Bağlanma Şekillerinin Tüketici Davranışlarına Etkileri

Bağlanma teorisi, John Bowlby’nin çalışmalarıyla ve Mary Ainsworth’ün önemli katkılarıyla kurulmuştur. Bu teori, bir bebeğin sosyal ve duygusal gelişiminin birincil bakıcılarıyla olan ilişkileri tarafından derinlemesine şekillendirildiğini öne sürmektedir. Ainsworth’ün tasarlamış olduğu “Yabancı Ortam Deneyi” (The Strange Situation Experiment) ile bebeklerin ve çocukların kendilerine bakım veren kişi ile temelde üç belirgin bağlanma şekli geliştirdiğini gözlemlemiştir: Güvenli, Kaygılı ve Kaçıngan. Ayrıca bağlanma teorisi, yetişkinlerin tüm ilişkilerinde yakınlığı algılarken ve buna tepki verirken çocuklukta geliştirmiş oldukları bağlanma stilini temel aldıklarını ortaya koymuştur. Kısaca bahsetmek gerekirse, güvenli bağlanan bireylerin yakınlık konusunda rahat, çoğunlukla sevecen ve sevgi dolu oldukları; kaygılı bağlanan bireylerin sürekli yakınlık ihtiyacı içinde bulundukları, ilişkileri hakkında fazla düşündükleri ve endişe duydukları; kaçıngan bağlanan bireylerin ise yakınlığı özgürlüğün kaybedilmesi ile eş tuttukları bu nedenle yakınlığı en az seviyede tutma çabasında oldukları gözlemlenmiştir.

Yapılan araştırmalar, bireylerin kişiler arası ilişkilere benzer şekillerde ticari ilişkiler kurduklarını ve bağlanma tiplerinin müşteri davranışlarını anlamada, bir şirkete güven ve bağlılık oluşumunda önemli bir role sahip olduğunu göstermektedir.

Bağlanma şekillerinin tüketici davranışlarına etkilerini inceleyen araştırmalar, güvenli bağlanan bireylerin marka ve şirketlerle uzun süre ilişkide kalmaya, onlara güven ve bağlılık duymaya daha yatkın olduğunu ileri sürmektedir. Bu bağlanma tipine sahip tüketicilerin güvensiz bağlanan (kaçıngan veya kaygılı) tüketicilere kıyasla şirketlerle ve şirket çalışanlarıyla daha pozitif bir memnuniyet, güvenilirlik ve bağlılık algısı geliştirdikleri gözlemlenmiştir.

Kaçıngan bireylerin şirketlere daha az güven duydukları, uzun süreli ilişki kurmadıkları ve işbirliğini tercih etmedikleri gözlemlenmiştir. Pek çok araştırma kaygılı bireylerin kaçıngan bireyler gibi şirketlere daha az güven duyduğunu gösterse de bazı araştırmalar kaygılı bireylerin sürekli yakınlık arama ve ilişkiyi ne olursa olsun devam ettirme ihtiyaçlarından dolayı şirketlere fazla güven duydukları ve onlarla uzun süreli ilişki kurduklarını bulmuştur. Güvensiz bağlanan tüketicilerin, şirket çalışanlarıyla yeterince bağ kuramadıkları ve bu yetersizliği şirketle yani soyut bir kavramla bağ kurarak telafi ettikleri gözlemlenmiştir.

Araştırmalar şirketlere tüketicilerin bağlanma tiplerine göre uygulayabilecekleri bazı tavsiyelerde bulunmaktadır. Şirketlerin, güvenli bağlanan müşterilerine üstünlük sağlamaya çalışmadan eşit bir partner gibi davrandıkları sürece mevcut tüm araç ve kanallar aracılığıyla yaklaşabileceğini belirtmektedir. Kaçıngan bağlanmaya sahip tüketicilere ise birden fazla seçenek sunulmalı ve hemen karar vermeleri için baskı kurulmamalıdır. Ayrıca, kendilerine direkt kişisel olarak ulaşmak yerine dijital kanallar üzerinden ulaşılmalı, daha az reklam ve pazarlamaya maruz bırakılmalıdır. Kaygılı bağlanan tüketiciler için ise şirketler yoğun pazarlama temasları kurarak niyetlerinin iyi olduğu konusunda tüketiciyi devamlı ikna etmek için uğraşmalı ve tüketicinin bütün ihtiyaç ve sorunları ile ilgili olduklarını göstererek tüketici güveni ve bağlılığını oluşturmak için çabalamalıdır. Araştırmalar, şirketlerin tüm bağlanma tipleri için öncelikle güven tahsis etmesi gerektiğini, ancak bu şekilde müşteriyle uzun süreli bir ilişki kurulabileceğini vurgulamaktadır.

Nöropazarlama, bilimsel teknikler ve araçlar kullanarak tüketici davranış ve ihtiyaçlarını biyolojik ve psikolojik seviyede anlaşılmasını sağlamaktadır. Bu nedenle nöropazarlamanın bağlanma tiplerinin ölçülmesinde ve bağlanma tiplerinin tüketici davranışlarına olan etkilerinin araştırılmasında şirketlere yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Böylece şirketlerin pazarları segmentlere daha iyi ayırması, müşteri ilişkilerini daha iyi yönetmesi ve kaynakların çok daha verimli bir şekilde kullanılması sağlanabilmektedir.

