Altındağ

Soykan, Ç. (2003). Öfke ve öfke yönetimi. Kriz dergisi11(2).

Etiketler: #nöropazarlama, #beyin, #nörobilim, #öfke, #nöropsikoloji

Kaygının Beyin Üzerindeki Etkileri

Gündelik yaşamın farklı anlarında karşılaştığımız belirli durumlar, kaygı hissine neden olabilir. Bu duygu, bazen iş yerinde, bazen topluluk içinde veya geleceğe dair endişelerle şu anı etkileyebilir. Kaygı, bizi harekete geçiren bir duygu olup, negatif etkilere sebep olabilir. Kaygı, bedenin ve beynin, gerçek ya da hayali, tehdit ya da tehlike algısı ile oluşan bir durumdur. Kaygı durumları, endişenin aşırı bir derecesi olarak tanımlanır ve strese verilen en ortak tepkilerden biri olarak kabul edilir.

Kaygı, stresli durumları engellemeyi veya bu tür durumlardan kaçınmaya yönlendiren bir duygudur ancak bu kaçınma davranışları, benzer durumlarla yüzleşmeyi daha zorlaştırabilir ve özgüven kaybına sebep olabilir. Kaçınma, rahatsız edici düşünceler ve görevlerden kaçınmayı içerebilir, bu da aktivitelerde ve performansta düşüşe neden olabilir.

Kaygı, beyinin çok farklı anlarını etkilemektedir. Radboud Üniversitesi Donders Enstitüsü’nde BobBramson ve SjoerdMeijer tarafından yapılan araştırmada, kaygı içeren durumlarda kaygılı kişilerin, kaygısı olmayan kişilere göre farklı bir ön beyin bölümünü kullandıkları bulundu.

Kaygılı bireyler, duygusal kontrolü yan frontal kutup bölgesinden dorsolateral prefrontal kortekse kaydırır. Beyindeki farklı bölgeler, kaygının karmaşık bir şekilde işlendiği ve düzenlendiği yerlerdir. Derin beyin yapıları ve içsel duygusal bölgeler, kaygının bedensel duyumlarına ve fizyolojik tepkilerine katkıda bulunur. Yine amigdalabölgesi, duyusal tepkilerin düzenlemesinde önemli rol oynar. Özellikle tehdit ve tehlike algısı ile ilişkilendirilen korku ve kaygı duygularının işlenmesinde önemlidir. Bir başka beyin bölgesi olan anterior singulat korkteks bölgesinde ise duygusal çatışmaların ve zorlukların işlenmesi söz konusudur. Kaygı, bu bölgeler arasındaki etkileşimler sonucu ortaya çıkar.

Kaygı, nöropazarlama ölçümlerinde kullanılan önemli bir duygudur. Kişilerin herhangi bir ürünle ilgili duyguları, doğrudan davranışlarını yani satın alma kararlarını önemli ölçüde etkilemektedir. Tüketiciler, kaygı durumlarında güvende hissetmelerini sağlayabilecek markalara veya ürünlere yönelebilirler. Nöropazarlama uzmanları, markaların/ürünlerin tüketiciler üzerindeki duygusal etkilerini gözlemleyebilir ve buna yönelik duygularını analiz edebilir. Kaygılı tüketiciler, satın alma kararlarını daha dikkatli bir şekilde değerlendirebilirler. Fizyolojik ve nörolojik araştırmalar, hangi faktörlerin tüketicilerin kaygılarına nasıl etki ettiğini anlamak için Online Duygu Durum Analizi ile duygunun kendisini, Sabit ve Mobil EEG Ölçümlemesi ile beyin aktivitesini inceler.

SONUÇ OLARAK; duygu haritalamasında negatif eksende yer alan ‘Kaygı Duygusu ile tetikleyicileri’, hayatın her alanında olduğu gibi tüketici davranışlarını anlama ve buna yönelik stratejiler oluşturma aşamalarında da önemli bir yere sahiptir.

Referans:

Psikolog Merve Altındağ

Anxiousindividualsshiftemotioncontrolfrom lateral frontal poleto dorsolateral prefrontalcortex” byBobBramson et al. Nature Communications

Peleg-Popko O (2004) Differentiationand Test Anxiety in Adolescents, Journal of Adolescence, 27:645- 662.

