BİLİNÇALTI MI? BİLİNÇDIŞI MI? S. FREUD’UN KAVRAMLARA BAKIŞI
Psikanalizin kurucusu olarak bilinen Sigmund Freud, insanın ruhsal yapısını açıklarken hem yapısal hem de topolojik kavramlardan bahseder. Topolojik bakış açısına göre insanın psişik dünyası bilinç, bilinç öncesi ve bilinçdışından oluşur. Freud’a göre ruhsal yapıda birincil ve ikincil süreçler bulunur. Birincil süreçler bilinçdışını; ikincil süreçler ise bilinç ve bilinç öncesini temsil eder. Freud psişik dünyanın bu yapısını buz dağına benzetir. Bilinç, buzdağının su üstündeki kısmını temsil ederken; bilinçdışı suyun altındaki kısmını tasvir eder. Bilinçdışının varlığına ilişkin olarak Freud bilinçdışının gerekli (necessary) ve meşru (legitimate) olduğundan söz eder. Bilinçdışı gereklidir çünkü bilinçte olan bilgiler arasında bir boşluk vardır ve bilinç hem sağlıklı hem de sağlıksız insanların davranışlarını tamamıyla açıklamakta eksik kalır.
Freud’ un birçok kitabı onun bilinçdışı kavramını ve kişilik kuramını içermektedir. Fakat bu kadar yaygın olarak ele alınmasına rağmen, Freud ile ilgili bir belirsizlik dikkat çekicidir. Türk psikoloji literatüründe onun görüşleri ele alınırken bazı kaynaklarda “bilinçdışı” kavramına, bazılarında bunun yerine “bilinçaltı” kavramına, bazılarında ise her ikisine birden rastlamak mümkündür. Bu kullanım farklılıkları çeşitli soruları da beraberinde getirmektedir. Acaba Freud’un özgün olarak kullandığı kavram hangisidir, bilinçdışı mı bilinçaltı mı? Freud’un eserlerine genel olarak bakıldığında açıkça görülmektedir ki kavram bilinçdışı şeklinde kullanılmaktadır. Freud’un 1905 ile 1920 yılları arasında kaleme aldığı çok sayıdaki vaka analizi incelendiğinde bunlarda da bilinçdışı kavramıyla karşılaşmaktayız. Fakat Türkçe çevirilerde böyle bir bütünlük görülmemektedir. Bazı eserlerde kavramın İngilizcede orjinali “unconscious” şeklinde geçmesine rağmen Türkçeye bilinçaltı olarak çevrildiği, bazılarında ise kavramın “bilinçsiz” ve benzeri şekillerde çevrildiği görülmektedir. Bu da bize Türkçe kullanımlarda genel olarak çeviriden kaynaklanan bir sorun olduğuna dair fikir vermektedir.
Freud üzerine derinlemesine araştırma yapıldığında çok az bilinen daha erken tarihli çalışmalarına rastlamak mümkündür. Örneğin Freud’un 1893 tarihli Fransızca yayınlanan Quelques Considérations Pour Une Étude Comparative des Paralysies Motrices Organiques et Hystériques (Organik ve Motor Paralizin Karşılaştırmalı Bir Çalışması İçin Bazı Hususlar) adlı bir çalışması vardır. Bu esere bakıldığında Freud’un burada bilinçaltı kavramını kullandığı da görülmektedir. Freud şöyle demektedir: “İzlenim bilinçaltında (le subconscient) kaldığı zaman, onu yok etmek imkânsızlaşır.” Hatta muhtemelen Freud’un bilinçli olmayan zihinsel süreçleri ifade etmek için kullandığı ilk kavram budur. Görüldüğü gibi her ne kadar eserlerinin hemen hepsinde bilinçdışı kavramına rastlansa da ilk dönem çalışmalarında bilinçaltı kavramı ile karşılaşmak mümkündür. Konuya açıklık getirmek için, bilinçaltı ve bilinçdışı kavramlarının ve Freudyen psikolojinin tarihsel gelişimini incelemek, araştırmak, okumak faydalı olacaktır.
Sonuç olarak Freud’ un bu iki kavramı farklı anlamlarda kullandığı görülmüştür. Bilinçdışı kavramını ilk kullanan ve onu formülleştiren kişinin Freud olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Freud, kendisinden önceki düşünce birikiminden istifade etmiş ve bu kavramı psikolojik bir içerikle sistemine adapte etmiştir. Freud’un teorisini geliştirme aşamasında Janet’den ve onun bilinçaltı kavramından yararlandığı bilinmektedir. Bu sebeple Freud ilk dönemlerde bilinçaltı kavramını kullanmıştır. Fakat yaptığımız inceleme göstermiştir ki Freudyen psikoloji söz konusu olduğunda kullanılması gereken kavram “bilinçdışı”dır. Bilinçaltı ve bilinçdışı kavramlarının birbiri yerine kullanılmasının hatalı olacağı, birçok psikolog tarafından kabul edilmektedir. Hatta bu ayrımı, her iki kavramın önemli temsilcileri Janet ve Freud da dile getirmiştir. Bilinçaltı kavramı topografik kurama uygunluğu ve bilincin altında bir yer ifade etmesi bakımından daha klinik bir kavram olarak görülmüş ve nörologlar arasında bu kullanım tercih edilmiştir. Fakat Freud bilinç ile psişenin bir görülmesi riskini barındırdığı için bu kullanımı uygun görmemiş ve özellikle bilinçdışı kavramını tercih etmiştir.
Türkçeye çevrilen veya Türkçe kaleme alınan eserlerde Freud’un teorisi söz konusu olduğunda kavramın bazen bilinçaltı şeklinde kullanıldığı görülmektedir. Bu kullanımın hatalı olduğu ve çevirilerde ise bir çeviri hatasının söz konusu olduğu görülmektedir. Fakat bu hatanın bir nedene bağlı olduğunu iddia edebiliriz. Psikanalizin en önemli kavramlarından biri olan “bastırma” kavramı Türkçede aşağı doğru bir yön ifade ettiğinden ötürü ve bastırma bilinçten bilinçdışına doğru olduğundan dolayı, bilinçdışını bilincin altında bir alan olarak mekânsal bir tarzda tasvir etmek oldukça pratiktir. Bilinçaltı kavramı topografik kurama daha uygun gözükmektedir. “Bilinçaltına bastırmak” ifadesi “bilinçdışına bastırmak” ifadesine göre daha kullanışlıdır. Türkçe eserlerin bir kısmında kavramın bilinçdışı diye kullanılmasına karşın, topografik kuramdan bahsederken veya bastırma kavramı ele alınırken bilinçaltı kavramının tercih edildiği görülmüştür. Freud’un daha eski Türkçe çevirilerine bakıldığında bunların bir kısmında “bastırma” (repression) yerine “itme” “bastırılan” (repressed) yerine itilen” şeklinde kullanımlara rastlanmaktadır. Bilinçten bilinçdışına bir takım düşüncelerin bastırılması yerine itilmesi dile daha kolay gelmektedir. Hatta bazı çevirilerde “içe tıkma” veya “içe itme” şeklinde kullanımlar da görülmektedir. “Bastırma kavramı yerine “itme” kavramının kullanılması durumunda “bilinç dışına itmek” ifadesinin daha fazla kabul görmesi muhtemeldir.
Kaynaklar: Uçar, S., 2019. Psikanalizde Bilinçdışı, Sevinç, K., 2019. Freudyen Psikolojide Bilinçaltı ve Bilinçdışı Kavramları Arasındaki Benzerlikler ve Farklılıklar