Referanslar

Nörobilim Uzmanı Yağmur Başak Ören

Aaker, J., Fournier, S., & Brasel, S. A. (2004). When good brands do bad. Journal of Consumer Research, 31(1), 1–16. https://doi.org/10.1086/383419

Frydman, S., & Tena, M. A. (2022). Attachment styles and customers’ long‐term relationships in a service context. International Journal of Consumer Studies, 47(1), 267–284. https://doi.org/10.1111/ijcs.12834

Levine, A., & Heller, R. (2012). Attached: The New Science of Adult Attachment and How It Can Help You Find – and Keep – Love. TarcherPerigee.

Mende, M., & Bolton, R. N. (2011). Why attachment security matters. Journal of Service Research, 14(3), 285–301. https://doi.org/10.1177/1094670511411173

Etiketler: #nöropazarlama #nörobilim #bağlanmaşekilleri #tüketicidavranışları #blog

2024 Tüketici Psikolojisi ve Trendleri

Tüketici ile ilgili güdüler, fizyolojik ve psikolojik olarak ikiye ayrılabilir. Bu ayrım aynı zamanda güdüler ve ihtiyaçlar arasındaki ilişkiyi de göstermektedir. Fizyolojik güdüler, bedenin temel fonksiyonlarına bağlı olan hareketleri uyarmaktadır. Psikolojik güdüler ise, duygusal ve zihinsel hareketleri uyarmaktadır.  Algılama ise bir olay veya nesnenin varlığı ile ilgili duyular yoluyla bilgi edinmedir denilebilir. Her insan çevredeki tüm uyarıcılara karşı anlam verir. Tüketiciler, çevrelerinden gelen bilgileri algılarlar. Ancak, herkesin algısı farklıdır ve kişisel deneyimler, inançlar ve değerler algıyı etkiler.

Pazarlamacılar, ürünlerini veya markalarını tüketicilerin olumlu bir şekilde algılamasını sağlamak için bu faktörleri dikkate alırlar. Tüketiciler, önceki alışveriş deneyimlerinden çıkarımlar yaparak, gelecekteki satın alma kararlarını etkileyen bir öğrenme sürecine girmektedirler. Bu deneyimler, tüketicilerin bir ürün veya marka hakkındaki algılarını şekillendirir ve bu algılar, pazarlamacıların sürekli olarak akıllarda kalmasını ve müşteri sadakatini güçlendirmesini sağlar. Ayrıca, tüketicilerin ürün veya markayla ilgili bellekleri, pazarlama çabalarının etkinliğini artırmak için stratejik bir avantaj sunar, çünkü hatırlanabilir bir marka, müşteriler arasında uzun süreli bir bağ kurabilir.

Özellikle geçtiğimiz yıl tüketici psikolojisini daha iyi anlamak adına birçok farklı pazarlama ve reklam stratejisi denendi. Sosyal medyanın aktif kullanıldığı bu süreçte tüketicinin aitlik hissini yaşaması adına instagram, tiktok gibi platformlarda daha çok ‘’halktan yüzler’’ ile marka iş birlikleri yapıldı.

Markaların özellikle ürünü tanıtırken markanın amacına profiline uygun pazarlama çalışmaları yapılması gerekmektedir. Örneğin; İstanbul’da herhangi bir ürün tanıtılacak ise o ürünün gerçekten tarihi mekanlara uygun olması gerekir.  ‘’Kız Kulesi’’ tüketici için önem arz etmektedir, burada uyumlu bir ürün eşleşmesi ile tüketicinin beyninde kalıcı bir etki bırakılabilir. Ancak ürünün uygunluğu, grafik tasarımı ve daha birçok detayın reklam için uygun olması gerekmektedir. Özellikle burada ‘’marka ne anlatmak istiyor?’’ Sorusu büyük öneme sahip.

Özellikle sokak panolarında artırılmış gerçek odaklı reklamların tüketici de heyecan uyandırdığı bu yılın trendleri arasında. Yine bugün her şey ‘’deneyim’’ ile ilgili. Markalar birçok çalışmasını tüketici deneyimi ile ilişkilendiriyor. Tüketicilerde deneyim odaklı bir bakış açısına sahipler. Deneyimle beraber, aslında yoğun sosyal medya kullanımına bağlı olarak değişen duygu dünyalarında herhangi bir ürünü, içeriği deneyimleyerek ona yönelik bağ kurabiliyorlar.

Bugün nöropazarlama teknolojileri ile herhangi bir ürünün, reklamın, reklam içeriğinin uygunluğunun tüketici de nasıl duygular yarattığını, heyecan duygusu ve uyarılma ile ilgili verilerin objektif bir şekilde sunulması söz konusu. Her alanda gelişen teknoloji ile bilgi çağında artık soru işaretlerinin yeri azalmaktadır.

Referans: Psikolog Merve Altındağ

Etiketler: #nöropazarlama #nörobilim #2024 #tüketicipsikolojisi #blog

Işığın Psikolojimiz ve Beynimiz Üzerindeki Etkisi

Kış aylarında ışığa daha az maruz kaldığımızda çeşitli psikolojik, fizyolojik zorluklarla karşılaşabiliyoruz. İnsan gözü, 400 ila 700 nanometre arasındaki dalga boylarında bulunan görünür ışığı algılar. Işığın kaynağından yayılan bu ışık, renk sıcaklığı, titreşim frekansı, renk geri verme indeksi (CRI), parlaklık ve çeşitli maddelerle etkileşim gibi faktörlere bağlı olarak nesnelerden yansır. Bu yansımalar, farklı kontrastları oluşturarak, göze ulaşarak insanların fiziksel ve psikolojik sağlıklarını etkiler.