Lufi D, Darliuk L (2005) The _nteractiveEffect of Test Anxietyand Learning DisablitiesAmongAdolescents, International Journal of EducationalResearch, 43: 236-249.

Etiketler: #nöropazarlama, #beyin, #nörobilim, #kaygı

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın Duygularımız Üzerindeki Etkisi

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, ülkemizin kuruluşunu kutlayan ve ülkenin bağımsız bir cumhuriyet olarak yönetilmeye başlandığı günü anımsayan milli bayramımızdır. Toplumun her bireyi için büyük anlam taşır. Bu anlam da duygularımız ve düşüncelerimiz ve tepkilerimizi etkileyebilir. Bu yazımızda, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın beynimiz ve duygularımız üzerine anlam ve etkilerini açıklıyoruz.  

Önderimiz Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetimizin bir bayram olarak kutlanması, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bağımsız olarak yönetilmesi kararının simgesidir. Bu sebeple insanların gurur duygusunu ön plana çıkarır. Gurur, toplumsal bağlantılar ve kişisel kimlikle de yakından ilişkilidir. Gurur duygusu beynimizde medialprefrontal korteks ile bağlantılıdır.  Gurur, ödül yolu olarak bilinen beynin bir bölümü tarafından etkilenebilir. Limbik sistem, ödüller ve zevk duyguları ile ilgili önemli rol oynar. Gurur duygusu, bu sistemin bir parçası olan ventralstriatum gibi bölgelerde aktivasyonlara neden olabilir.

Cumhuriyet Bayramı, insanları bir araya getirme ve toplum içinde dayanışmayı teşvik etme rolü oynar. Birlik ve beraberlik duyguları, insanların pozitif sosyal deneyimleri hatırlama ve bu deneyimleri olumlu bir şekilde değerlendirme yeteneği ile de ilgilidir. Hipokampüs ve benzeri bellek işlemleme bölgeleri bu bağlamda önemlidir. Yine sosyal bağlar ve beraberlik duyguları, sosyal bilgilerin işlenmesinde önemli bir rol oynayan temporaparitel bölgeler ile ilişkilidir.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, vatanseverlik duygusunun ve hormonların aktif bir şekilde çalışmasını sağlar. İnsanların ülkelerine olan sevgi ve bağlılıklarını arttırabilir. Yine Atatürk ve onunla birlikte mücadele eden diğer kişilere olan minnettarlığı ifade edebilir. Vatanseverlik, ülke değerlerini sahiplenmek ve minnettarlık; oksitosin hormonu ile ilişkilidir. Oksitosin, hipotalamusun paraventriküler çekirdek ve supraaoptik çekirdek adı verilen bölgelerinde üretilir. Bu hormon, hipotalamus tarafından üretildikten sonra hipofiz bezinin arka lobunda salgılanır. Oksitosin, sosyal bağlantılar, anne-bebek ilişkileri ve romantik ilişkiler gibi bir dizi duygusal ve fizyolojik süreçte önemli rol oynar.

Cumhuriyet Bayramı, Türkiye’nin geçmişteki başarılarını ve gelecekteki potansiyelini düşünme fırsatı sunar. İnsanlar, ülkenin gelişimi ve ilerlemesine dair umut ve motivasyon ile hareket ederler. Motivasyon, ventraltegmental alanında dopamin üretimi ile ilişkidir. Bu alandan gelen dopamin sinyalleri, motivasyonun ödülle ilişkilendirilmesini ve istenilen davranışların sürdürülmesini teşvik eder.

NeuroMark ailesi olarak, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı kutluyor ve birlik, beraberliğe dair duygularımızın sürekli olmasını umut ediyoruz.

Referans:

Psikolog Merve Altındağ

Üngüren, E. (2015). Beynin nöroanatomik ve nörokimsayal yapısının kişilik ve davranış üzerindeki etkisi. Uluslararası Alanya İşletme Fakültesi Dergisi7(1). Dönmezer, S. (2011). Cumhuriyetimiz ve Milli Bütünlük Ruhu. Journal of IstanbulUniversityLawFaculty50(1-4), 319-326.

Etiketler: #nöropazarlama, #beyin, #nörobilim, #29Ekim1923, #CumhuriyetBayramı, #100yıl