Nöropazarlama ve Koku: Satın Alma Davranışlarımızı Şekillendiren Gizli Güç

Yapılan araştırmalar, kokuların tüketici davranışlarını önemli ölçüde etkileyebileceğini göstermektedir. Örneğin, hoş bir koku, insanların mağazada geçirdiği zamanı uzatabilir ve bunun sonucunda daha fazla alışveriş yapma olasılıklarını artırabilir. Ayrıca, belirli kokuların, insanların ruh halini iyileştirerek daha pozitif bir alışveriş deneyimi sunabileceği de ortaya konmuştur.

Bir başka ilginç bulgu ise, koku ve fiyat algısı arasındaki ilişkidir. Araştırmalar, hoş bir koku ile karşılaşan tüketicilerin daha yüksek fiyatları kabul etmeye daha yatkın olduklarını göstermektedir. Bu, markaların daha premium bir hava yaratmalarına ve fiyatlarını artırmalarına olanak tanır.

Koku, beynin limbik sistemi ile doğrudan ilişkilidir. Limbik sistem, duygular, hafıza ve davranışların merkezi olarak bilinir. Bu nedenle koku, insan psikolojisini derinden etkileyebilir. Bir koku, geçmişteki bir anıyı, duyguyu veya deneyimi anında tetikleyebilir. Örneğin, bir çiçek kokusu, çocukluk anılarını hatırlatabilirken, deniz kokusu ise tatil ruhunu çağrıştırabilir.

Pazarlamacılar, bu özellikleri kullanarak kokularla müşterilerinin duygusal dünyasına hitap etmeye çalışır. İnsanlar, koku ile daha güçlü bir bağ kurduğunda, bu onlara markalarla olan ilişkilerinde sadakat yaratabilir.

Lüks markalar, genellikle kendilerine özgü parfümler veya kokular geliştirerek, markanın kimliğini ve prestijini pekiştirirler. Bu kokular, mağaza içinde ve hatta ambalajlarda bile hissedilebilir. Bu strateji, tüketicinin bilinçdışında markayı daha değerli ve arzu edilen bir hale getirir. Örneğin, bir lüks otelin lobisinde kullanılan özel bir parfüm, o mekânın prestijli ve elit havasını pekiştirir.

Restoranlar, müşterilerin iştahını artırmak ve onları rahatlatmak amacıyla belirli kokuları kullanabilirler. Fırınlarda veya restoranların önlerinde yayılan taze pişmiş ekmek kokusu, insanların iştahını kabartır ve onları içeri davet eder. Ayrıca, yemeklerin kokusu da bir restoranın imajını güçlendirebilir.

Koku, nöropazarlamanın en etkili araçlarından biri haline gelmiştir. İnsanların bilinçdışı algılarını şekillendiren kokular, markaların müşterileriyle duygusal bağ kurmasına yardımcı olabilir. Perakendeden lüks markalara, restoranlardan online alışverişe kadar pek çok sektörde koku kullanımı hem markaların algısını hem de tüketici davranışlarını dönüştürmektedir. Markaların koku stratejilerini doğru bir şekilde kullanması, tüketicilerin duygusal tepkilerini harekete geçirerek daha güçlü bir marka sadakati oluşturabilir.

Koku, pazarlamanın gizli bir silahı olabilir; doğru koku, doğru zaman ve yer kombinasyonu ile markaların başarısını artırabilir.

Referans: Psikolog Merve Altındağ

AKBEN, C. KOKU VE BİLİŞSEL UYARIMIN BEYİN.

Demirtürk, H., & Yücel, N. (2017). NÖROPAZARLAMA AÇISINDAN BİLGİLENMİŞ KULLANICILARIN KARAR SÜRECİ ÜZERİNDE KOKU ETKİSİNİN ÖLÇÜMLENMESİ. Ejovoc (Electronic Journal of Vocational Colleges), 7(3), 58-69.

Etiketler: #nöropazarlama, #nörobilim, #blog

Tat Yolculuğu

Tat yaşamsal değere sahip bir duyudur. Tat alma duyusuyla birlikte hareket eden koku alma duyusu insanların ve hayvanların yediklerini, içtiklerini tanımalarını ve değerlendirmelerini sağlar.

Tat alma ve koklama kimyasal duyulardır. Burundaki ve ağızdaki reseptörler gelen molekülleri bağlar ve beyne gönderilecek elektrik sinyalleri üretir. Büyün sinyal setleri kafatası sinirleri boyunca geçer.

Dil tatma için ana duyu organıdır. Dilimiz, bedenimizin en esnek kas organı olup, bu esneklik beslenme ve iletişim için çok önemlidir. Dil üzerinde yapılan nörolojik araştırmalar bize tadın dilin her bölgesinde eşit olarak hissedildiğini gösterir. Dilin yapısındaki sinirler yeterince olduğu için beyne tat ile ilgili verileri rahatlıkla gönderir.  

Beyin lezzete ilişkin algısını tada ve bir koku türü olan retronazal kokuya dayalı oluşturur. Beyin görüntüleme çalışmaları, retronazal kokunun beyinde birçok bölgeyi aktive ettiğini göstermiştir.

Tat alma duyusu açıklanırken, üzerinde durmamız gereken ilginç bir konu da ‘olumsuz tat koşullanmasıdır’. Bir yiyecek sizi hasta ettiğinde yani bozulmuş olduğunda, sonrasında da o yiyeceği itici veya iğrenç bulmanıza neden olabilir. Hayvanlarla da yapılan araştırmaların gösterdiği gibi bir yiyecek mide bulantısıyla eşleştirilirse, olumsuz tat koşullanmasından bahsedilir. Kuvvetli bir öğrenme şeklidir ve sadece bir deneyimle öğrenilip yıllarca devam edebilir.

TAT kendine özgü bir duyudur” Tadı ancak kategorize ederek tanımlarız:

Tatlı: Genellikle enerji bakımından zengin yüksek kalorili besinlerle ilişkilidir.

Ekşi: Ekşilik, nesnelerdeki asit oranına bağlı bir durumdur. Olgunlaşmamış veya bozulmuş yiyeceklerin sinyalini veriyor olabilir.

Tuzlu: Birçok kimyasal tuz, sodyum molekülleri dahil tuzlu tat verir.   

Acı: Doğal toksinlerle ilişkilidir. Bazen gıdalara kasıtlı olarak eklenmekle birlikte genellikle hoş olmayan bir lezzet olarak kabul edilir.

Son yıllarda, 5. tat olarak da lezzetli anlamına gelen ‘iştah açıcı yani Umami’ tadı devreye girmiştir. 

En önemli sorumuz; “Beynimizde bu tat niteliklerinin nasıl temsil edildiğidir”

Tat algısı nöropazarlama alanı içerisinde yer alıp, nörolojik ölçümlemelerle yani beyin dalgaları ölçümlenerek ortaya çıkarılabilir. Bu ölçümlemede kullanılan skorlar ‘Beğeni, Zihinsel Efor, Dikkat ve

Heyecandır’. Çalışmada kullanılan EEG yönteminde, bilişsel süreçlerde ortaya çıkan beyin elektriksel aktivitesinin değişimleri, kafa derisi üzerine yerleştirilen elektrotlarla ölçümlenir. Çalışmada, Korteks üzerinde ‘beynin ödül merkezi’, ‘limbik sistem’ ve ‘talamus’ analiz edilir.  


Referans: Rita Carter