Özellikle güneş ışığından yeterince faydalanılamadığında, D vitamini eksikliği olabilir. D vitamini, genel sağlığın yanı sıra ruh halini de etkileyebilir. D vitamini düzeyleri düşük olan kişilerde depresyon riski artabilir. Kış mevsiminde günlerin kısalması ve gecelerin uzaması, vücudun melatonin hormonunu artırma eğiliminde olmasına neden olabilir. Bu durum, enerji seviyelerinde azalma ve uykusuzluk sorunlarına yol açabilir.

İnsanların psikolojisi ve genel sağlıkları üzerinde belirgin bir etkisi olan önemli bir gerçek, kaliteli ve yeterli uykunun sağlanmasıdır. Bu süreçte, melatonin hormonu önemli bir rol oynar. Melatonin, retinaya düşen ışık seviyesindeki azalmaya tepki olarak salgılanarak uykunun başlamasını destekler. Işığın arttığı durumlarda ise melatonin salgısı azalır, bu da uyanıklık durumunu destekler. Bu nedenle, biyolojik saatin düzenli çalışabilmesi ve uyku kalitesinin artırılabilmesi için melatonin hormonunun sağlıklı bir şekilde salgılanması büyük önem taşır.

Günümüzde insanlaryapay ışığa gündüz veya gece bir şekilde maruz kalmaktadır. Biyolojik saat gereği uyunan gece saatlerinde yansıyan veya doğrudan gelen ışıklar uyku düzeninin bozulmasına sebep olabilmektedir. Televizyon, bilgisayar monitörü, cep telefonu ekranı, dijital saatler, bildirim ışıkları, araç farları, sokak lambaları geceleri uyku düzenimizi etkileyebilecek bazı örnekler olarak verilebilir.

Güneş ışığına daha fazla maruz kalan bireylerde yapılan bazı deneysel çalışmalar, depresyon belirtilerinde azalma olduğunu göstermiştir. Bu etki, antidepresan ilaçlarla birleştirildiğinde ise sadece ilaç kullanımına kıyasla daha etkili sonuçlar elde edilebileceğini ortaya koymaktadır.

Işığın, renk ve parlaklık değerlerinin insanların yemek alışkanlıklarını etkilemesi, aydınlatmanın diğer önemli bir etkisidir. Yapılan araştırmalarda, loş ışıklı restoranlarda insanların yavaş ve daha az yemek yediği gözlemlenmiştir. Ancak, bu durumda uyanıklık hali azaldığı için yemek kalorisine dikkatinin de azaldığı belirlenmiştir. Ayrıca, farklı ışık ortamlarının hormonların etkisi yoluyla yeme alışkanlıklarını etkileyebileceği düşünülmektedir. Örneğin, sıcak ve sarı tonlardaki ışıkların, yemek sırasında serotonin ve melatonin gibi hormonların salgılanmasını etkileyebileceği düşünülmektedir. Bu da yemek yeme deneyimini ve tadını etkileyebilir. Renk ve ışık düzenlemeleri, bir mekanın atmosferini ve yemekle ilgili algıyı değiştirebilir, bu da insanların yemek seçimleri ve tüketim alışkanlıkları üzerinde etkili olabilir.

Referans:

 Psikolog Merve Altındağ

KÜÇÜK, S. (2023). Aydınlatma ve Işığın İnsan Yaşam ve Sağlığı Üzerindeki Etkileri. Yeni Yüzyıl Journal of Medical Sciences4(3), 95-102.

Etiketler: #nöropazarlama, #nörobilim, #ışık, #blog

KULLANICI DENEYİMİ ve NÖROPAZARLAMA

Tarih boyunca, insanı odak noktasına alarak ilerleyen yaklaşımlar, verimliliği artırmak ve daha iyi bir ürün, hizmet veya arayüz sunmak amacıyla benimsenmiştir. 1993 yılında Donald Norman tarafından geliştirilen bu kavram, son kullanıcının bir şirketin, hizmetlerin ve ürünlerin her yönüyle etkileşimini içerir. Mobil uygulama indirme kararından başlayarak, uygulama ile karşılaşma, etkileşime geçme, uygulama bileşenlerini kullanma ve uygulama indirme amacının gerçekleşmesi gibi aşamalar, bir kullanıcı deneyimi sürecine örnektir. Kullanıcı deneyimi pratiği, insanların yaşadığı bu deneyimi geliştirmeye odaklanır. Yüksek kaliteli kullanıcı deneyimi sağlayabilmek için hizmetin, mühendislik, pazarlama, grafik, endüstriyel tasarım ve etkileşim tasarımı unsurlarını bir araya getirmesi gerekir. Kullanıcı deneyimi, bireyin bir markanın ürünü veya hizmeti ile etkileşimlerini kapsar.

Kullanılabilirlik bir ürünün veya hizmetin kullanımının kolaylığı, erişilebilirliği ve anlaşılırlığı üzerine odaklanır. Kullanıcıların hedeflerine ulaşmak için ne kadar etkili bir şekilde bir arayüzü kullanabildiğini değerlendirir. Kullanıcıların bir sistemle nasıl etkileşime geçeceğini planlar. Bu, kullanıcı arayüzü tasarımı, gezinme düzenleri, buton yerleşimleri ve diğer etkileşim elemanlarını içerir. Kullanıcıların ürünle olan etkileşimlerini inceleyerek ve analiz ederek kullanıcı davranışlarını ve ihtiyaçlarını anlamaya çalışırlar. Bu, kullanıcı testleri, göz izleme çalışmaları ve geri bildirim toplama gibi yöntemleri içerir. Kullanıcıların bilgiye erişimini kolaylaştırmak için bilgilerin düzenlenmesi ve sunulmasıyla ilgilenir. Kategorizasyon, etiketleme ve menü düzeni gibi unsurları içerir. Kullanıcı deneyimi tasarımcıları, potansiyel kullanıcıları anlamak ve onların ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştirmek için kullanıcı araştırmaları yaparlar. Bu, demografik analizler, kullanıcı profilleri ve pazar segmentasyonunu içerebilir. Kullanıcı deneyimini görsel olarak çekici hale getirmek için renkler, tipografi, grafikler ve diğer tasarım unsurlarını içerir. Görsel tasarım, marka kimliği ve kullanıcı arayüzü estetiğiyle ilgilenir.

Nörobilim araştırmalarını kullanıcı deneyimi tasarımına entegre ederek, ürün ve hizmetin kullanıcılar üzerindeki etkilerini daha iyi anlamak mümkündür. Nöropazarlama ve kullanıcı deneyimi tasarımı arasında ortak noktalardan biri de neurodesign prensipleridir. Bu prensipler, görsel iletişimi, kullanıcı arayüzü tasarımını ve marka mesajlarını daha etkili hale getirmek için kullanılabilir. Nöropazarlama, duygusal tepkileri değerlendirmek ve anlamak için kullanılan metotlarla ilgilenir. Kullanıcı deneyimi tasarımında duygusal zekayı anlamak, tasarımın duygusal bağ kurma yeteneğini geliştirebilir. Kullanıcı geri dönüşleri, nöropazarlama verileriyle entegre edildiğinde, tasarımın üzerindeki etkilerimi daha iyi anlamak adına kullanıcıların duygusal tepkilerini değerlendirebilir. Nöropazarlama ve kullanıcı deneyimi işbirliği sayesinde, hizmetler ve ürünlerin yarattığı duygusal etkiler derinlemesine ve profesyonelce anlaşılabilir.

Referans: Psikolog Merve Altındağ

Pak, H., & Aydın, M. A. H. M. U. T. (2021). Kullanıcı Deneyimi.

Ustaahmetoğlu, E. (2015). Nöropazarlama üzerine bir değerlendirme. Business & Management Studies: An International Journal3(2), 154-168.

Etiketler: #nöropazarlama, #nörobilim, #kullanıcıdeneyimi, #blog

Kişiselleştirilmiş Algı

Her bireyin algılaması, aynı olaya veya duruma farklı tepkiler verebilir. Örneğin, aynı resmi gören iki kişi bile, kişisel geçmişleri, duygusal durumları ve önceki deneyimleri nedeniyle farklı bir algıya sahip olabilir. Bu nedenle, algı kişiseldir ve bireyler arasında değişkenlik gösterir. Algı ise duyularımız aracılığıyla alının bilgileri yakalayan, işleyen ve aktif olarak anlam kandıran bir bilişsel kabiliyettir. Duyusal organlarımız, çevremizden gelen uyarıları algılamamıza yardımcı olarak, çevremizi anlamamızı sağlayan önemli bir rol oynar. Bu bilişsel süreç, gündelik yaşantımız için son derece önemlidir. Algı, bilişsel antrenmanla geliştirilebilen ve çalıştırılabilen bir yetenektir. Bu süreç, bilgiyi hem “aşağıdan yukarı” hem de “yukarıdan aşağı” işlemeyi gerektirir. Yani, sadece dış dünyadan gelen bilgilerle pasif bir şekilde yönlendirilmez; aynı zamanda aktif olarak belirli bir uyarıcıyı bekler, tahmin eder ve kontrol eder. Algı, bu şekilde hem dış dünyadan gelen bilgilerle etkileşimde bulunur hem de bireyin önceki bilgi ve deneyimleriyle etkileşerek anlam kazanır.

Algı, sadece klasik beş duyuya indirgenmeyen karmaşık bir süreçtir. Bunlar arasında uzaysal algı, çevresel ilişkilerin farkında olma yeteneğini içerir ve dermal ile kinestetik algıya bağlıdır. Şekil algısı, bir varlığın sınırları ve açıları hakkında bilgi edinme yeteneğini ifade eder ve görsel ile dermal algıya bağlantılıdır. Örneğin;

Zaman algısı, uyarıcılardaki değişimleri anlama ve zaman içinde düzenleme yeteneğini ifade eder. Kinestetik algı, çevre ve vücudun hareket ve hızıyla ilgili bilgileri yorumlama yeteneğini içerir ve görsel, uzaysal, zaman, dermal, içten alıcı, içsalgı, vestibüler algıyla ilişkilidir. Kemosensör algı, kimyasal maddelerin tükürükteki etkileşimini yorumlama kapasitesini temsil eder ve tat alma algısıyla bağlantılıdır. Algı, beyne iletilen bilgileri seçip, düzenleyip, yorumlamamız gereken aktif bir süreçtir. Bu süreç, bir dizi önemli adımdan oluşur. İlk olarak, seçim aşamasında gündelik hayatta karşılaştığımız bilgi miktarı, kognitif kapasitemizi aşar. Dolayısıyla algının filtrelemesi ve seçmesi gerekir. Bu seçim, bize özgü önceliklere dayalı olarak gerçekleşir. Sonrasında, seçtiğimiz bilgileri anlam verebilmek için uyaranları gruplar halinde düzenlememiz gerekir. Algıda sinerji söz konusudur, çünkü algılananlar genel bir bütün olarak kabul edilir. Son olarak, yorumlama aşamasında, seçilen ve düzenlenen tüm uyaranlara anlam kazandırarak algı sürecini tamamlarız. Yorumlama süreci, geçmiş tecrübelerimiz ve beklentilerimiz tarafından şekillenir. Bu aşamada, algılanan bilgileri kendi özgün bakış açımız ve değerlendirmelerimizle birleştiririz.,

Algı ve nöropazarlama arasında güçlü bir ilişki vardır. Nöropazarlama, dikkatin nasıl çekilebileceğini anlamak için beyin aktivitesini inceleyebilir. Kişinin kişiye özgü algısın göz önünde bulundurarak yeni yöntemler, stratejiler geliştirebilir. Kişinin algı farklılığı pozitif bir veri haline getirilebilir.

Referans: Psikolog Merve Altındağ

 Evelyn Shatil, Jaroslava Mikulecká, Francesco Bellotti, Vladimír Burěs – Novel Television-Based Cognitive Training Improves Working Memory and Executive Function – PLoS ONE July 03, 2014. 10.1371/journal.pone.010147

Improves Sleep Quality and Cognitive Function among Older Adults with Insomnia. PLoS ONE 8(4): e61390. doi:10.1371/journal.pone.0061390 Thompson HJ, Demiris G, Rue T, Shatil E, Wilamowska K, Zaslavsky O, Reeder B. – Telemedicine Journal and E-health Date and Volume: 2011 Dec;17(10,):794-800. Epub 2011 Oct 19.

Etiketler: #nöropazarlama, #nörobilim, #kişiselleştirilmiş, #algı, #blog

Yeni Yıl ve Duygular

Yeni yıl, yeryüzünde yaşayan tüm canlılar için biyolojik ve psikolojik bir dönüşümü beraberinde getirir. Geride bıraktığımız zaman dilimine dönüp baktığımızda, yaşadığımız tüm deneyimler daha somut ve öz bir hal almıştır. Her birimiz, bu geçmiş yıl içinde farklı hayat yollarında ilerledik. Kimimiz yoğun bir çalışma temposuyla karşılaştı, kimimizse büyük heyecanlarla dolu anlar yaşadı. Bir diğer yandan, kimilerimiz içinse son derece zorlu bir yıl oldu. Ancak, burada bu satırları okuyabiliyorsak, hayat bize ne getirdiyse getirsin, bir şekilde ayakta kalmayı ve ilerlemeyi başardık demektir.

Her yeni yıla umutlar, heyecanlar ve dileklerle başlarız. Bu döngü, içinde bulunduğumuz sistemdeki değişimin bir mesajını taşır; bir nevi, “Şimdi değişim zamanı” der kendi içinde, aynı ritimle devam eder. Değişim, kar-zarar hesabı yapma ve canlılık ile adaptasyonu gözden geçirme vakti olduğunu fısıldar. Ancak, bu düşünceleri düşünmeye vakit bulamayan insanlar da vardır. Örneğin, yeni yıldan beklentisi sadece tatil günü çalışmamak olanlar veya geçen yılda sevdiklerini kaybedenler. Bu detaylar ortaya çıktıkça, her birimiz için her yılın adeta bir yarış olduğu, zamanın bize düşman gibi göründüğü algısı oluşur. Oysa belki de kendi içimizde mikro evrimlere ihtiyaç duyuyoruz. Belki de zaman, sadece beynimizi rahatsız eden düşünce biçimlerimizden, duygularımızdan ve davranışlarımızdan uzaklaşmamızı sağlayabilir veya değişim arzusunu tetikleyebilir. Bu bakımdan, her yeni yıl sadece bir takvim değişimi değil, aynı zamanda içsel bir dönüşüm fırsatı olabilir.

Bugün, belki de yarını temsil ediyor, yarın da dünü. Geçmiş ve geleceğe yüklediğimiz yoğun anlamlar, sahip olduğumuz tek gerçekliği olan “bugünü” elimizden alabilir. İşte sadece yeni yıl zamanı geldiğinde, takvimlerde yılın son haftasına baktığımızda, bu gerçeklikle yüzleşiyoruz. Her yıl bunu tekrar tekrar yaşamamıza rağmen, bazı duyguları, durumları ve davranışları “olması gerektiği gibi” yaşayamamanın verdiği rahatsızlıkla başa çıkabilmek için oturup aklı selim bir şekilde tartışma eksikliği, belki de büyük eğlenceler düzenlememize sebep oluyor.

Nasıl olurda birçok insan, şirket, sistem oturup geçen yılın maddi hesaplamasını yapar da duygusal, manevi psikolojik hesaplamasını yapmaz? Oysa oturup şöyle bir hüzünlerimizden, korkularımızdan, yitirdiklerimizden bahsetsek belki bunları kabul ederek yeni yıla başlasak ne geçen yılı suçlarız ne de yeni yılda özlem duygusu ile daha anlamlı bir bağ kurabiliriz.  Orada ortada bizimle bir olmaya, ötekileştirmediğimiz sürekli bir şekilde mantıkla kıyaslamadığımız duygularımızı içselleştirerek, kabul ederek, sahip çıkarak en önemlisi kaçmayarak yeni yıla girersek belki o zaman bahsettiğim döngülerde mikro değişimler gerçekleştirmiş oluruz.

Şimdi yeni yıla girerken, son hazırlıkların yapıldığı şu koşuşturmalı günlerde oturup düşünme zamanı… Yeni istekler, dilekler için önce geçen yılki istek ve hayallerle yüz yüze gelip kimisiyle vedalaşıp kimisiyle yola devam etme kararı almamız gerekiyor. Bu yıla başlarken sağlığı kontrol etmekle başlamak bedenimizde pozitif sinyaller yaratabilir. Yaratılan pozitif sinyallerde duygularımızı, harekete geçirir. Harekete geçmek ise insan için belki de en önemli başlıklardan biridir. Bizi biz yapandır…

Yeni yıl, sevdikleriniz, neşeniz, kabullenişleriniz, heyecanınız ile dolu dolu bir yıl olsun.

Psikolog Merve Altındağ

Etiketler: #nöropazarlama, #nörobilim, #yeniyıl, #duygular, #blog

Renklerin Nöropazarlamadaki Önemi

Yılın rengi seçildi! Pantone Color Institute, 2024 yılının renk trendini belirledi ve bu yılın ana rengini ‘’Peach Fuzz/ Şeftali Tüyü’’ olarak açıkladı. Bu renk, taze bir şeftali tüyü gibi canlı ve modern bir atmosfer oluşturarak her alana taze bir soluk getirecek.

Renk, sözlü ifadelerin ötesinde, kendi benzersiz dilini konuşan bir iletişim aracıdır. Her rengin kendine özgü bir dil ve anlam taşıdığı düşünüldüğünde, renklerin esnek ve değişken bir enerjiye sahip olduğunu söyleyebiliriz. Renklerin dilinde, bir bireyden diğerine, bir günün atmosferinden diğerine değişen bir anlamın izini sürmek mümkündür. Renkler, bir ruh halini, duygusal durumu veya atmosferi ifade etme gücüne sahiptir, bu nedenle renklerin anlamı, onların taşıdığı enerjinin nasıl algılandığına ve yorumlandığına bağlı olarak değişebilir. Renklerin hareketli ve dinamik doğası, her birinin zaman, mekân ve birey bağlamında farklı anlamlar yükleyebileceği gerçeğine işaret eder.

Peki renklerin psikolojimiz ve algılayış biçimimiz üzerindeki etkisi nedir?

Genel anlamda bazı renklerin insanlık için ortak anlamları ve yansımaları vardır. Örneğin; kırmızı rengi, dikkat çekici ve heyecan vericidir. Tutku, dinamizm, enerji ile ilişkilendirilir. Kırmızı renginin yoğun bir şekilde kullanmak saygı ve agresif duyguların tetiklenmesine sebep olabilir. Gençliğe hitap eden ürünlerde de kırmızı renk kullanılır. 

Yine yeşil rengi huzur, ferahlık ve rahatlık duyguları ile ilişkilendirilir. Sağlık, doğal ürün ambalajları gibi alanlarda sıkça kullanılır. Siyah ise güç ve karizma kelimeleri ile eşleşir. Yeşil renk ortamlarda insanların daha az mide ağrısı çektiği tespit edilmiştir. Sakız paketlerinde ve sebze satılan yerlerle de yeşil en çok tercih edilen renktir. Renklerin gözdeki bazı sinir hücrelerini kısa süreliğine devre dışı bıraktığı tespit edilmiştir. Yeşil de onlardan biridir. Aşırı kullanımı kişilerde olumsuz duyguları da tetikleyebilir. Turuncu ise samimi, sıcak ve yenilik temaları ile tanımlanır. Özellikle yaz aylarına giriş yaparken birçok marka tarafından gerek reklamlarda gerek ürün yelpazelerinde sık sık kullanılır.

Seçilen renge göre tüketicinin satın alma davranışları değişebilmektedir. Yine bir markayı tanımlamada önemli bir rol oynar. Kullanılan renk bilinçdışı mesajlarda verir, örneğin pazarlanacak ürün bir yiyecek ise doğallık ve sağlığa uygunluk noktasında tüketiciye mesajlar verilir.

Yılın rengi olan ‘’Şeftali Tüyü’’ birçok marka tarafından yıl içerisinde sürekli kullanılacak gibi görünüyor. Ürün ambalajlarından, iç mekan tasarımlarına, grafik tasarımlardan moda dünyasında kadar geniş bir yelpazede etkisini gösterecek olan 2024 rengi, gelecek yılın estetik trendlerini belirlemede önemli bir rol oynuyor.

Referans: Psikolog Merve Altındağ

Alici, N., & PAKTAŞ, M. G. (2020). İç mekânda renk algısı ve psikolojiye etkileri. Modular Journal3(1), 89-105.

DEMİRDÖĞMEZ, Ö. G. D. M. (2021). GİRİŞİMLERİN (İŞLETMELERİN) KULLANDIKLARI RENKLER VE PAZARLAMADA RENK PSİKOLOJİSİ.

ÖZDEMİR, A. G. T. (2005). Tasarimda Renk Seçimini Etkileyen Kriterler. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi14(2), 391-401.

Etiketler: #nöropazarlama, #nörobilim, #renkler, #pantone, #pantone2024, #coloroftheyear, #blog

Koku ve Hafıza

Bilindiği üzere duyguların kaynağı olarak bilinen amigdala ve hafıza ayrıca öğrenme merkezimiz olarak bilinen hipokampus limbik sistemde bulunmaktadır. Koku molekülleri tarafından uyarılmış koku soğancığı koku ile ilgili bilgileri hem limbik sisteme hem de koku korteksine dolambaçsız bir yol izleyerek taşımaktadır. Böylece koku duyumuz, diğer duyularımıza kıyasla hatıralarımıza daha duygusal bir boyut kazandırmaktadır. Brown Üniversitesi’nden nörobilimci Dr. Rachel Herz’ün yapmış olduğu araştırma kokular tarafından tetiklenen hatıralarımızın, görme, işitme veya dokunma duyularımızla tetiklenen hatıralarımız kadar doğru, detaylı ve canlı olduğunu göstermiştir. Ancak kokuların tetiklediği hatıralarımızın diğer duyular tarafından tetiklenenlerden farklı olarak daha duygusal olduğu bulunmuştur.

Peki, kokular öğrendiklerimizi hatırlamamızda yardımcı olabilir mi?

Kokuların hatırlamamıza yardımcı olabileceği fikri, bağlama bağlı bellek (context-dependent memory) adı verilen oldukça köklü bir psikolojik olgu tarafından desteklenmektedir. Bağlama bağlı bellek olgusu, bireyin bilginin öğrenildiği aynı ortamda veya bağlamda bulunduğu zaman öğrenilen bilginin daha iyi hatırlamasıdır. Dr. Rachel Herz’ün bağlama bağlı bellek olgusu üzerine yapmış olduğu araştırmaya göre araştırmada öğrenci olan katılımcılardan tanıdık olmayan bir kokunun olduğu bir odada on altı kelime öğrenmeleri istenmiş ve bir hafta sonra katılımcılara kaç tane kelime hatırladıklarına dair test yapılmıştır. Birinci gruptan kelimeleri herhangi bir strese maruz bırakılmamışken, ikinci gruptan ise sınavlarına bir saat kala yani strese maruz bırakılarak öğrenmeleri istenmiştir. Bir hafta sonra hatırlanan kelimeler test edildiğinde, her iki grup da strese maruz kalmamıştır. Ayrıca test boyunca öğrenme aşamasında ortama verilmiş aynı koku kullanılmıştır. Sonuçlar, kelimeleri öğrenirken tanıdık olmayan bir kokunun olduğu ortamda strese maruz kalmış katılımcıların diğer gruba kıyasla daha fazla kelime hatırladığını göstermiştir.  Özetlemek gerekirse, her ne kadar kokular öğrendiklerimizi ve anılarımızı daha duygusal bir şekilde hatırlamamıza yardımcı oluyor olsa da, yeni bir bilgi öğrenilirken bu bilginin hem tanıdık olmayan bir kokuyla hem de yoğun bir duyguyla beraber öğrenilmesi gerekmektedir. Ancak bu şekilde kokular hatırlamamıza yardımcı olacak bir araç olarak kullanılabilmektedir.  

Sonuç olarak, diğer duyularmızdan farklı olarak nöropazarlama alanında kokuların, yoğun duygularla ilişkilendirildiğinde tüketicilerin ürünleri, markaları, deneyimleri ve hizmetleri duygusal anlamda hatırlamalarına yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Ancak bir önceki yazıda belirtildiği gibi, bir kokuyu ilk defa deneyimlediğimizde bu kokuyu koku-ilişkisel öğrenme (odor-associative learning) sayesinde anında o bağlamda hissettiğimiz pozitif veya negatif duyguyla ilişkilendirmekteyiz. Bu ilişkilendirme, gelecekte bu kokuya olan algımızı ve vereceğimiz tepkiyi belirlemektedir. Yani nöropazarlama alanında kokular kullanılırken, bir mağazada tüketicinin ilk defa deneyimleyeceği bir kokuyu pozitif yoğun duygularla ilişkilendirmesi sağlanmalıdır. Bu ilişkilendirmenin pozitif bir sonuç oluşturabilmesi için örneğin çalışanların tüketicilere olan davranışlarına, mağazanın iç tasarımına, ürünlerin yerleşimine ve uzun kuyrukların oluşmamasına dikkat edilmelidir. Böylece tüketici, mağazaya her uğradığında ortamdaki kokuyu algılayarak daha önce ilişkilendirmiş olduğu pozitif duyguları hissedecek ve bu mağazadan daha sık alışveriş yapacaktır. Ancak, eğer tüketici ilk defa deneyimlediği bu kokuyu negatif yoğun duygular ile ilişkilendirirse, gelecekte mağazaya her uğradığında ve kokuyu tekrar deneyimlediğinde daha önce hissetmiş olduğu negatif duyguları hatırlayacak ve mağazadan alışveriş yapmaktan uzaklaşacaktır. Bu nedenle kokular, bilinçli ve dikkatli kullanıldığı takdirde müşteri sadakatini güçlendirmek adına fayda sağlayacak önemli bir strateji olarak görülmektedir.

Referanslar

Nörobilim Uzmanı Yağmur Başak Ören

Herz, Rachel. The Scent of Desire: Discovering Our Enigmatic Sense of Smell. Harper Perennial, 2008.

Herz, Rachel S. “Are odors the best cues to memory? A cross‐modal comparison of associative memory stimulia.” Annals of the New York Academy of Sciences, vol. 855, no. 1, 1998, pp. 670–674, https://doi.org/10.1111/j.1749-6632.1998.tb10643.x.

Herz, Rachel S. “Emotion experienced during encoding enhances odor retrieval cue effectiveness.” The American Journal of Psychology, vol. 110, no. 4, 1997, p. 489, https://doi.org/10.2307/1423407.

Etiketler: #nöropazarlama, #beyin, #nörobilim, #kokuduygusu, #koku, #hafıza

Koku ve Duygular

Koku duyumuz, limbik sisteme ve bu sistemde yer alan amigdalaya olan direkt bağlantısı sayesinde, diğer duyularımıza kıyasla duygularımızla çok yakın bir ilişki içindedir. Zira anne karnındayken gelişen ilk duyumuzdur ve anne karnında 12. haftada gelişimini tamamlamaktadır. Yani hepimiz kokuları öğrenmeye daha  doğmadan anne karnında, amniyotik sıvının içindeyken başlamaktayız. Yapılan araştırmalar hamilelik sürecinde annelerin tükettiklerinin, bebeğin koku ve tat tercihlerini etkilediğini ortaya koymuştur. Bununla beraber ait olduğumuz kültürün de koku ve tat tercihlerimizi çok büyük oranda etkilediği bilinmektedir.

Koku üzerinde yapılan psikolojik araştırmaların babası olarak kabul gören Trygg Engen, bir kokuyu ilk defa duyumsadığımızda aslında bizim için bir şey ifade etmediğini dile getirmektedir. Ancak, bu kokuyu deneyimlediğimiz bağlam (yer, durum, insan veya olay) ve en önemlisi bu bağlamın bizde yarattığı duygu, deneyimlediğimiz koku ile ilişkili hale gelmektedir. Deneyimlediğimiz ve duygusal olarak önemli hale gelen kokuya bağlı olarak bu kokuyu sevip sevmediğimize dair bir fikir oluşmaktadır. Kokuya dair hedonik tepkileri nasıl edindğimizi açıklayan bu teoriye Koku-İlişkisel Öğrenme (odor-associative learning) denilmektedir. Koku-İlişkisel Öğrenme teorsinin en önemli noktası; bir kokuyu ilk kez deneyimlediğimizde ne hissettiğimizin, gelecekte de bu kokuya ilişkin hedonik algımızı belirlemekte olduğudur. Yani, bir kokuyu beğenmemizin nedeni aslında o kokuyu ilk defa deneyimlediğimizde pozitif duygular içinde olmamız veya bizde pozitif duygular uyandıran bir şeyle bağlantısı olmasıdır. Aynı durum beğenmediğimiz kokular için de geçerlidir; ilk defa bir kokuyu deneyimlediğimizde negatif duygular içindeysek veya bu koku bizlerde negatif duygular uyandıran bir şeyle ilişkiliyse bu kokuyu beğenmemekteyiz. Buna verilebilecek bir örnek, kişinin annesinin vefatı sırasında ikram edilen gül suyu kokusunu, yas ve negatif duygular ile ilişkilendirdiği için hayatı boyunca bu kokudan nefret etmesidir.

Nöropazarlama alanından bir örnek vermek gerekirse; bir mağazaya girdiniz ve daha önce deneyimlemediğiniz bir kokuyla karşılaştınız. Mağazadaki ürünler, ürünlerin yerleşimi, mağazanın iç tasarımı, fiyat aralığı ve çalışanların size olan tavırları kendinizi değerli ve tatmin olmuş hissettirdi. Bu olumlu duyguları, koku-ilişkisel öğrenme sayesinde ortamdaki tanıdık olmadığınız koku ile ilişkilendirdiniz. Böylece o mağazaya her uğradığınızda ve ortamdaki o kokuyu her duyumsadığınızda aynı pozitif duyguları hissedecek ve bu mağazadan daha sık alışveriş yapmaya başlayacaksınız. Tabii ki kurulan bu ilişkinin devamlılık gösterebilmesi için tüketici de mümkün olduğunca pozitif duygular uyandırmaya devam edilmelidir. Eğer ortamdaki koku mağazada yaşanmış negatif duygularla (uzun kuyruklarda bekleme, çalışanların ilgisiz davranışları vb.) ilişkilendirilirse bu mağazadan tamamen uzak durulmasına ve aynı koku duyumsandığında mağazada yaşanmış negatif deneyimlerin ve duyguların hatırlanmasına sebep olacaktır.

Bu nedenle, nöropazarlama stratejisi olarak kokuları kullanırken duygu ve koku ilişkilendirmesinin önemi dikkate alınmalıdır. Bu ilişkilendirme bilinçli bir şekilde yapıldığı takdirde uzun süreli müşteri sadakati oluşturulabilmektedir.

Referanslar

Nörobilim Uzmanı Yağmur Başak Ören

Herz, Rachel. The Scent of Desire: Discovering Our Enigmatic Sense of Smell. Harper Perennial, 2008.

Etiketler: #nöropazarlama, #beyin, #nörobilim, #kokuduygusu